General Yamaşhita vs Volçan Voyvoda

R00T

ProfessionaL
Administrator
Mesajlar
2,158
Beğeniler
3,122
Puanları
118
#1
yamashita codes 21-49.jpg

İkinci Dünya Savaşı Nazi hazinelerinin Avrupa ülkelerinin yağmalanmasından elde ettiği hazine kavramı, aynı güne dek maceracıları ve komplo teorisyenlerini kendine çekiyor. Bununla birlikte, Japon İmparatorluk Ordusu'nun keşfedilmemiş kalıntıları olduğu iddiası hakkında çok az şey bilinmektedir.
Genel olarak “Yamashita'nın altını” olarak adlandırılan durum söz konusudur - Güneydoğu Asya'nın Japon işgali sırasında hiç bulunmadığı iddia edilen hazineler. Çekişme bir mağara, tünel ve ganimet gizlemek için kullanılan tüm yeraltı kompleksleri ağını içerir, ancak bu iddialarla ilgili kanıtlar neredeyse yoktur.
Bir bütün olarak yağmalama , savaşın ilk aşamalarında Güneydoğu Asya'daki başarılı askeri kampanyası nedeniyle “Malezya Kaplanı” olarak adlandırılan Japon general Tomoyuki Yamashita'nın adını taşıyor .
Sınırlı maddi kanıtlara rağmen, çeşitli teoriler ve gizli tarihler önerenler var. Sanık, gölgeli Yakuza krallarından Japon İmparatoru Hirohito'ya kadar hayatın her kesiminden oluşan renkli bir grup. Bu tür teorilerin en sesli savunucuları arasında eşi Peggy ile birlikte konuyla ilgili iki kapsamlı çalışma yazan ortak bir Amerikalı tarihçi Sterling Seagrave vardı.
Tomoyuki Yamashita, 1945
2000 yılında yayınlanan “Yamato Hanedanlığı: Japonya'nın İmparatorluk Ailesi'nin Gizli Tarihi” başlıklı ilk kitap, gizli yağma fikrini ortaya koydu. Hazinenin devasa bir ölçekte edinildiğini ve 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş çabalarına fon sağlamayı amaçladığı iddia edildi. Kitapta, Seagraves, Hirohito'nun küçük kardeşi Prens Yasuhito Chichibu'nun Kin no yuri (Altın Zambak) adlı çok gizli organizasyona başkanlık ettiğini iddia ediyor. Çeşitli bankalardan, depolardan, ticari binalardan, müzelerden, özel evlerden ve dini binalardan soyulmuş devasa altın zenginliklerine dikkat etmeleri istendi.
“Altın Savaşçılar: Amerika'nın Yamashita Altınını Gizli Kurtarması” başlıklı araştırmanın devamı 2003 yılında ortaya çıktı. Savaş sonrası kurtarma ve Amerikan gizli servis ajanları tarafından yapılan yağmaların ele geçirilmesi üzerine odaklandı, çoğu Edward Geary Lansdale . Seagraves savaşın hemen ardından yağmalama olaylarının keşfedildiği ve fonların CIA’nin Soğuk Savaş’taki gizli operasyonlarına yönlendirildiği sonucuna vardı.
Çeşitli hesaplar hazinenin başlangıçta Singapur'da depolandığını ve dolayısıyla savaş sırasında Filipinler'e devredildiğini iddia ediyor. Amaç yağmalamayı Japon ana adalarına ulaştırmaktı. Ancak ABD Pasifik’te Savaş’a girdiğinde, deniz üstünlüğü onlar tarafından kuruldu ve böyle değerli bir kargoyu devretme planı çok riskli hale geldi. Bazı yağma araçlarını taşıyan birkaç Japon ticari gemisinin, Amerikan İmparatorluk denizaltı tarafından batırıldığı ve İmparatorluk Hükümetinin fikri terk etmesine neden olduğu iddiaları var.
Orgeneral Yamashita Tomoyuki (oturmuş, merkez) Singapur’un koşulsuz olarak teslim edilmesi konusunda, polis memurları arasında oturan Orgeneral Percival olarak ısrar ediyor.
Daha sonra hazine, savaş sonrası dönemde bir tür ulusal efsane haline geldiği Filipinler'de mahsur kaldı. 1992'de, eski Filipinler Cumhurbaşkanı Ferdinand Marcos'un karısı Imelda Marcos, muazzam zenginliklerinin Japon hazinesini keşfetmekten geldiğini iddia etti.

