Define Bulunan Yerler, Kaçakçılık ve Tahribatlar

MendereS

Admin
Administrator
Mesajlar
813
Beğeniler
2,700
Puanları
98
#1
Definecilik gibi eğitim veren bir kurumun olmamayışı bir çok uyanık insanların iştahını kabartmış, Definecilerin zaaf noktalarından faydalanılarak kocaman sektörler meydana getirilmiştir. İnsanımızın gözünün içine baka baka yalancılık, dolandırıcılık hat sefaya gelmiştir. Günümüzde bu işi sıkılmadan utanmadan reklamlara başladılar.

Değerli arkadaşlar şunu kesinlikle unutmayınız. Hiç bir insan elindeki değerleri bir yere gömüp yanı başındaki kayaya ve ya kayalara bir çentik yada bir figür koyup; EY! millet ben buraya gömü yaptım deme mantıksızlığı içerisinde değildir. Arazide karşılaştığımız kayalar üzerinde gördüğümüz bir çok figürler mevcuttur, bunlar bire bir gömü için yapılmamıştır. Bunların bir çoğu mezarlardır, bazıları kabile veya kavimlere ait nişanelerdir, kaya mühürleridir, bir takım figürler sınır taşlarıdır v. s.

Önemli: Define sadece çil çil altınlardan oluşmaz, bir yazılı toprak tablet, bir figürlü vazo, bir yazılı kaya parçası v. s eser ve objeler kilolarca altın değerinden olduğunu unutmamalıyız, tahrip etmekten şiddetle kaçınmalıyız.

Defineci, gündönümü yani 21 haziran gönü doğaya çıplak göz ile izlemeye çalışması profesyonel defineciliğin gereğidir. Çünkü bu gündönümü gömünün atlar gibi bitkiler üzerinde etki edip sarartacaktır. İkinci gözlem dönemi rüzgarsız lapa lapa yağan kar zamanında doğayı gözlemlemektir. Gerçekten yer altında bulunan muhtelif metallerin otları sararttığı, kar yağışı esnasında karı erittiği çevresine göre karı geç tutup erken erittiği görülecektir. Bir başka gözlem yolu; kazılan toprak üzerinde ne kadar zaman geçerse geçsin mutlaka orijinal tabakaya göre yumuşak duracak birde üzerinde yetişen ot gibi bitki türlerinin boyu farklı ve kökleri kalın olacaktır. Bu gözlemler defineciyi ulaşmasında ciddi şekilde götürecektir.

Mezarlık alanlarında bitki örtüsü boyu çok yüksek sığ olmakla birlikte toprak rengi çevresine göre bir ton daha siyah olur. Bununda sebebi insan bedeninin de yüksek seviyede yağ bulunmasıdır.

Toprak altında bulunan altın ve gümüş gibi metaller atmosferdeki 15 ile 27 derece ıssı seviyesinde doğal olarak ısınacak ve genleşecek ısınma ve genleşe ile doğal olarak yaydığı manyetik alanı da aynı yönde açığa çıkacaktır. İletkenliği çok yüksek olan altın,sıcaklığın etkisi ile elektronlarında büyük ölçüde bir hareketlilik olacaktır, bu hareketlilik sonucunda manyetik dalgaları sıkışarak toprağın en zayıf yerinde atmosfere dağılma yapacaktır. Elektronların genleşmesi ile meydana gelen manyetik üst seviyede bir sıkışma meydana getirecektir. Sıkışma ve sürtünme olayında ateşlenme olayı da gerçekleşebilir. Bu nedenle ot ağaç gibi bitki örtüsünün toprak altındaki damarlarını zayıflatıp çevresine göre erken sarmalarına neden olacaktır, eğer sıkışma ve sürtünme fazla ise o yerde bitki örtüsü kalmayacaktır. (Definecilerin hava ısısının 15 ve üzeri derecelerde detektörle arama yapmaları daha avantajlıdır. dedektörlerle sadece toprak yüzeyindeki metaller bulunabilir.

Defineci çıplak gözleri ile doğayı iyice gözlemlemelidir, arazının insan yaşamına elverişli olup olmadığına kanaat getirmeli, dikkatini aşağıda sırladığımız unsurlar etrafında yoğunlaştırıp araştırmaya başlamalıdır.

1- Harabe yerleri (Ören yerleri Gömü mezar ve muhtelif objeler bulunmakta ve sit alanı içinde olup yasal olmayan tahribattan kaçınalım)

2- Yığma tepeler (Tümülüs ve Höyük yapılarıdır. Muhtelif gömü ve objeler bulunmakta Yasalarımıza göre sit alanıdırlar tahrip etmekten kaçınalım.)

3- Çeşme veya pınar gibi su kaynakları çevreleri ( Gömü bulunabilinir.)

4- Üzerinde işaret resim veya sembol bulunan kayaların çevresi (Geneli Mezarlarıdır, içinde muhtelif mezar hediyeleri bulunur.)

5- Çeşitli medeniyetlere ait mezarlık alanları ( Mezar hediyeleri bulunur)

6- İnsan yaşantısına uygun mağara önleri (Gömü bulunabilir, yaşayan insanlara ait muhtelif araç ve gereçler ele geçirilebilir.)

7- Dini yapılar ( sebep ne olursa olsun saygılı davranmak gerekir İnancımızın gereğidir. )

8- Çakıl yığınlar ( Büyük çakıl yığınları Roma dönemine ait tümülüslerdir, ufak olanları yine mezarlardır, bir çoğunda mezar hediyesi bulunmamaktadır.)

9- Şelale arkaları: Önemli bir araştırma alanıdır, mezar ve gömü bulunmaktadır.

10- Kale surlarının önleri: muhtelif sikke, savaş malzemesi bulunur.

11- Halk arasında define var olduğu söylentisi olan alanlar ( Yakın tarihe aittir, sabit ve kalıcı olan yüzey unsurları üzerinde durulmalı)

12- Köprü ayakları: Değerli arkadaşlar definecilik alanında faaliyet gösteren bir site bu tür bilgi vermektedir, sakın bu bilgiye uyup hiç bir tarihi yapıyı, köprüyü hanları ve sairleri define arama uğruna yıkmaya, tahrip etmeye yönelmeyelim. Yanlış ve art niyetli bir bilgilendirmedir. Hiç bir insan deli de olsa bile gidip su yatağına yada köprü ayağına altınlarını gömmez akıl işi değil. Lütfen itibar etmeyelim.
Şunu unutmayalım insanlar yaşadıkları yerlerde mutlaka bir kalıntı bırakmışlardır, bırakılan çeşitli kalıntılar zamanında yaşamış insanlar hakkında bilgi verir,

Define bu alanlar içinde olduğuna dair Arkeoloji bilimi ispatlamıştır. Başka yanlış yalan ve dolandırırcıların peşinde gidip zaman ve paranızı ziyan etmemenizi tavsiye ederiz.

Define arayıcıları için çok önemli bir konuyu burada daha ayrıntılı hale getirelim

. Ancak burada vereceğimiz bilgilerin belirli bir kanunu , ya da mutlakıyet ifade eden bir yönü bulunmaktadır. Bununla beraber define gömülerinin nirengi noktalarıyla ilgili olarak hata payı çok az olan bazı bilgi ve tecrübeleri aktarmış olacağız.

Bu işle uğraşanların ve bizim de sıkça ifade ettiğimiz gibi banka ve başka bir koruma yolunun bulunmadığı dönemlerdeki insanlar para ve kıymetli eşyalarını , ancak kendilerinin belirleyebildiği en gizemli noktalara saklıyorlardı. Bu noktalar arazinin muhtelif yerleri olabileceği gibi evler , kiliseler ve çeşitli doğa yapıları olabiliyordu. Bunların dışında elbette her para gömücüsünün kendine has belirlenmiş yerleri de olabilir. Bizim burada yapacağımız ; para ve kıymetli eşyaların nerelere konulabileceğinin mantığı üzerinde durmaktır.

Öncelikle şunu ifade edelim :

1. Gömüyü yapan kişi malzemesini gömmeden önce mutlaka iyi bir düşünce sürecinden geçecek , kendi yaşadığı bölgelerin içinde kendisince en uygun ve akla en yatkın yeri bulmaya çalışacaktır. Ancak akla yatkın olması kendi açısından önemlidir. Bu nokta başkası tarafından akla ve mantığa uygun olmamalıdır. Esasen bu tür yerlerin o günkü şartlar altında işlek ya da tenha bir yer olması önemli değildir. Önemli olan dikkat çekici yer olmamasıdır. Gömüyü yapan kişi en kalabalık bir yeri seçip oradaki gelen geçen insanlara da - fark ettirmeden- malzemeye bekçilik yaptırabilir.

2- Seçtiği gizli gömü alanı kendisinin sık sık ziyaretle kontrol edebileceği bir mekan olmalıdır. ( Bu madde eşkıya ve muharipler için geçerli değildir.) Özellikle ev ve bahçe gömüsü yapan insanlar oturup yattıkları odalardan ya da pencerelerden rahatça gözleyebilecekleri alanları seçerler.

3- Gömü yapan kişi ya da kişiler daha sonra tekrar geleceklerini düşündüklerinden dolayı da ; gömü alanının çevresinde kendilerine uygun belirli yerleri nirengi noktası olarak alırlar. Bu madde arazi ve orman gömüsü yapanlar için daha önemlidir.

