Roma Dönemi Kaya Mezar Geleneği

MendereS

Admin
Yönetici
Administrator
Katılım
22 Eki 2017
Mesajlar
1,177
Tepkime puanı
4,329
Puanları
118
Kayaların oyularak mezarlar haline getirilmesi geleneği çok eskilere dayanır. Anadolu’da Urartu hatta Hurrilere değin geriye götürülen kaya mezar geleneği, gerek kremasyon gerekse inhumasyon olsun, ölen kişinin cesedi ya da urne içindeki külleri, kireçtaşı tabanlı kayalara oyulmuş mezar odasına veya odalarına konulmakta ve ağzı kapatılmaktadır. Her ne kadar oda mezarlar daha öncesinde olsa da, bunların kayalara oyularak yapılması bir Urartu geleneği olarak yaygınlaşmış gibi görünmektedir. Diğer taraftan kayaların kutsal sayılması ve oyulması geleneğinin Hititlerde de çok yaygın olduğu bilinir.

Kaya mezarları Roma İmparatorluk zamanında, Afrika’dan Anadolu’ya değin uzanan geniş bir coğrafi temsile sahiptir. Hatta Ürdün’deki Antik Petra kenti kayalara oyulmuş mezar anıtları ve diğer yapılarıyla ünlüdür. Anadolu’da ise Roma döneminde kaya mezar geleneğinin çok yaygın olduğu görülür. Anadolu’nun neredeyse tüm dağlık kesimlerinde kaya mezar örneklerini görmek mümkündür. Özellikle Güneydoğu Anadolu (Kommagene), Orta Anadolu (Kapadokya) ve Akdeniz Bölgesi (Lykia ve Kilikya ve ayrıca Dağlık Kilikya) başta olmak üzere, pek çok bölgede Roma Dönemi kaya mezarlarına rastlamak mümkündür. Anadolu’da en erken örnekleri Hurrilere değin geriye götürülen kaya mezar geleneği, Bizans Döneminin erken evrelerinde de devam etmiştir.

Kaya Mezarları, Anadolu'nun hemen hemen her yerinde ve pek çok kültüre ait özellik sergileyen örnekleri olduğu bilinir. Bunlar dış cephe özelliklerine ve iç mekân düzenlemeleri bakımından birbirinden farklılıklar gösterirler. Örneğin Urartu, Karia, Lykia, Pontus ve Kilikya bölgelerinin kaya mezarları kendine özgü niteliklere sahiptir.

Kaya mezarlarının girişlerini kapatma yöntemleri, kayalığın durumuna, maddi olanaklara ve taş ustasının tercihlerine göre belirlendiği anlaşılmaktadır. Kaya mezarları bazen tek bir kişiye ait olabileceği gibi, birden çok kişiye de (olasılıkla aile bireylerine) ait olabilmektedir. İçinde klineler şeklinde ceset koyma yerlerine sahip oldukları anlaşılan kaya mezarları, tek odalı ya da çok odalı örneklerle karşımıza çıkarlar. Kentin çevresindeki kaya formasyonunun (özellikle oyulmaya uygun kireçtaşı ya da tüf jeolojisine sahip alanlar) yapılmalarında önemli bir etken olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan örneğin Dağlık Kilikya Bölgesi gibi tarım toprağının az olduğu yerlerde ya da rakımın yüksek olduğu yerleşim yerlerinde kaya mezarlarına sıklıkla rastlanmaktadır. Tapınak cepheli, çok odalı kompleks planlı ve tek odalı basit tipler şeklinde sınıflandırılan kaya mezarlarını ayrı başlıklar altında ele almak, konunun anlaşılması bakımında önemlidir.