Onun iddiası, Japon İmparatorluğu'nun gizli zırhını keşfetmeyi ümit eden çok sayıda insana kanat verdi. Filipinler Ulusal Müzesi, hazine avcılığı için izin ve lisans vermeye başladığında daha da ileri gitti.
Imelda Marcos'un iddiaları asla doğrulanmadı. Bununla birlikte, Marcos'un servetini nasıl edindiğine dair iddialar Mart 1988'de kocasına karşı hazine avcısı Rogelio Roxas tarafından açılan kapsamlı bir davaya konu oldu.
Marcos'a karşı hırsızlık ve insan haklarının kötüye kullanılması davası, başkanlığını kaybetmesinden sadece iki yıl sonra geldi - birçok kişi tarafından diktatörlük, kleptokrasi ve yolsuzluk ve gücün kötüye kullanılması gibi acımasız bir rejim olarak tanımlandı.
General Yamashita ve ekibi, 2 Eylül 1945'te teslim oldu
Roxas, Yeraltı tünellerini bulduğunu ve 1971 yılında General'in eski tercümanı tarafından kendisine verilen ipuçlarıyla birlikte Yamashita'nın komutasındaki askerlerin birinin oğlunun talimatlarını izleyerek yağmaladığını iddia etti. Hazineyi, aynı zamanda Yamashita'nın Müttefiklerine teslim olduğu yer olan Baguio Şehri çevresinde gizli bir yerde bulduğunu iddia etti.
Ancak keşif sonrasında Roxas, Marcos'un adamları tarafından tutuklandı ve bir yıldan fazla bir süre boyunca tutuklandı, bu süre zarfında dövüldü ve işkence gördü.
İddianın merkezinde, 3 metre yüksekliğinde (0.91 m) altın bir Buda olduğu iddia edildi; bu, bulgunun geri kalanıyla birlikte, Başkan Marcos tarafından Roxas'tan alındı. Her ne kadar Roxas, 1998 yılında yargılanmasının arifesinde ölmüş olsa da, davanın bulunduğu Hawaii Devletinin lehine sonuçlandığına dair bir ifade bıraktı.
Hawaii'deki mahkemenin, Filipinler, Baguio Şehri'nin çevresinde gizli bir hazine olduğunu tespit etmesine rağmen, ünlü Yamashita'nın Altını olup olmadığı bilinmiyor. Mahkeme tarafından tespit edilen yağma birçok altın çubuğu ve 20 ayar altından yapılmış bir Buda heykelini içeriyordu. Karar, Bangui City, Philipines'teki bir yeraltı kompleksinde saklanan bir hazinenin var olduğunu kabul etti.
Yamashita (sağdan ikinci) Kasım 1945'teki Manila'daki duruşmasında
Birçok bilim adamı, hazinenin - varsa bile - Filipinler'de bulunduğunu iddia ediyor. Örneğin, Filipinler Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Ricardo Jose, tarihi koşullar nedeniyle bu fikri sorguladı:
“1943'te Japonlar artık denizlerin kontrolünü elinde tutmuyordu… Zaten Amerikalılara kaybolacağını bildiğiniz zaman burada değerli olan bir şey getirmenin bir anlamı yoktur. Daha rasyonel olan şey onu Tayvan ya da Çin’e göndermek olurdu. ”
İnsanlar, Başkan Marcos'un hazineyi ele geçirdiği ya da gerçekte herhangi bir miktarda mevcut olduğu fikri arasında bölünmüştür. Ancak diğerleri, takıntılarından dolayı sıklıkla yaralanmalar ve / veya finansal iflaslar çekerek onu aramaya devam ediyorlar.
Çoktan bulundu mu? Hiç bulunacak mı? Sadece gelecek söyleyecektir.