4- En son olarak ; gömü yapan kişi ; yeri kaybetmemek ya da sonradan birilerine tarif etmek için gömü alanı çevresine bir takım işaretler koyacak ve onlarla yerin bulunmasını sağlayacaktır. Definecileri esasen en çok ilgilendiren mesele de burasıdır. Ancak bu yönü işin aynı zamanda en zor olan kısmıdır. Zira gömücünün bıraktığı işaretin çözülebilmesi için öncelikle bu işin bir kuralının bulunmadığı bilinmesidir. Burada mantıklar zorlanacak , edinilen tecrübelerden yola çıkılarak bir sonuca varılmaya çalışacaktır. Bir de ; gömücü kişinin sosyal yapısı,eğitim durumu, yaşadığı devir ve dine bakış açısı iyi bilinecektir. Sadece bunlarla bitmeyip bir de Grek , Roma , Frig , Bizans ve yerine göre Osmanlı alfabe ve rakam sistemlerinin bilinmesi kaçınılmaz olmaktadır. Son olarak da ; belki bir miktar tarih bilgisi definecinin en önemli malzemesi olmaktadır. Çünkü biz Hz. İsa'nın henüz doğumu 2.000 sene olmasına rağmen 3.000 yıllık incil'den bahseden tarih uzmanlarını! Çok gördüğümüz için bu meselenin ne kadar önem taşıdığını da çok iyi biliriz.

Malzemeyi gömen kişinin yer sorununu çözmesi ile ilgili olarak bu kadar bilgi verdikten sonra , gömü mekanları üzerinde bir miktar duralım ; En az işaretlerin kendisi kadar , o işaretlerin bırakılacağı mekanlar da önemlidir. Bazen de hiçbir işaret bırakılmadan geçmiş anlayışlar doğrultusunda bazı gömülerin yapıldığını biliyoruz.

O halde ; Anadolu'daki gömülerin sıklıkla nerelere gömüldüğünü , yapılan gömülerde hangi noktaların daha çok nirengi olarak seçildiğini görmeye çalışalım . Şurası asla unutulmamalıdır ki gömü yapan insanlar kendilerine gömü mahallerini belirlerken asla değişmeyecek olan ya da yakın zamanlarda yerinden oynamayacak olan yer ve mekanları ya da onlara yakın bölgeleri tercih ederler. Bu yerleri kısaca inceleyelim;

1- Araziler: Arazileri kendi şartları içinde çok iyi değerlendirebilen eski insanlar , kendi yaşadıkları devirlerdeki nüfus yoğunluğunu ve yol geçiş güzergahlarını göz önünde tutarak en az dikkat çekecek yerleri seçmişlerdir. Arazi gömülerinin çoğunda yerlerdeki sabit küçük kaya parçalarında bu işin işaretlerini görmek mümkündür. Bunlar ; murçlanmış ve üzerine ok,kama,cezve,nal,şiş,sofra taşı ,zincir, el ayak resmi ile hayvan figürlerinin işlendiği küçük taş parçalarıdır.

Yukarıda saydığımız ve benzeri olan işaretler genellikle kayalıklar üzerine değil ; yerdeki sabit küçük kayalara ve taşlara işlenirler.

Burada dikkat edilecek bir husus arazi işaretlerinin kesinlikle bir tek olmayacağıdır. Hatta ermeni toplumu mensuplarının kendi iç anlayışları doğrultusunda en az iki ya da üç işaret bırakmadan define gömmediklerini herkes bilir. Bu işaretlerin bir tanesi yön bir diğeri mesafe bildirmek zorundadır. Bazen hem yönü hem de mesafeyi tek kalemde bildiren işaretler de bulunabilir. Ok , yay ,tek ayak vb. işaretler bunlardandır. Murçlu kayalar ise mutlak mesafeyi ve yönü sayarak bulmayı gerektiren motiflerdir.

Bu işaretlerin bir kısmı ters yönler için aldatmaca olarak da kullanılır. Ok işareti olarak verilen motifin bazı çeşitleri bunlardan biridir. Diğer bir kısım işaretlerde bulunduğu taşın altını kazmayı ifade eder ; cezve , değirmen taşı , musalla taşı , sofra taşı , yapraklı çiçek bunlardan bir kaçıdır.

Çizilen motifin gösterdiği yönde gidilerek adım ya da metre hesabıyla gömüsü yapılanlar ise gömücü kişilerin mantığını ve kullandıkları uzunluk ölçülerini bilmeyi gerektiren işaretlerdir. Bunlar da bir kısım oklar , kasatura , baş halkalı zincir , tek ayak , tek el , tabanca ya da tüfek vb. işaretler bunların bir kaçıdır. Osmanlı döneminde azınlıkların kullandıkları arşın ölçülerinin bilinmesi gibi bazı bilgiler burada önemlidir. Yine Roma ve Bizans gibi uygarlıkların bıraktıkları işaret ve semboller de bilinmezse malzemenin yerini bulmak mümkün olmayacaktır.
Arazi ve kayalık alanlarda bırakılan bir kısım işaretler sadece müjdesini verebilir. Asıl parayı bulmak da yine ikili - üçlü işaretlerin iyi tanınmasını gerektirir.

Yer taşlarına bırakılan önemli işaretlerden biri de parçalı motiflerdir.Bunlar topal ayı , tek göz , noksan yapraklı çiçek , çolak papaz gibi işaretlerdir. Bu motiflerin kopuk ve noksan olan parçalarının bulunması gerekir. Malzeme kopuk parçanın yine altında değildir. Yakınında aranacaktır. Bununla ilgili bilgi kendi bölümünde verilmiştir.
Yer taşlarına çizilen haç veya yemin ifade eden istavrozlar ise bazen mezara , bazen de tapınağa nişan olarak bırakılmıştır.

Arazilerde tek ağaçlar ve iki üçlü sıralı ya da geometrik şekilli olan ağaç grupları da önemlidir. Definecilerin sıkça bildikleri gibi çatal çamlar , eski ardıçlar , ahlat grupları aldatan yerler değildir.

2- Ormanlar: Gömülerin sıkça yapıldığı alanlardan biri de ormanlardır. Orman gömülerinde sık ekilen grup ağaçlar yerin yol kenarı fakat belirli yetişkinlikte olan ağaçların yakınları tercih sebebidir. Ormanlarda yine dönemeç noktalar ya da bakıldığında bir köy veya ağılı görecek noktalar önemlidir. Eski orman alanlarının da defineciler tarafından iyice bilinmesi çok mühimdir. Orman içlerinde pek çok yerlerde kilise ,tapınak yerleri ile mağaralar mevcuttur. Bugün bu yerler bozulmuş tahrip edilmiş olabilir. O zaman buraların eski halini göz önüne alarak araştırma , inceleme yapmak gerekir . Yani eskiden orman alanı iken bugün çıplak arazi olarak görünen yerler olabildiği gibi tam tersi de olabilir. Hıristiyanlık öğretisi içinde de inziva ve riyazet vardır. Dolayısıyla bir kısım kiliselerle tapınakların orman içlerin yapılmış olması sıkça rastlanan durumlardır. Papaz ve rahipler buralara çekilerek ibadette bulunurlardı.

Yine aynı şekilde bazı manastırların gözlerden uzak ve tabiat ortamları içine yapıldığını sıkça görürüz. Trabzon'daki Sümela Manastırı bunların en güzel örneğidir.

3- Kilise ve tapınaklar : Gerek inançları ve gerekse eski devirlerdeki güvenilirliği nedeniyle gömücü insanların tercih mekanlarından birisi de kiliseler ve tapınaklardır. Genel itibariyle kilise kapı girişleri ve yakın çevreleri halktan olan insanların en fazla rağbet ettikleri yerlerdir. Fakat kiliselerdeki papaz ve rahiplerin kendilerine ait has odaları asıl para mekanlarıdır. Zira halkın ve idarecilerin verdikleri paraları papazlar kiliselerin mihrap altındaki ya da kilise ile ev arasında kullandıkları dehliz içindeki özel yapılı ve güvenlikli odalarında saklarlardı.
Dışarıdan ya da sonradan gelen devirlerin insanlarının bu mekanlarda sıkça tercih ettikleri asıl saklama noktaları kiliselerin avlularıdır. Fakat günümüzde bu tür gömüler yok denecek kadar azdır. Bunlar ya soyunla alınmış , ya da avlular kaybolduğu için bugün bulunamaz hale gelmişlerdir. Mağara tipi kiliselerin ise ön cepheleri , yani bakıldığı zaman görülüp tarassut edilebilecek yakın çevreleridir.

4- Dere ve nehir kenarları : Yer değiştirmesi ve kaybolması kolay kolay münkün olmayan bu tip yerler , define gömücüleri için vazgeçilmez mekanlardan birisidir. Ancak burada bir hususa dikkat etmek lazımdır ; derelerin yatak kenarları bu işlem için kesinlikle uygun değildir. Bir sel ya da akıntının felaket olacağını bilen eski köprülerin yakınları araştırılmaya değer mekanlardır.

5- Köprü ayakları : Köprü civarları gömü ileri için önemli olduğu kadar köprülerin ayakları da çok ilginç saklama mekanlarıdır. Özellikle taş yapı köprülerin ayakları da çok ilginç saklama mekanlarıdır. Özellikle taş yapı köprülerin pek çoğunda ayak kısımlarını işaret eden bir takım motifler ve figürler görürüz. Bunlar bazen bizim gözümüze süsleme ve tezhip sanatı gibi görülebilir ama aslında bir takım saklanmış eşyanın ifadesidirler. Hepsi için bir genelleme yapmak mümkün değildir ; ancak bu iddiamız pek çok yerde doğrulandığı için rahatlıkla ortaya koyabiliyoruz.
Bu tür köprü ayaklarında haç , çiçek , çember , papatya ve güneş resimleri görülebilir. Genel işaretleri bunlardır. İstisna olanları da vardır.

6-Pınar ve çeşme gözeleri : Özellikle arazide gömü yapanlar için en ideal nirengi noktalardan biri de çeşmelerin gözeleridir. Bunları bulabilmek insanı uğraştırabilir. Çünkü pek çoğunun yeri kaybolmuştur. Ancak pınar ve çeşmelerin kendileri de önemli noktalardır. Bunların üst kısımları 7-11-40 adım gibi ölçülerde saklama noktası olarak kullanılmıştır. Bir de çeşme ve pınar gömülerinde 4 yönden birisi baz alınır ve imkan varsa çeşme üzerie bu işlenir. Dikkatli bir bakıcı tahrip olmamış böyle bir çeşme kaidesinde bu işareti yakalayabilir.