roma kaya mezarı.jpg

Tapınak Cepheli Kaya Mezarları

Kaya mezarları, ev ya da tapınak gibi mimari yapıları örnek alan cephe görünümlerine sahiptir ve bunların bazı özel yapılma nedenleri olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin tapınak cepheli kaya mezarlarının yapılma gerekçeleri Fedak’a göre, sosyal bir mesaj verme ya da ölen kişinin hayattayken kazandığı ünü ve zenginliği gelecek kuşaklara aktarma çabası olabileceğidir. Bu tür mezarlar özellikle Roma döneminde oldukça yaygındır. Doğu’da Suriye ve Ürdün’de antik kentlerin yanı sıra Anadolu’da, özellikle Dağlık Kilikya Bölgesi’nde Olba ve Diokaisareia gibi kentlerde, tapınak cepheli kaya mezarları olduğu bilinmektedir. Bunların ion, dor ya da korinth düzenindeki tapınakların ön cephe mimarisinin özelliklerini örnek aldıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca bunların bulundukları yer itibariyle ayrıcalıklı bir konuma sahip oldukları ileri sürülmüştür . Örneğin Tapınak cepheli kaya mezarının, vadiye hakim bir konumda olduğu ve bulunduğu dik kaya yamacının yüksek kesimlerinde inşa edildiği bildirilir. Mezara ulaşmak için ise aşağıdaki vadi tabanından yukarıya doğru basamaklar yapıldığı da tespit edilmiştir.

Tapınak cepheli kaya mezarlarının yaptırılma nedeni olarak dinsel inanış ve uygulamalardan ziyade, siyasal ve maddi koşulların yüksek seviyelerde olmasıyla ilişkilendirilir. Böylelikle bu gösterişli mezarlar sayesinde, toplum içinde siyasal ve ekonomik gücün etkili biçimde ortaya konulduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Akçay, Olba’daki tapınak cepheli kaya mezarlarının da ekonomik imkânlarla açıklanabileceğini düşünür. Böylelikle ekonomik gelişmelerin körüklediği kentleşme olgusunun mezar mimarisine yansımasının bu tip mezarlarla doğrulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu tip mezarlar, kent içinde diğer kaya mezarlarına nazaran daha gösterişli olmalarına rağmen Lykia ve Karia örneklerine göre daha sade bir görünüme sahiptirler.

Tek Odalı Kaya Mezarları

Kaya mezarları basit tek odalı ya da kompleks çok odalı kaya mezarları olarak sınıflandırılabilirler. Tek odalı kaya mezarlarının yapımları basit olduğundan, Roma döneminde bunların oldukça yaygın oldukları görülür. Ayrıca düşük maliyetli olmaları ve birkaç kuşak boyunca kullanılmaları onların en sık kullanılan kaya mezarı tipleri olmalarını sağlamıştır. Basit Kaya Mezarlarında kline, sanduka ve düz zemine ölülerin yatırıldığı ve kremasyon kaplarının da bu tek odalı kaya mezarlarına konulduğu varsayılmaktadır. Anadolu’da Karadeniz bölgesinden Güneydoğu Anadolu Bölgesine değin uzanan geniş bir alanda, bu tür mezarlara rastlamak mümkündür. Örneğin Ordu Dikenlice’de ve Diyarbakır Ergani yakınlarındaki İS 2. yüzyıl Roma kaya mezarları bunlara en güzel örneklerdir. Özellikle Ergani’deki giriş kısımları silindir şeklinde yekpare taşlarla örtülen kaya mezarları arasında tek odalı basit kaya mezarlarının yanı sıra (Resim

çok odalı kaya mezarlarının da olduğu söylenmektedir. Diğer taraftan Dağlık Kilikya Bölgesi’ndeki Olba Antik kentinde de bu tip mezarların olduğu ve bunlara ait girişlerin tıpa, duvar örme ya da ahşap-metal malzeme ile kapatıldığı bildirilir. Bazen tekil bazen

ise nekropol olarak tanımlanan tek odalı mezarlar, kaya mezarların en yaygın örnekleri arasında gösterilebilir. Bunların cephe özellikleri ise çok farklı şekillerde olabilmektedir. Örneğin Ordu Delikkayada olduğu gibi kaya mezarlarının bazen sarp ve ulaşılması zor yerlere yapılmış olmaları, bunların kutsal ve bir amaca da hizmet ettikleri söylenebilir. Diğer taraftan bu durum onlara anıtsal bir özellik de katmaktadır.

Çok Odalı Kaya Mezarları

Çok odalı kaya mezarları, başta Urartu Krallığı’nın başkenti Van Kalesi (Tuşpa) olmak üzere birçok büyük merkezden iyi bir şekilde tanınmaktadır. Planları; girişte bir platform, büyük bir kapı ile geçilen geniş bir ana oda ve bu odadan bir kapı ile geçilen yan oda veya odalardan oluşur. Oda sayısı Dağlık Kilikya’daki Olba’da (3 odalı) ve Karia Bölgesi’ndeki Iasos antik kentinde olduğu gibi birkaç tane olabilir. Birbirleriyle bağlantılı veya kompleks olan bu türden mezarlar en çok 6-7 odalı olabilmektedir. Çok odalı kaya mezarları, genellikle boyutları bakımından dikkat çekicidirler. Kapıları rahatlıkla girilebilecek genişlik ve yüksekliğe sahiptir. Ayrıca bunların dış cephe veya iç mekân düzenlemeleri çeşitlilik göstermektedir.