Bazı define uzmanlarının ifadelerine göre çeşme gömüleri , suyun aktığı yönde değil ; tam arka istikametinde olmalıdır. Ancak çok sağlıklı bir bilgimizi ortaya koyalım : Çeşme ile yakın mesafedeki bir tepeyi üçgen alan gömücü , malzemesini çeşme ile tepeye üçgen gelecek noktaya koymuştu. Çeşme ile tepe zirvesi 110 adım idi ve üçgen noktasındaki para da tam 110 adımda sabit gibi görünen bir kayanın altında idi.

Çeşmelerin yapı durumu müsait ise işlenmiş taşlarının içine ya da kaidesinin dibine gömüldüğünü anlatan kişiler de vardır. Balık , yılan ve tospağa ( kaplumbağa ) ve baston gibi değişik motifler buraların genel işaretleridir.
Paraların ve eşyaların çeşme/pınar yakınlarına gömülmesinin sebebi buraların bir nirengi noktası olması kadar aynı zamanda eski bir düşüncenin mirası olan anlayıştır. O da çeşmelerin kendisinin değil ama onun derinlerden gelen gözesinin suyu sakladığı gibi paraların da burada saklanacağına olan inançtır.

7- Yol ayrım noktaları ( makas yerler ) : Bu noktada çalışma yapacak kişilerin tarih içindeki eski yol haritalarını ele geçirmek ya da rivayetlerle bunları öğrenmek zorunlukları vardır. İşaretlerde ağzı açık makas ve bazen de kerpeten dört yol ağzını , kırık makas ise üç yol ağzını ifade eder . ( Kırık makas bazen iki suyolunun birleştiği noktayı da verebilir ) Bu tür yerler define gömecek insanlar tarafından çokça kullanılmıştır. Gömücü kişi , nişanını makas , kerpeten , çapraz kılıç , iğne/iplik gibi motiflerle bu yerlere bırakır.

8- Değirmen içi ve çevreleri : Arkeolojik buluntulara göre insanoğlu buğdayı 6-8 bin seneden beri bilmekte ve kullanmaktadır. Buğdayın genel işleme yeri ise değirmenlerdir. Bu sistemin kullanıldığı ilk tarihleri bilemiyoruz ama şurası bir gerçek ki ; ilk değirmenin yapıldığı günden bu güne kadar da insanoğlunun en vazgeçilmez uğrak noktalarından birisi buralar olmuştur.

Değirmenlere su taşıyan ark kenarları , değirmenin yükleme yapılan sırt cepheleri , değirmen çarkının döndüğü istikametin uzak noktaları bu anlamda saklama yerlerinden birisidir.
Bizim aldığımız bir bilgiye göre değirmen sahibi kişi kendi emanetini değirmenin porto ( çift ) kapısının sağ kanadının tam arkasına koymuştur. Gömünün üzerine de kapak taşı ile beton dökerek üzerine demir bir kazık çakmıştır. Kazık esasen gömünün işaretidir ama dışarıdan gelenler onu kapı geriye vurmasın diye takoz zannetmektedirler. Görüldüğü gibi her insanın kendine göre bir gömü mantığı vardır. Bunların tamamına akıl sır erdirmek ve '' Şu define şöyle bulunur '' diye ahkam kesmek mümkün değildir.

9- Höyük üzeri ve Tümülüsler : En önemli gömü noktalarından birisi de buralardır. Biz Tümülüs ve höyüklerin içyapısını anlatacak değiliz. Gömücüler için bu mekanların dış ve yakın çevreleri çok önemlidir.
Sadece define gömücüleri değil , Tümülüsleri yapan insanlar bile para ve diğer emvali , Tümülüs yerine nereye koyacaklarını zamanında şaşırmış kalmışlardı. Çünkü Tümülüsleri birçok kavimler gibi Bizans toplulukları da yapıyordu . Tarihin en büyük soyguncusu olan Bizanslılar , ekonomik sıkıntıları sebebiyle kendilerinden önce yapılmış Tümülüsleri olduğu gibi kendi dönemlerinde yapılanlarıda buldukları ilk fırsatta soyup soğana çeviriyorlardı. Bunun içindir ki geç Bizans dönemi Tümülüslerine artık sadece ölünün cesedi konuluyor , armağanları ise yakın bir bölgede oluşturulan başka bir saklama mekanına bırakılıyordu.

Aynı mantıktan hareketle geç dönem insanları definelerini gömerken höyük ve Tümülüsleri baz alıyor , değişik yön ve mesafeleri belirleyerek emanetlerini Tümülüs ya da höyüğün yakın mesafedeki şurasına - burasına gömüyorlardı . Çünkü buralar asla değişmeyecek ve bozulmayacak sabit mekanlardı.

Define işiyle uğraşan kişilerin bilmesinde fayda olan bir konuda şudur : Tümülüslerin yapıldığı dönemlerde değil ama çok daha sonraki bölge sakinleri kendi gömülerini yaparken mutlaka bu Tümülüs gerçeğini göz önüne alarak gömme işlemlerini gerçekleştirmişlerdir. Tümülüslerin yakınlarında çoğunlukla eski ahlat ve ardıç gibi uzun ömürlü sert ağaçlar vardır. Ya da aynı bölgelerde akarsu , ya da bir tepe tabii dağ/gibi bir nirengi noktası vardır. İşte gömü yapan kişiler bu arazi yapıları arasında çoğunlukla adım hesaplarıyla üçgenler kurarlar . Şayet elde harita veya benzeri bir kayıt yoksa dahi ; Tümülüs çevreleri bu gözle mutlaka incelenmeli , bu bölgeler şüpheden uzak tutulmamalıdır.
Günümüzde de insanlar Tümülüs talan etmek yerine onların çevresindekini bulmaya çalışsalar hem risksiz , hemde sıkıntısız bir çalışma yapmış olurlar . Ruhsatla da yapılabilecek böyle çalışmalar neticesinde tarih dokumuza da zarar verilmemiş olur.

10- Dağ ve Tepeler : Aynen ; Tümülüs bölümünde anlattığımız gibi bu sefer de tabiattan oluşan küçük dağ ve tepeler define gömücüleri açısından mihenk noktalardır. Bu şekil bölgelere ait bir rivayet ya da harita ile karşılaşma durumunda ; tepe ile çevredeki çeşme , pınar , köprü , değirmen , yol ayrımı gibi nirengi noktalar gözden kaçırılmadan sağlıklı bir incelemeye tabi tutulmalıdır.

11- Kayalık alanlar , korugan tipi - çağıl ya da çakıl : Kayalık alanlar bu tür bölgelerde yaşayan define gömücüleri için ideal saklama alanlarıdır. Tarihi geçmişi bulunan kayalık bölgelerde yerde yatay olan taşlarla ilgili bilgileri yukarıda vermiştik . Bir de dikey kaya yüzeylerine ( yanaklara ) bırakılan gömüler ve bunlara ait işaretler vardır.
Kayalık mekanların en çok bilinen gömüleri mihraplar , koltuk taşları önleri ve altlarıdır. Bir de bazı hayvan figürleri yanaklı kayalara işlenir ve içlerinde küçük müjde sadedinde tek paralar ya da yakın bölgedeki büyük paraya ait haritalar vardır. Bu hayvan motiflerinin en çok bilinenleri ejderha , tospağa (kaplumbağa) , fil , ahtapot , gibi hayvanlardır.
Ayrıca çoğu eski yerleşim (ören) yerlerinde gözlerimiz eski yaşantının büyük bir bölümünü görebilir. Bunlardan birisi yerleşim alanlarının yamaçlarına serpiştirilmiş irili ufaklı mezarlardır. Bunlar taşlarla yığınak halde bırakılmıştır. Bu tür bir bölgenin en yakınındaki tepe noktanın zirvesine baktığımızda aşağıdaki taş yığılı mezarların daha büyüğü şeklinde çakıl yığınlı tepeciklerle karşılaşırız. İşte bu noktalar o devirdeki kabile reisinin ya da kral , kraliçe veya rahip olarak adlandırabileceğimiz en ileri gelen kişilerin mezarlarıdır. Bunlar korugan tipli olabilir veya bu şekil taş yığınlarıyla örtülü haldedir.

Zengin , hiçbir zaman fakirin mezarında yatmayacağına göre bu kişi en tepe noktaya yerleştirilmiştir. Bazen yine en yakın bir tepe noktada ikinci bir mezarı aynı şekilde görebiliriz. Buradaki de ya ikinci bir kral ya da kral diyebileceğimiz kişinin eşi olan kişidir.

Bu mekanları biz özel yapılmış define mahalli olarak bildirmek istemiyoruz. Zaten bu tür yerlerde çok fazla parayla ilgili malzeme bulunmaz. ideoller , çanak-çömlek ve şahsi eşya gibi malzeme daha çoktur. Bu yerler zaten dış görünüşü itibariyle apaçık mezar olarak bilindiğinden mevzuat gereği , buralara kazı için izin alınamaz.

12- Sahte mezarlar : Bilinen en çok saklama yöntemlerinden biri de sahte mezarlardır. Mezarlar bölümünde yeteri kadar anlattığımız için burada sadece şu noktaya dikkat çekip keseceğiz ;

Eşkıya ve Ermeni toplulukları Müslümanların mezarlık ve türbelere olan zaafını bildikleri için para ve kıymetli eşyalarını daha sonra gelip almak üzere bu tür yerlere saklıyor ve onları değişik bir biçimde şekillendiriyorlardı. Bizim insanımızda baba-dede kültürü de çok olduğu için bundan ziyadesiyle yararlanıyorlar ve türbenin adını da filan baba- filan dede gibi isimlerle adlandırıyorlardı. Bu tür mezarlarda da dikkatli olmak lazımdır. Yanlışlıkla bir Müslüman zatın kabri telef ve tahrip olabilir. En iyisi gerekli araştırma yapıldıktan sonra buranın bir mezar değil böyle bir define mahalli olduğunun anlaşılmasıyla bu yerlerde ruhsatlı çalışma için izin alınmalıdır.
Sahte arazi mezarları genellikle uzun ve kıblesiz olur . Türbelere yapılan uzun sandukalar orada medfun zatın yüceliğine istinaden uzun imar edilmiştir. Bunlarla arazideki ya da mezarlıklar içinde olan uzun mezarları birbirine karıştırmamak gerekir. Bir örnek vermek gerekirse ; Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde yatan Seyyid Battal Gazi sandukası yaklaşık 7 metredir.

13- Mağaralar : Mağaralar da para gömücülerinin en çok rağbet ettiği mekanlardan birisidir. '' İsli Mağara , Gazlı Mağara , Kemerli Mağara '' gibi isimlerle meşhur olan ve aranan mağaraların normal şartlarda ne ifade ettiğini biz henüz bilmiyoruz . Ama fazla uzman olan bazı bulanık suların balık avcıları bu mağaraları kutsal hale getirip milletin rüyalarına sokuyorlar .

Elbette mağaralar insanların en eski dönemlerden beri kullanım alanlarıdır ve buraları evleri-ahırları ve hatta mezarları olarak kullanmışlardır. Ama asla define gömme yeri olarak kullanmamışlardır. Yani şunu demek istiyoruz : mağaralarda mutlaka para yoktur demiyoruz ama gazlı mağara , isli mağara diye adlandırılan mağaralar özel define yerleridir de diyemiyoruz. Bunun kesinlikle bilinmesinde fayda vardır. Bu uydurma şeylerle akıllı definecinin zaman ve para kaybına girmemesi gerekir.

Tarihin karanlık dönemlerine ait insanının büyük özenle resimlediği muhteşem galerilerden oluşan mağaralar aslında o dönem insanlarının yaşam alanları değildi. Zira buralarda yaşandığına dair herhangi bir kalıntıya veya günlük kullanım eşyasına rastlanmamıştır. Bazı durumlarda korunaklı kaya ağızlarını belli bir süre sığınak olarak kullanmış olmalarına karşın bunlar resimli mağaralar değildi. Resimli mağaralar belli önemli olaylarda veya yılın belli günlerinde topluca gelinip ayinlerin gerçekleştirdiği kutsal mabetlerdi. Bu kutsal mekanlar yalnızca rahiplerin gözetiminde bulunuyor , topluluk ayin ve ritüellere katılmak için buralara geliyordu. İlginçtir ki ; binlerce yıl ayin ve ritüellere sahne olan bu mağaralar son derece temiz tutulmuş ve bu kutsal alanlarda herhangi bir artık kalıntıya rastlanmamıştır.

14- Evler : Kişisel gömüler için önemle üzerinde durulması gereken noktaların başında gelen mekanlardır . Kişiler kendilerine ait özel mücevherat ve paralarını , kıymetli eşyalarını elbette kendilerine en yakın , kontrolü mümkün ve göz önünde yerlere saklayacaklardır. Bunun böyle olması en doğal davranış biçimidir. Bununla beraber ; gömüyü yapan kişi açısından önemli bir durum da kimsenin ilgisini çekmeyecek olan pozisyonun elde edilmesidir .
Herhangi bir ev ortamında arama yapılacağı zaman işte bu noktaların göz önünde tutularak çalışmaya başlanması önemlidir. Bura da yine definecilikte sıkça kendimize yönelttiğimiz soruyu sormamız gerekecektir : ' Ben olsam bu ortamda nereye gömerdim ? ' Bu soruya tam ve net olarak cevap verebilmek çoğu zaman mümkün olamayacaktır zira insanların düşünce ve bakışları birbiri ile her zaman örtüşmeyecektir. Birinin önemli gördüğü noktayı bir başkası hafife alabilir.

Gömüyü yapan insanın bu noktadaki tavrını ve tercihini belirleyen esas unsurlar , onun genel kültürü , kafa yapısı ve görüş alanının genişliğidir. Bu bakımdan her ev ortamında her içeri giren kişinin aynı noktalara odaklanması ve kesin bir yer belirlemesi imkanı bulunmayacaktır.

Burada önem arz eden ana noktayı şöylece ifade edelim : Gömü sahibi malını ister ev ortamı içine koysun , isterse bahçe mekanına koysun ... her halükarda gömüsünün devamlı gözü önünde olmasını ve kontrolden uzak kalmamasını sağlayacaktır. Bunun içinde yatak odasının penceresinden rahatlıkla görülebilecek , oturma odasından gözlenebilecek açıortay noktaları hedef alınması gerekir.

Ancak bilinen özellikleriyle evlerde saklama mekanı olarak tercih edilen ana noktaları şöylece sıralamak mümkündür :
* Yemek ve ekmek pişirme noktaları olan 'Ocak'lar . Buralarda gömüler ateşin tam altına gelen noktaya yapılabildiği gibi , bacanın içinde bir bölüme veya fırın mekanının dış temel dipleri kullanılabilmektedir.

* Merdiven altları ... Burada tespit yapılırken eve giriş merdivenleri olabileceği gibi ; iç mekandaki üst kat merdivenlerini de gözlemlemek gerekir. Merdivenlerin önemli olan noktası en alttaki veya alttan 3. basamağın iç dolgusu olabilir. Özellikle taş veya moloz dolgulu merdivenler bu açıdan önemlidir.

* Avlu içlerindeki uzun ömürlü ağaçlar ... Bunlar genellikle dut , armut veya ceviz ağacı olabilmektedir. Zaman zaman uzun ömürleriyle bilinen çam , ardıç , ahlat gibi ağaçların altı veya belirli mesafedeki yakınları tercih edilmekle beraber Türk Bahçecilik kültüründe bu türden ağaçlar avlu içlerinde pek sık görülmemektedir. Buna mukabil yukarıda isimlerini verdiğimiz türden meyve ağaçları Anadolu'nun sıkça rastlanan türleridir.

Bu tür ağaçlar definecilik anlamında şüphe uyandırıyorsa , bunların ev tarafından görülen yönleri içinde 3-5-7 gibi adımlarla çevresi taranmalı ve tespitler bunlara göre yapılmalıdır. Şayet aynı avlu içinde aynı türden 2 veya 3 gibi fazla sayıda ağaç mevcutsa bu durumda ağaçlar arasında geometrik bir bağlantı kurulmaya çalışılmalıdır.

* Ermeni saklama metotları içinde eski evlerin büyük odalarındaki tavanlarda kullanılan ve '' baba' olarak adlandırılan hatıl ağaçları içine saklama yöntemi vardır. Bu metotta altın ve gümüş cinsinden kıymet ifade eden paralar , ortalama olarak 25-50cm kutrundaki hatıl tahtası yılan yuvası gibi oyularak açılan deliğin içine parmakla bastırılarak sıkıştırılır ve delik parayla doldurulur.

* Özellikle Ermeni ve Rumlara ait eski evlerin kalın duvarları içinde pencerelerin iç- alt kısmının oyularak paraların buralara doldurulması metodu bir hayli yaygındır.

*Ahır ve kilerler... Hayvan barınağı olarak kullanılan ahır mekanları içinde özellikle saman doldurulan ve herkesin her an göremeyeceği mekanlar olan samanlık altları çok önemlidir. Kilerler de ise , harman zamanı bitirilip ev sahibinin bütün kışlığı olan buğday , arpa veya un malzemesinin tam altına gelen noktalar dışarıdan herhangi bir insanın rahatlıkla müdahale edebileceği alanlar değildir. Üstelik bu tür mekanlar daima yabancıların gözünden uzak olan yerlerdir.

Buraya kadar olan anlatımımızda genel olarak bilinin saklanan mekanlarını ortaya koymuş olduk . Bununla beraber tekrar ifade edelim ki ev ve bahçe ortamlarında daha akla hayale gelmeyecek pek çok noktalardan define çıkarımı yapılmış , saklı gömülere ulaşılmıştır. Bunlardan , kuyular , hayvan su içme yalakları , dibek taşı altları , gömme banyo içleri gibi noktalar sayamadığımız alanlardır. Buraların ve benzeri her noktanın inceden inceye define arayıcısının hedefi olmalıdır.

Konu buraya gelmişken yaşanmış çok ilginç bir saklama yöntemini burada sizlerin bilginize sunalım :
Eski şehirde yaşanmış bu olay henüz otobüslerin ve uçağın faaliyet göstermediği ( yaklaşık 100 sene önce ki ) dönemde cereyan etmiştir . O devirde hacca giden bir kişi , elinde saklayamayacağı miktardaki parayı koyacak yer bulamayınca ilginç bir yönteme başvurmuş ve haç dönüşü evinin tertemiz olması mantığından hareketle , yola çıkmadan önce evinin bütün duvarlarını yeniden sıvama ve boyama işine girişmiştir.

Bilindiği üzere eskiden çimento ve bundan mamul harçta yoktu . Sıvalar çamurdan yapılıyordu . Hacı amca çamurun içine sarı sarı altıncıkları karıştırarak evinin belli başlı duvarlarının çamur sıvası içine bütün kalan servetini doldurmuştu.
Hacı amca bu işlemi yapmıştı ama ömrü vefa etmediği için mübarek topraklarda vefat etmiş , vatanına dönememişti .
Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra evlatları ve torunları bu eski evi müteahhite kat karşılığı verirler haliyle eski kerpiç ve taş olan bu ev yıkılacaktır. İşte ne olduysa o zaman olur ve yıkım esnasında orada çalışan ameleler yıktıkları duvarın içinden sıva ile karışık çil çil altınların döküldüğünü görürler . Gerçekte yaşanan ve çevrede meşhur olan bu olayı define saklama yerlerine ilgi duyanlar için bir anekdot olarak buraya almayı faydalı olarak bulduğumuzu söylemeliyiz.