En erken örnekleri Urartulara kadar geriye gittiği anlaşılan çok odalı kaya mezarları, tek odalı kaya mezarları kadar yaygın değildir. Pek çok Roma kent nekropolünde bunlar, kompleks ya da bitişik odalı kaya mezarları olarak da tanımlanmışlardır. Afrika’dan Anadolu’ya değin uzanan bir coğrafyada rastlanan bu türden kaya mezarları, genellikle tipik Roma dönemi mimarisini yansıtırlar.

kaya mezar içi.jpg

Columbarium

Columbarium, Eski Roma'da kremasyon sonrası ölü küllerini saklamaya yarayan ve duvarlarında çok sayıda niş yeri olan mekânlara verilen isimdir. En erken örneklerine Urartu arkeolojisinde karşılaşılan columbariumlar, bir kaya mezarı içinde urnelerin saklanması için nişlerin içinde açılan oyuklara, dolayısıyla da bu kremasyon mezarlara verilen isimdir. Roma mezar mimarisi içinde bunlar, yer altı ya da kaya mezarları olarak da bilinirler. Bu mezarların temel özelliği ise -mezar odasının sık sık yeni getirilen ölü külleri için kullanımından dolayı- duvarlarda yan yana birbirine çok yakın sıralanmış oyukların/nişlerin bulunmasıdır. Columbarium olarak adlandırılan bu mezarların 700 tane ayrı ölü külünü alacak kapasite olduğu anlaşılmaktadır. Bu tip mezarlara gömülenler, genelde yoksul kesimden insanlardı; bunlar köleler ve azat edilmiş köleler olarak sıralanabilir. Örneğin bu türden bir columbarium yapısı, Roma’da Appian yolu üzerinde bulunmaktadır.

Columbaria'nın yaygın kullanımı, bir Roma kenti odası olarak öne çıkar. Ancak Etruria ve Campania gibi küçük yerleşim yerlerinde de columbariumlar söz konusudur. Bu yapılar genelde imparatorlar ya da imparator ailelerinden kimseler tarafından finanse edilmiştir. Ancak sonsuzluğa uğurladıkları yer olarak gördükleri columbariumların inşası ve bakımı için buraya yakınlarını gömen halktan ya da kölelerden insanlar da bir araya gelip bunların inşası ya da bakımı için fonlar oluşturabilirlerdi. Bunlar çeşitli boyut ve biçimlerde olabilmektedir ama çoğu küçük yapılardı. Cenaze yakıldıktan sonra kalıntıların konulduğu ölü külü kapları, columbariumların duvarlarında yer alan nişlerin içine konulurdu. Örneğin Vigna Codini’de olduğu gibi bu nişlerin olduğu yerlerde resimler ve ayrıca yazıtlar da olabilirdi . Ayrıca bunların yakınlarında krematoryum olarak bilinen ölü yakma yerleri de olduğu anlaşılmaktadır.

Kaya mezarları başlığı altında, bir alt tip olarak tanımlanan columbariumlara en iyi örneklerden biri Anadolu’da, Dağlık Kilikya Bölgesi’ndeki Olba kentinde tespit edilmiştir. Buradaki kentlerde örnekleri çok fazla görülmeyen columbarium tipi kaya mezarlara Elaiussa-Sebaste’de de rastlandığı bildirilmektedir. Olba’daki columbarium, kayaya oyulmuş dikdörtgen planlı bir mezar odası olarak tasarlanmış ve her iki kısa kenarında zemin ile bitişik 47 cm genişliğinde sekiler oluşturulmuştur. Bu sekilerin boyutları itibariyle ölülerin yerleştirilmesi için değil, ritüel nesneleri ya da urnelerin yerleştirilmesi için yapılmış oldukları düşünülmektedir. Sekilerin hemen üst bölümünde ise urneler ya da ritüel nesneler için yapıldığı varsayılan nişler bulunmaktadır.