İşaretleri yok edenler kim

Definecilerin Dikkat etmesi gereken önemli noktalardan bazıları da İşaret kırıcılar dır. özellikle elinde define cihazı ile gelen ecnebilere dikkat etmelisiniz. benim makina 3 metre çeker benim makina 5 metre çeker diyen kişilere kesinlikle riayet etmeyin. bu kişiler aslında işaretlerin yerini tespit eder sonrada kırıp giderler. tabi ki bu işlemi yapmadan önce işareti geniş açılı resim çekip kayıt altına alınır.
Bir diğer işaret kırıcılar sadist ve tecrübesiz defineci arkadaşlardır. bu kişiler ben bulamadım başkası da bulamasın mantalitesi kullanarak işaretleri kırıp yok ederler. bu işi defineci arkadaşların yapmaması önemle rica olunur.

Yine başka bir işaret kırıcılar kayıt altına alınmış işaretleri kıranlardır. bu kişiler kayıt altındaki işaretleri bulup kırar ve yakın bölgeye yenisini yaparlar. bu işaretler eski evler, kiliseler gibi belirgin kayıt altına alınmış yerlerdir. işaretin kayıtta göründüğü için yenisini yapmak zorundadır. bunlar tam profesyonel kişilerdir.

Define arama işiyle uğraşan kişilerin başvurduğu yollardan birisi ve belki de bazıları için en önemlisi doğadaki işaretlerdir. Yeraltına ya da kayalık alanlara bırakılan yaşan yerlerinin , mezarların ve gömülerin ulaşım yollarından birisidir işaretler.

Arkeolojik alanda 'sembol' in ingilizcesi 'symbol' olarak nitelendirilen , define işiyle uğraşanların dilinde ise ''işaret'' olarak bilinen şeyler esasen bir alfabedir. Okunmasıyla pek çok çözüm elde edilen yazılardır. Yine arkeolojinin bir dalı olan 'Epigrafi' günümüz diliyle ' yazıt bilim ' bu işin bilimsel alandaki akademik yönüdür.

Epigrafi alanındaki verilen derslerde geçmiş uygarlıkların ifade tarzları , gömü teknikleri , mezar ve yaşam kültürleri ile alakalı olan işaretleme sistemleri olabildiğince anlatılmaktadır. Bu bilgiler ışığında kendi alanında çalışmalar yürüten arkeologlar da , geçmiş dönem insanlarının doğaya bıraktıkları bu sembollerle çoğu kez şüphe duyulan , aranan veya duyumu alınan noktalara ulaşım sağlamaktadır. Dolayısıyla işin akademik ve bilimsel yönünde olan insanlar da bu motiflerden yararlanmakta , işaretlerin rehberliğinde hedef noktalarına ulaşma gayreti sürdürmektedir.
Definecilikle uğraşan insanlar da bir bakıma kendilerini ilgilendiren bu alanda ve işaretlerin rehberliğinde aradıkları hedef noktaları bulabilmek için gayret sarf ederler. Ama bu ikinci guruptaki insanların büyün bildikleri şey kulaktan dolma ve söylentiye dayalı bilgilerdir. Böyle olduğu içinde çoğu kez doğaya bırakılmış olan işaretlerin hemen altını ya da sağını - solunu kazıp netice almaya çalışırlar.

Oysaki çok büyük bir ihtimalle hiçbir ''İlk İşaret '' in altında define bulunması mümkün değildir. İstisna olarak şunu belirtelim ki ; asıl gömüsü define olmayıp mezar benzeri tarihsel bir kültürü ifade eden gömütler bu anlatımın dışındadır. Ama aranılan şey bir define gömüsü ise bunun için söylediğimiz şey doğrudur ve bizden çok daha kurnaz olan eski zaman insanları hiçbir şekilde yaptıkları ilk işaretin altına para koymazlar. Doğadaki herhangi bir işaret şayet paraya yani defineye delalet ediyorsa o talebi mevcut define ile bırakılan işaret arasında çok büyük bir ihtimalle belli bir mesafe vardır. Yaşanan kültürleri ve ilgili zamandaki insanların genel kafa yapılarını belli bir oranda tahlil edebilmiş uzman nişancılar , görülen bir işarete dayalı olarak hiçbir alet ve cihaz kullanmadan ve çok az bir yanılma ile bu malzemeyi bulabilirler. Örneğin bir tabanca ya da bir yılan ya da bir civcivli tavuk belli bir definenin yerini simgeler. Uzman kişi bunlar veya bunlara benzer bir işareti gördüğü zaman emanetin ne kadar derinde bulunduğunu yüksek bir tahminle bilebilir .

Burada önemli olan uzman kişinin bilgi ve tecrübeleri olduğu kadar , incelenip sonuç alınacak olan işaretin bozulmadan duruyor olmasıdır. Örneğin ; bir yerde tabanca resminden bahsedilerek define ihtimali üzerinde durulur. İşareti gelip söyleyen kişi gördüğünü yada bildiğini anlatır. Ancak çoğu zaman da şöyle ifadelerle karşılaşırız.

_'Ben görmüştüm , ama tekrar gidip defalarca kere aramama rağmen şimdi bulamıyorum.'
_'Ben görmüştüm. Ama şimdi kırılmış.'
_'Ben görmedim ama bizim Şaban ya da bizim birader görmüş. Şimdi kırık
_'İşaret işte tam buradaydı,biz kırdık.'

İşte bu şekilde tahribat ve yok edilmezlere maruz kalan işaretlerin , uzman dahi olsa bakan kişiye söyleyebileceği hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla malzemeyi bulmak olabildiğince zorlaşmış hatta imkansız hale gelmiştir.
Böyle durumlarda başvurulabilecek tek yol işareti gören kişinin anlatımı ve ortaya koyacağı bilgilerdir. Ancak şu var ki ; zaten işaretin dilinden anlamayan kişinin kendisi görmüş ve kırmış olsa dahi kırıp döktüğü işarete dair söyleyebileceği çok şeyi olamaz. Bu mümkün değildir.

Şöyle bir örnekle bunu anlatabiliriz. Bazen bize bir kişi gelir ve bulunduğu bölgede kayalık bir alanda 'Nal ' işareti gördüğünü söyler. Gerçekten definecilikte bu sembol çok önemlidir. İki ayrı yere aynı sembolün çizilmiş olması gerekir. Bunların birisi bir at ayağına gelecek şekilde bire bir ölçüde diğeri ise daha küçük olmasıdır. Ayrıca nal üzerine motiflenmiş çivi izleri ve bunların sayısı önem arz eder.
Gelen vatandaş bu konularda bile kendisine soru yöneltilince hatırlamak adına bocalayabilir. Hele hele ikinci nal işaretinden belki hiç haberi bile yoktur. Nal yönünün hangi tarafa baktığını ya da nalın hemen yanı başında nohut kadar bir oyma ya da kabartmanın - şayet varsa- farkında bile değildir. Bakın bu anlattıklarımız gerçek bir nal ile ilgili soracağımız veya dikkat edeceğimiz konuların sadece bir kısmıdır.
Kaldı ki görülen işaretin gerçekten nal olup olmadığı da meçhuldür. Zira nala benzeyen iki ayrı bir motif definecilerin pek çoğunun hiç bilmediği bir semboldür.

delikli taş, değirmen.jpg


Definenin yerinin belli olması için bırakılan işaretler

Ülkemizde hemen hemen her bölgede kayalar üzerine yontulmuş değişik şekillerde figürler,izler, çizgiler, yazılar ve canlılara ait resimlere rastlamak mümkündür. Bu şekilde geçmiş medeniyetlerin bıraktıkları bu izlerin ne anlama geldiği merak edilmiş yıllarca araştırılmış, tartışılmış bazıları hakkında bir takım kanaate varılmıştır. Bu medeniyet izlerinin hepsi define yada gömü gibi anlamak yorumlamak yanlıştır. Bunların bir çoğu define değildir. bizi ilgilendiren konu bunlardan hangileri direkt olarak gömüyü gösterir olanıdır. Unutmayalım ki gömüyü yapan insan kendisinden başka birinin bu gömüyü alma imkanı olmasın, kendi açısında rahat ve kolay olsun, işaret dediğimiz bu tür düzeneklerin yapım mantığı budur. O zaman bu işaretler nasıl çözülecek? sorumuza aşağıda kısaca cevap vermeye çalışacağız.
Öncelikle aşağıdaki konulara dikkat edelim!

İşaretin bulunduğu bölge yaşamaya elverişli ve yaşanmış olduğuna dair kalıntı ve izler olması,
İşaretin yapıldığı kaya iri yerli sabit olması,
İşaretin oyma yada kabartma olması,
İşaretin derin kalın biçimde yapılmış olması,
Aynı alan içerisinde manalı bir bağlantı ile birden fazla olması,
İşlendiği kayanın bir çok afetlere karşı dayanıklı sağlam olması
İşaret yapılan kaya su yatakları kenarında olmamalı (kimse su kenarlarına gömü saklamaz)
Bu niteliği taşıyan işaretler gömü olma ihtimali yüksektir. Bu özellikleri taşımayan figüranlar üzerinde durup uğraşmayalım.

İşaret çözümünde öncelikle tarihi bilgimizi yoğunlaştırmak, işaretin bulunduğu bölgenin tarihini öğrenmek, yapılan figüranın özelliklerini bilmek(örneğin bir yılan yılanın özellikleri birer ip ucudur) işaretin bulunduğu doğal coğrafyaya aykırı, çukur, tümsek, işaretli kaya gibi unsurları değerlendirmek, En önemlisi arkeolojik metotlara baş vurarak çözüm yollarını aramakla sonuca varılır.

Yasalar ve Diğer Sorunlar

Sitemizde özellikle uygulamak istediğimiz konulardan bir tanesi yapılan defineciliğin kanuni olmasıdır.

Kanunsuz ve kaçak kazılara tamamen karşıyızdır. Biz defineciler akıllı hareket etmek zorunda olan insanlarız. Çünkü değeri çok büyük olan varlıkları bulmak için hareket ediyoruz.

Kaçak kazılarda aklımıza bile gelmeyen problemlerin çıkacağını hiçbir zaman unutmamalıyız. Böyle durumlara meydan bırakmamalıyız.

Kanunsuz kaçak yapılan define arama çalışmalarında yakalanma olasılığını düşünün, meydana gelebilecek kazalar yaralanmalar, ölümler ekibi ve ailesini zor durumda bırakacağından kanunlara riayet etmekte fayda vardır. Bunlar neler olabilir, teker teker inceleyelim.

1. Polis veya jandarma ekiplerince kazı esnasında yakalanma.

2. Birileri tarafından ihbar edilme.

3. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ölümle sonuçlanması.

4. Meydana gelebilecek kazılardaki kazaların ağır yaralanma ile sonuçlanması.

5. Birileri tarafından zor kullanılarak kazı sonucu çıkarılan varlığı ele geçirmek istemesi.

6. Kazıda mevcut olabilecek tuzaklara yakalanma ile mahsur kalma olasılığı.

7. Boğulma veya kaybolmalarda ani müdahalenin yapılamaması.

8. Tıbbi müdahalelerde bulunamaması veya müdahalenin geç yapılması.


Çıkarılan define kaçak olduğundan olayda direk kaçakçı muamelesi görüleceğinden kanunlarla başı derde girecektir. İstenmeyen olayların riskine hiçbir zaman ve hiç bir yerde gerek yoktur.

Olaylara kanunlar açısından yaklaşıldığında tarihi eser kaçakçılığının ağır suç kapsamında olduğunun herkes tarafından bilinmesinde fayda vardır.

İlgili ve ilgisiz kişilere farkında olmadan zarar verme olasılığının yüksek olduğu ve yasa önünde zor durumlara düşüleceği unutulmamalıdır.

Tarihi eser kaçakçılığına bilmeyerek dahi olsa yardımcı olunduğu kaçak kazılarda mevcut olunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Çıkarılan define kaçak olduğundan birileri tarafından güç kullanarak veya aldatılarak el değiştirebileceğinden uzun uğraşlar sonucu elde edilen varlık boşa gitmiş olacaktır.

Bu her kazıda mevcut olur. Sadece yasal anlamlardaki kazılarda bu risk olmaz. Bunu unutmamak gerekir.

Konu araştırılırken birçok insanın şüphelenmesi, takibe alması gayet doğaldır. Bundan dolayıdır ki, hiç kimseye güvenmemeye özen gösteriniz.

Böyle durumlarda yapabileceğiniz hiçbir şeyin olmadığının bilinmesi, yapılabilecek tek şeyin hata yapmamaya özen göstermek olduğudur.

Serbest piyasada değerlendirilmeye çalışıldığından ikinci ve üçüncü ellerinde kar edeceği göz önüne alındığında gerçek değerinin altında işlem görecektir.

İlk alıcı tarafından gerçek değeri verilmeyeceği unutulmamalıdır. Çıkartılan varlığın gerçek değerini sadece devlet verir. ( % 80 ) Serbest piyasada ilk alıcılarda değerinin % 40 50 gibi verileceği unutulmamalıdır. Bu oranda binbir zorluklar sonucu ortaya çıkar.

El değiştirme yasal olmadığından birçok olayda ilk satıcı yani definecinin zarar göreceği, belki de hiç para kazanamayacağı unutulmamalıdır.

Serbest piyasada değerlendirilen varlıklar üçüncü ve dördüncü elden yurt dışına çıkarılacağından ülkemizin değerli kültür varlıklarının tükenmesine yardımcı olunarak vicdanen rahatsız ve huzursuz olacaksınızdır.

Çıkarılan varlığın serbest piyasada gerçek alıcısı o varlığa ait uygarlığın torunları olduğu devlettir. Örneğin; Yahudi tarihi eserlerinin gerçek alıcısı İsrail veya İngiltere, Amerikadaki büyük iş adamları ve İsrail adına çalışan lobi faaliyetlerini yürüten büyük şirketlerdir. Diğerleri aracı veya tarihi eser kaçakçılarıdır.

Anadolunun üzerinde sayısız uygarlıklar kurulduğu ve bu uygarlıklara ait tarihi eserlerin bir sel gibi yurtdışına tarihi eser kaçakçıları tarafından çıkartıldığı bunun çok azının yakalandığı gerek basında, gerek siyasi ağızlarda, gerekse defineciler arasında telaffuz edildiği bilinmekte veya tahmin edilmektedir.

Bu konuda yazılı basında görsel veya işitsel basında sürekli haberler çıktığı panel, brifing, sunuş veya konu ile ilgili uzman kişilerin görüş ve önerilerinin sunulduğu programlar yapılmaktadır.

Yurdumuzun doğal güzellikleri sayılan kültür varlıklarının yurt dışının büyük kazançlar sağlayarak tarihi eser kaçakçıları tarafından çıkarılması biz definecileri ve bizim gibi düşünen insanları huzursuz etmektedir. Bunun önüne geçmenin en büyük şekli yapılacak kazıların kanuni olmasıdır.

Yaptığınız işten çok para kazanacağınızdan ekip içi, yakın arkadaş grubu, kamu görevlileri ve güç odaklarının gözü her zaman üzerinizde olacaktır. İhbar suretiyle çalışmalarınız boşa gidip ilgisiz insanlara para kazandırmanız böyle bir olayda doğal sayılır.

Yapılan kazı faaliyetleri kanuni değilse insanların veya kolluk güçlerinin size her zaman şüphe ile bakacaklarının bilinmesinde fayda vardır.

Kaçakçılık

Anadolu’da çok miktarda olan ve birçoğu arkeolojik kazılarla incelenmemiş olan ören yerleri, sit alanları, höyükler ve tümülüsler define bulmak tutkusunda olan ya da geçimlerini kültür varlığı kaçakçılığından sağlayanlar için uygulama alanları olmuştur. Türkiye bu anlamda sahip olduğu kültürel miras zenginliği ile kaçak kazıların en fazla yapıldığı ülkeler arasında bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda polis ve jandarma kayıtlarında 2863 sayılı yasayı ihlalden işlenen suçların büyük bir kısmını da definecilerin yaptığı kaçak kazıların oluşturduğu belirlenmiştir. Ayrıca kaçakçılık yapan definecilerin birçoğu kimi zaman kaçak kazı yaparken suçüstü olarak kimi zaman da kaçak kazı neticesi elde ettikleri kültür varlıklarını satarken yakalanmaktadırlar.

Defineci izin almaksızın define aramak amacıyla kazmayı toprağa vurduğu an kaçak kazıcı durumuna düşmektedir. Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanununa göre korunması gerekli taşınmaz nitelikteki kültür ve tabiat varlıklarının yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya zarara uğramalarına kasten sebebiyet verenler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar para cezasıyla cezalandırılır. Kültür ve tabiat varlıklarını yasaya aykırı olarak yurtdışına çıkaran kişi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar para cezası ile cezalandırılır. Kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı veya sondaj yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. İzinsiz olarak define araştıranlar üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Çalışmaya ilişkin yapılan araştırmalarda ve uzmanlar ile yapılan mülakatlarda izinsiz olarak define araması yapanların veya arama sırasında bulduğu eserleri satma veya yurtdışına kaçırma eyleminde bulunanlara yasada öngörülen cezaların yeterli/caydırıcı olmadığını, bahse konu kişi/kişilerin aynı kanunsuz fiili yapmaya da devam ettiklerini ifade etmişlerdir.

1999 yılında Cambridge’de yapılan yasa dışı antikalar sempozyumunda Türkiye tarafından yalnız 1997 yılında, 10.000’den fazla kaçak kültürel eserler ile yakalanan 500’den fazla yağmacı/kaçak kazıcı/kaçakçının tutuklandığı belirtilmiştir. Genel olarak, küresel resim Roosevelt ve Luke’a göre korkunç boyutlardadır. Örneğin, Türkiye’nin batısında bulunan yaklaşık 400 gömülü mezarın % 90’nın yağma belirtileri sergiledikleri tespit edilmiştir.

Define arama ve definecilik hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla oluşturulan internet sitelerinde kültür varlığı kaçakçılığı suçuna teşvik edici bilgilerin yer alması çok sayıda profesyonel kültür varlığı kaçakçısının ortaya çıkmasına ve bazı kültür varlıklarının yurt dışı bağlantılı internet siteleri üzerinden satılmasını kolaylaştırmaktadır (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı 2013 Raporu, 2014,72).
İzinsiz yapılan definecilik veya kaçak kazılar neticesinde yapılan tahribatların videoya çekilmiş görüntüleri internet sitelerinde bulunabilmektedir.

Bu görüntüler, Türkiye’de birçok yerleşim alanlarında kültürel mirasın bulunduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. İnternet sitelerinde bulunan arkeoloji, define cihaz, dedektör, işaret videoları, gezi, kazı, mezar, müze, tarihi eser ve para videoları, antik kentlerin fotoğrafları, harita ve diğer uygarlıklara ait eserlerin fotoğrafları ile diğer uygarlıklara ait paraların resimleri, sahte antik eserin nasıl anlaşıldığına dair bilgiler izinsiz define arama veya kazı yapma düşüncesinde olan kişi/kişileri olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir.