Olba’daki mezar odasının tavanının iki bölümlü olduğu, giriş bölümünden tavanın ortasına kadar kayaya oyulmuş tonozlu bir örtü olduğu bildirilmektedir. Buradan mezar odasının arka duvarına kadar olan kısımda ise düz bir tavanın kayaya oyularak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Böylelikle mezar tavanının ön kısmındaki tonoz sayesinde mezarın ortasında kavisli bir cephe oluşturulmuştur. Mezar odasının içinde olasılıkla ölü külü kaplarının konulduğu, dört dikdörtgen küçük ve bir de büyük ana niş olmak üzere toplam beş niş vardır.

Sonuç olarak Hadrianus Dönemi’nde aniden başlayan lahit işleme sanatı nedeniyle İS 2. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş kremasyonun yerini inhümasyon almaya başlar. Hristiyanlıkla birlikte ise çok sayıda ölünün bir arada gömülmesini sağlayan catacomblar, daha önce yakılan ölülerin küllerinin konduğu columbariumların yerini almış ve zamanla bunlar, Hıristiyan geleneklerinde en çok tercih edilen mezar tipi haline gelmiştir.

kaya mezar eşyaları.jpg

Catacomblar

Catacomblar, Roma döneminde columbariumların yerini alan erken Hristiyanlık dönemi mezarlarıdır. Kelime anlamı fazla derin olmayan çukur demektir. Roma’da özellikle Erken Hristiyanlık dönemiyle ortaya çıkan katakompların sayısı 60’ya yakındır. Bu mezarlarda, Hristiyanlığın ilk zamanlarındaki Hristiyanlar gömülmüştür. Söz konusu mezarlar, tıpkı kaya mezarları gibi, yumuşak kireçtaşı/kalker kayaların oyulmasıyla yapılmıştır. Hristiyanlığın erken zamanlarında, bunlar ayrıca, Hristiyanların dini tören ve ayinler için toplandıkları gizli alanlar olmuştur.

Hristiyanların ilk toplanma yerleri olan catacomblar, bu özelliğinden dolayı zamanla Hristiyanlar için kutsal yerler haline gelmiştir. Çünkü bu yerler, Hristiyanlığın yayılması için yürütülen faaliyetler açısından oldukça güvenli olmuştur. Ancak daha sonra, üçüncü yüzyıl ortalarında, bunlar “güvenilir” yerler olmaktan çıkmış ve deşifre olmuştur. Hristiyanlar, söz konusu bu yeraltı mezarlarının deşifre olmasıyla birlikte, bunların normal giriş ve çıkışlarını duvarlarla örüp kapatmışlar ve buralara giriş-çıkış için gizli geçitler yapmışlardır. Tıpkı bir labirent gibi, yerin altında kilometrelerce uzayıp giden catacomblar zamanla çok geniş ve kompleks mekanlar haline gelmişlerdir.

Catacomblar iki farklı plan tipinde görülür ve bazen bu iki farklı plan tipi bir arada görülebilir. Birinci plan tipi, ana koridordan çıkan farklı uzunluktaki yan koridorlardan oluşur, ikinci plan tipi ise ızgara sistem olarak bilinir. Bu sistemde, en az iki paralel koridor ve bunları birleştiren enine koridorlar söz konusudur. Bazı katakompların duvarları, Hristiyan kiliselerinde veya columbariumlarda olduğu gibi, freskolar ile süslenmiştir. Bunlarda özellikle Yeni Ahit’ten alınan konular işlenmiştir.

Catacombların bazıları iki hatta daha fazla katlı olabilmektedir. Örneğin St. Sebastian catacombu dört katlı olup duvarlarında ölülerin vücutlarını yerleştirmek için niş benzeri oyuklar açılmıştır. Ölü beden buraya konulduktan sonra bu oyuklar, tuğla veya taş yardımıyla kapatılmıştır. Özetle Catacombları hem bir yer altı mezarlığı veya mimari mekan hem de bir ayin/toplanma yeri olarak tanımlamak mümkündür.
 

dardanoss

Bakmakmı?? Görmekmi??
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
8 Eki 2019
Mesajlar
1,384
Tepkime puanı
3,739
Puanları
118
Yaş
60
Selaymun aleyküm sevgili ustam. Bu çember içine aldığım yer sunak ise Sol cenabu görmek ister idim . Lakin yinede alt blok oklFB_IMG_1604570479021.jpgarın alt kısımları cazip duruyor
 
Üst