Define araması ve definecilik ile ilgili Anadolu Medeniyetleri Müzesi yetkilisi ile bir görüşme yapılmıştır. Görüşmede yetkili şunları ifade etmiştir:

“Define arama, yasa ile vatandaşlara verilmiş bir haktır. Bu hakkın nasıl ve ne şekilde kullanılacağı ile nerelerde define aranacağı 2683 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununda ve Define Arama Yönetmeliğinde belirtilmiştir. Definecilik izinli veya izinsiz olarak define arama işlemidir. İzinli yapılan define aramalarına müzeden bir uzman katıldığı için bulunan eserin kaçırılması veya üçüncü kişilere satılması mümkün değildir. Define aramasında bulunan, değeri olan ve sahibi belli olmayan buluntular kültür varlığı olarak tanımlanabilir. Bu eserlerin değerine göre müzeler tarafından belirlenecek tutar defineyi bulana verilmektedir. Bir vatandaşın herhangi bir şekilde bulduğu arkeolojik veya etnoğrafik kültür varlıklarını doğrudan koleksiyonerlere veya müzelere maddi karşılığında verebilir. 2863 sayılı kanununun 6.maddesinde belirtilen yerlerde izinsiz kazı yapması veya kültür varlığı araması suçtur. Bu yerlerin dışında mülki amirden izin almak şartıyla kanun ve yönetmelik çerçevesinde define aranabilir. Bu alanlarda da izinsiz kazı yapmak yasaktır. Türkiye’de define aramak için gerekli şartları yerine getirmenin belirli bir maliyeti olduğundan çok fazla müracaat olmamaktadır.

Define aramanın merak olduğu kadar ekonomik boyutu kişileri bu alana yönlendirmektedir. Halk arasında gömü olduğu veya yaşanılan yerden başka bir yere göç eden toplulukların değerli eşyalarını gö- merek gittiği ile define haritalarının olduğu kanısı yaygındır. Türkiye’de koruma altında bulunan tarihsel ve kültürel çevrelerin alan kontrolünün istenilen düzeyde olduğunu söylemek güçtür. Bu alanların korunmasında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kadrolu veya özel güvenlik görevlilerini içeren bir güvenlik ekibinin belirli çalışma esasları dahilinde arkeologların katılımı ile güvenlik hizmeti verilebilir. Ancak bu maliyetli bir iştir. Bu nedenle Bakanlık bütçesinin artırılması gerekir.

Ören yerleri dışındaki arkeolojik yerler, sit alanları ve diğer 6.madde kapsamında bulunan yerlerin korunması sorumluluk bölgelerine göre polis ve jandarma tarafından sağlanmaktadır. Kültürel varlıkların korunmasında toplumun eğitim yolu ile bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Öğrencilere yönelik çalışmalar yapılmakta ancak öğrencinin kavrayabileceği anlatacak ve eğitecek ölçüde yeterli müze görevlisi bulunmamaktadır. Ayrıca cezaların caydırıcı olmadığı düşüncesindeyim. Cezaların amaçlarından biri de bireyin aynı suçu tekrar işlemesinin önlenmesidir. Define aramaya ilişkin yasal düzenlemenin yapılması bir anlamda kaçak kazıyı engellemeye yönelik bir yaklaşımdır. Ancak kültürel bilincin toplumda yaşayan bireylerde içselleştirilmesi ve ekonomik refahın artması izinsiz kazı ve define aranması suçuna yönelimi azaltacaktır. Dedektörü yasal olarak yasaklanması mümkün değildir. Ancak dedektörün izinsiz kazılarda kullanılması suçun öğeleri arasında değerlendirilmektedir.

Çünkü dedektör başka alanlarda kullanılabilmektedir. İzinsiz kazılar doğu ve güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere diğer bölgelerde de yapılmaktadır. Kültür varlığı kaçakçılığı yapan grup üyeleri içinde bulunan izinsiz define arayıcılarının çok iyi takip edilmesi gerekir.

Sonuç

Kültür varlıklarının izinsiz ve kaçak olarak aramasının yapıldığı definecilik, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik koşulları, toplumun eğitim düzeyi ve kültürel bakış açısı ile yakından ilgili olsa da günümüzde artık kültürel mirasın korunması küresel ölçekli ve önemli bir sorun haline gelmiştir. Özellikle kaçak kazılar ve yasa dışı define aramaları kültürel varlıkların geri kazanılamaz bir biçimde tahrip edilmesine ve tarihsel/ kültürel çevrenin zarar görmesine neden olmuştur/olmaktadır. Defineciliğin izinli olarak müze görevlisi nezaretinde yapıldığı alanlarda hukuki olarak bir problem bulunmamaktadır. Ancak, Türkiye’de izinsiz/kaçak yapılan kazıların devam ettiği kolluk kuvvetlerinin yaptığı operasyonlardan ve medyadan öğrenilmektedir. Kaçak kazıların önlenebilmesine veya azaltılmasına yönelik çıkarıldığı düşünülen define mevzuatı çerçevesinde define aramasının yüksek maliyet giderleri nedeniyle vatandaş tarafından pek tercih edilmemektedir.

Çalışma konusuna ilişkin uzmanlar ile yapılan görüşmelerde; izinsiz olarak yapılan defineciliğin devam ettiği, define avcılarının metal dedektör, kazma, kürek ve şiş kullanmakla beraber define bulabilmek
için dinamit kullandıkları ve dozer ile toprak araştırması yapmaktan bile çekinmedikleri ifade edilmiştir. Zengin olma hayali ile ölümü bile göze alan definecilerin Türkiye’nin tarihsel ve kültürel çevresine onarılamaz
zararlar verdikleri belirtilmiştir.

Define avcılarının kültür varlıklarına karşı işledikleri suçlara karşın uygulanan cezaların caydırıcı niteliğinin yeterli olmaması, mevzuatta yer alan boşluklar, kültürel bilinç eksikliği, sosyolojik, ekonomik ve etik temelde irdelenmesi gereken bu problemin nedenleri arasında yer alabilecek ayrı bir boyuttur. Ayrıca define hırsızları ile sadece resmi kurum ve kuruluşların çabalarıyla yeterli mücadele edilemeyeceği de bilinmelidir. Bu mücadelede toplumun bütün katmanlarının etkin katılım ve desteğinin alınması, devlet kurumları, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar arasında işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Türkiye’de izinsiz ve kaçak olarak yapılan defineciliğin kültürel mirasın korunması bağlamında önlenmesine yönelik aşağıda belirtilen önerilerin gerçekleştirilmesi halinde kültür varlıklarına ilişkin suçların azalacağı, tarihsel ve kültürel çevrelere olan farkındalığı/ilgiyi/ koruma olgusunu artıracağı düşünülmektedir.

ESKİ ESER TAHRİBATI VE DEFİNECİLER

Define, arapça kökenli bir sözcük olup gömme-gömülme anlamına gelmektedir. Tesadüfen bulunan, saklanmış veya gömülmüş değerli eşyalar topluluğudur. Hukuki tanımı: Bulunmalarından çok önce gömüldüğü veya saklandığı anlaşılan ve artık kimin malı olduğu ispat edilemeyen para, mücevher veya değerli taşlardan oluşan eşyalardır. Defineyi bulmak amacıyla izinli veya izinsiz kazı yapan veya yaptı ran kimseye defineci denir.

Define arama, Medeni Kanunumuzla vatandaşlarımıza bir hak olarak verilmiştir.

Define aramak isteyenler, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile bu kanuna dayanılarak çıkarılmış olan, 27.01.1984 gün ve 18294 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren "Define Arama Yönetmeliği" hükümleri doğrultusunda define arayabilmektedirler.

Define arama işi yasal yollardan yapılıyorsa eski eser tahribi söz konusu olmamalıdır. Zira eski eser alanı olan yerlerde define aranamaz. Eski eser alanı olduğu bilinmeyen bir yerde izinli define kazısı yapılırken eski esere raslandığı zaman hemen kazı durdurulur. Bu nedenle bizim burada üzerinde duracağımız, anlatmağa çalışacağımız konu kaçak olarak yapılan define kazılarındaki eski eser tahribatlarıdır. Türkiye'de en fazla tahrip edilen yerler höyükler ve tümülüslerdir.

Ülkemizde höyükler iki şekilde tahrip olmaktadır.

1- Çeşitli kamu kuruluşlarının çalışmaları sırasında yapılan tahribat.

2- Şahıslar tarafından yapılan tahribat. Bu tür tahribatlar bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılmaktadır.

Bilinçli tahribat, eski eser kaçakçıları ve defineciler tarafından; bilinçsiz tahribat ise sulu ziraat ve .modern tarım araçları ile yapılan çalış maların yanısıra toprak nakli-taş sökülüp taşınması nedeniyle yapılan tahribattır.

Devrinin kral ve soylularına ait olmaları nedeniyle tümülüsler define avcılarının sürekli hedefleri olmuşlardır. Bu nedenledir ki Anadolu'da en fazla tahribatı tümülüslerde görüyoruz. Günümüzün define hastalan tümülüs odalarını acımasızca dinamitleyerek havaya uçurarak, mermer sütunları-sütün başlıklarını balyozla paramparça edebilecek kadar bilinçsiz hareket etmektedirler. Antik çağda var olduğu dillerde dolaşan kral hazinelerinin peşinde koşan günümüz definecileri, tümülüsleri tahribe devam etmektedirler. Samsun İli, Ondokuzmayıs İlçesi, dağ köyündeki tümülüsün tahribi bu konuda en üzücü örneklerden birini oluşturmaktadır.

Tümülüs ya da kurgan tipindeki mezar türlerinin hemen hepsi yurdumuzda bol miktarda bulunmaktadır. Bilindiği gibi ister ölü, isterse kremasyon (yakma) türünde olsun, İslami devirlerden önceki mezarlara ölü hediyeleri bırakılmış olup dönemlerinin kültürel ve sosyo-ekonomik yapısını günümüze en iyi şekilde yansıtan önemli eser gruplarını içerirler ve çok zengin bir çeşitlilik gösterirler. Tümülüs ya da kurganlardaki mezarlardan madeni eşyaların bulunması, altın-gümüş gibi kıymetli süs eşyalarının da buralarda bol raslanması, bunların definecilerin hedefi olmasını ve soyulmalarını hızlandıran faktörlerin en önemlilerinden birisini oluşturmaktadır. Son yıllarda geliştirilen dedektörlerin de kaçak kazı yapanlar arasında yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmasıyla kontrölü çok zor durumlar ortaya çıkarmaktadır.

Definecilerin yaptığı tahribatı üç grupta inceleyebiliriz.

1-Kazma-kürekle kaçak olarak yapılan kazıların oluşturduğu tahribatlar: Bu tür tahribatta tahrip edilen alan, verdiği zarara kıyaslasalar da, milli varlığımıza indirilen darbe açısından onarıını mümkün olmayan kayıplar yaratmaktadır.

2-Dozer tahribattan: Defineye biran önce sahip olmak amacıyla kaçak olarak kullanılan bu tip ağır makinelerle geniş alanlar tahrip edildiği için çoğu kez tahribatın boyutunu tesbit etmek ve kontrol altına almak ne yazık ki mümkün olamamaktadır.

3-Dinamit tahribattan: Günümüzde yapılan kaçak kazılarda define meraklılarının giderek artan ölçüde başvurdukları bu tahribat şekli şüphesizki en zararlı ve çok boyutlu olanıdır.

Eski eserlerin (kültür varlıklarının) tahribinde psikolojik ve sosyolojik etkenlerin rolü büyük olmaktadır: Bazı insanların yaradılışlarında varolan kötülük tutkusu, tarihi eserleri olumsuz yönde etkileyen nedenlerden biridir. Kültür varlıklarının tahrip edilmesinde, hiçbir çıkara dayanmadan sadece yıkma-bozma zevki için başkalarının yaptığına zarar verme arzusu da bulunmaktadır.

Aşağılık duygusunun yapıcılığa, yapıcının eserine karşı oluşan hırsının yıkıcılığa yolaçması olağan hallerdendir. Yıkıcı-tahrip edici evrensel nedenler arasında "inanç"ta bulunmaktadır.

Genellikle dine dayalı tutucu davranışların yanısıra değişiklik yaratma amacına yönelik yenilikçi denilen davranışlarda, kendi inandıkları görüşleri savunmak üzere, inançları dışında kalanlarla karşıt düşen simgelere gözyummanın ittiği olumsuz" etkilerin oluşturduğu yıkıcılığı teşvik etmektedir. Kişiliklerini, anılarını başkalarının eserlerinde bırakma arzusuna dayalı bir tutumun bazen bir tarihi yapıyı tamamen tahrip edecek ölçekteki zararlarını üzülerek seyrettiğimiz olmaktadır.Bu acı gerçekleri özetledikten sonra eski eserlerimizin korunması, tahribinin önlenmesi için neler yapmalıyız? Ne gibi önlemler almalıyız? Hemen şu hususu vurgulayalım ki bilinçli bir şekilde tehlikeleri önlemek bunun için etkili bir koruma ortamı yaratarak duyarlı, akılcı bir yaklaşıma varabilmek ve yapılanı açıklayabilmek için tarihteki örneklerdende yararlanarak yeterli tecrübeye sahip olmuş bir toplum durumundayız.

İnsanların tarihin hiçbir devrinde görülmemiş güçte çevresini etkileme olanaklarına sahip olduğu günümüzde, insanın çevresi ile ilişkilerinde her nasılsa bazı şeylerin yanlış gittiğinde fikirbirliğine varılmış olduğu gözlenmektedir.

İnsanın oluşumunda, düşüncelerinin şekillenmesinde yaşamı boyunca çevresinin etkili olduğu açıkça görülmüştür. Eski eser ve çevre korunmasında varılan kararların ve bunların uygulanması için oluşturulan idari ve hukuki tedbirlerin, koruma aşamasında halkla bir ilişkisi kurulmamış ise yeterliliklerinden şüphe etmek lazımdır. Aksi taktirde korumaya yönelik çalışmaların olumlu olduğunu söyleyemeyiz. Tarihi anıt ve çevrenin belirli bir şekilde korunamamasının nedeni "Kültür kopukluğu" gibi toplumumuzdaki yerel bir özellik ileri sürülerek tanımlanmaktadır. Ancak bunu aşan bir gelişim olarak geniş halk kitlesinin inancına, genel davranışına da bazen yer verildiği görülmekte; köklü ve etkili bir koruma biçimi için bunun desteklenmesinin gerekliliği yeni yeni kabul edilmektedir. Sadece idari ve hukuki tedbirlerle daha hızlı sonuç alınabileceğini düşünerek, uzun süreli olan ve güç gözüken halkın katılımıyla ilgi düzenlemeleri yapmayı ihmal etmekle kalıcı ve etkin çözümler yerine geçici çözümlerle oyalanmış olmamalıyız.

Ekonomik gelişmeye paralel olarak maddi çıkarların ön, planda tutulduğu bir devirde, ortamın yıkıcılığından yakınarak, yalın tarihi değer yaklaşımıyla-teknik düzenlemelerle yetinmek, toplumsal oluşum dikkate alınmadıkça etkili olmayacaktır. Eski eserlerin korunmasında, tahribinin önlenmesinde en önemli hedef ekonomik sorunların çözümlenmesidir. Ekonomik sorunların çözümlenmesinden anlatmak istediklerimizi maddeler halinde açıkladığımızda:

1- Korunması gerekli taşınır kültür varlıklarının müzelerce bekletilmeden değerinin ödenmesi, taşınmaz kültür varlıklarının bakımı ve onarımlarının yapılabilmesi amacıyla "Kültür Varlıklarını Koruma Fonu"nun kurulması.

2- Eski eserleri tahrip edenleri veya kaçıranları ihbar edenlere ve bunları yakalayan kamu görevlilerine verilen ikramiyelerin arttırılması.

3- Taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının korunmasında, müzelere kazandırılarak değerlendirilmesinde, arkeologlarla birlikte çalışan ve ortak sorumluluk taşıyan müze araştırmacılarının mağduriyetlerinin giderilmesi, görevlerini istekle ve şevkle yapabilmelerinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin en kısa sürede yapılması.

4- Kaçak kazı ihbarlarının anında değerlendirilebilmesi, eski eser alanlarının düzenli olarak kontrol edilebilmesi, çeşitli kurum ve kuruluşların isteği olan uzman raporlarının gecikmeden hazırlanabilmesi v.b. görevler için görev yolluğu harcama kaleminden müzelere yeterli ödeneğin gönderilmesi.

Eski eserlerin korunması ve tahribinin önlenmesinde izlenecek en etkili yolun eğitime yönelik faaliyetlere ağırlık verilmesi olduğu hepimizce arzulanan ve kabul edilen bir hususdur. Bu nedenle:

1- Eğitime yönelik hizmetlere yoğunluk kazandırılarak halkımızın bilinçlendirilmesi yönündeki etkinliklerin arttırılması.

2- Basın-yayın çalışmalarına ağırlık verilerek T.R.T.nin programlarında eski eserlerle ilgili konulara daha sık yer verilmesinin sağlanması. Halkın eğitiminde en etkili araç durumunda olan Televizyonun 2. kanalında eski eserlerle ilgili değişik programların (gerek mevzuat yönünden gerekse eğitim açısından) yayınlanması suretiyle geniş halk kitlelerinin bilgi düzeyleri yükseltilmelidir.

3- Turizmin geliştiği yörelerimizde bulunan müzelerimiz, dernekleri kanalıyla kartpostal, kitap, yıllık, katalog bastırabilmekte, video filmleri yaptırarak çeşitli eğitim faaliyetlerinde kullanabilmektedirler. Bu tür basın yayın çalışmaları yapabilmeleri için turizmin gelişmemiş olduğu bölgelerimizdeki müzelere bütçeden gerekli ödenek tahsis edilmelidir.

Taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının ortaya çıkarılması amacıyla yapılan arkeolojik kazıların yanısıra, son yıllarda kurtarma kazılarının da yaygınlaştırılması sevindiricidir. Definecilerin en büyük hedefi durumunda bulunan tümülüslerin tahrib edilmeden kurtarma kazıları ile ortaya çıkarılarak koruma altına alınması korumada izlenebilecek en pratik yol olmalı.
 

Ayazma

Editör
Kayıtlı Kullanıcı
Mesajlar
174
Beğeniler
376
Puanları
68
#3
Bu yazının hepsini okursan ne oluyon. Doktor falan bişey oluyonmu. Doktor bile bu kadar okumamıştır. Biz mastır yapıyoz heralde. Ben ucunu okudum sınıfta kalırım kesin. Bence herkes kalır.
 

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
1,439
Beğeniler
2,590
Puanları
118
#4
Okumadığımız için nal çivisi ne talim ediyoruz, huyumuz kurusun milletçe, Okumadığımız için ne kul olduk ne ümmet ne ümmete kardeş, ne de vatansever olduk, Okumadığımız için hep bir tarafımız eksiktir, hani biri demişti, urfa da Oxford vardida bizmi okumadık.
Bu yazının hepsini okursan ne oluyon. Doktor falan bişey oluyonmu. Doktor bile bu kadar okumamıştır. Biz mastır yapıyoz heralde. Ben ucunu okudum sınıfta kalırım kesin. Bence herkes kalır.
 

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
1,439
Beğeniler
2,590
Puanları
118
#5
Bazen akrabalara dostlara misafirlige gidiyorsun, 5 yasindakinden tut 70 yasindakine kadar ya tablet ya telefon Ellerinde, gittiğine pişman oluyorsun, elektroniği üreten Çin Kore Japonya tuvalette bile kitap okurken, biz kalbi temiz ümmet ise tuvalette bile nette gezip dolaşıyoruz, şimdi bunlarmi bize diyor böyle yapın, yooooo bozukluk ümmetin içinde. Kalbimiz temiz ummetiz ya, millileşmişiz birde nasıl olsa, Allahım sen akil fikir ver bu ümmete.
 

R00T

ProfessionaL
Administrator
Mesajlar
2,462
Beğeniler
3,554
Puanları
118
#6
Okuyalım burası kütüphanedir.Bilginin dibidir.Okumaz isek bir yere varamayız.
 
Üst Alt