Volçan 1845


Ocak 1845 Aklıma bir anda tüm bu gizli çalışmalarımı birgün gelipte çözecek o osmanlı torununa geldi Acaba bu kıta böyle bir süper beyine sahip bir çocuk doğururmu bu osmanlı karıları. Olaki böyle bir zekaya sahip benim tüm bu çalışmalarımı çözecek olursa işte o zaman tüm hıtistiyan aleminin sonu geldi demektir. Çünki bu beyne sahip bir osmanlı nın neslide ona çekecek ve en az onun kadar düşünecek değil sade babası gibi benim faliyetlerimi tüm bizans faliyetlerini çözer... Tüm hıristiyan aleminin renkli rüyasını yok eder. Buda şimdiki ve önceki osmanlı imparatorluğunun çok daha güçlüsü kurulur. Ve ebediyete dek hüküm süreceği anlamına gelir. Böyle bir şeyi düşünmek ve hayal etmek bile beni korkutuyor inanıyorumki İsa tüm hıristiyan alemini koruyacaktır... Ama kahinim ve çok değer vermiş olduğum papazım Pancov yaptığı çalışmalar gizli güçler ile görüşmeleri sonucu benim gerçekten korkumu doğrulamakta idi...Dolayısı ile tüm bu olayı mümkün oldukça geciktirebilmek için tüm karanlık güçleri seferber edecek en güçlü tılsımlar yapılarak bu kitabımı ebedi istirahatgahına yerleştirip ayrıyeten bu alana o denli bir tılsım bıraktıkki Akrepler ve yılanlar dünya var oldukça bölgemi ve özellikle bu kitabı DEFN ettiğim bu yeri bekleyeceklerdir...Taki Tanrı benim korktuğum ve tüm hıristiyan aleminin gelecekte çok korkacakları o osmanlı kahramanı bu kitabımı bulup çözeceği güne deki Marmara denizi dört adacıklar mevkiinden karaya çıktık.


Kara tepe istikametine ilerliyoruz. Yolumuzun deniz tarafında etrafı taş duvarla çevrili çobanına ait kulübesi bulunan kapısı denize karşı Domuz Koturası var. Daha ileride çok az suyu bulunan Çatak Deresi üzerine kurulmuş sade mermerden mamul korkulukları dahi bulunan süslü Efendi Köprüsü’nden geçtik ve nihayet daha ileride anayoldan ayrılarak Kara tepe’ye tırmandık. Zirveye yakın kayalıklar önünde yol ikiye ayrılmıştı. Mıntıkanın iç kısmına giden yolun ağzında yerdeki ve yerli olan kayaya tam takım ve üzerinde binilmeye müsait ön sol karşısında kantarması asılı bir Eyer yapılmıştı. Kara tepe’nin en hakim noktasına denizden çıkışımızdan 4-5 saat sonra gelebildik. Buralardaki bütün kayalar kırçıllı ve işlemeye müsait mermerdir. Elimizdeki mevcudu koymaya müsait yeri seçtik. Bu arada kayalıkların en yüksek yerinde gözcülük yapan arkadaşımız daha evvelden yapılmış bir işareti haber verdi. Şöyle ki; bu işaret içerisinde iki kişi rahat yatabilecek etrafı kıyılıklı ve kornişli bir Tekne idi. Kendi işimizi gördükten sonra bu Tekne’nin gün doğu köşesini kırdık. Etrafı göz muayenesine tabi tuttuğumuzda kraliyet devrinden kalma bir de Höyük gördük. Artık işlerimiz bitmişti. Çerkez Eyeri’nin önündeki yoldan Kurt Tepe’ye doğru yola koyulduk.


Altı saatten fazla bir zamanda tepeye çıkarken dik kayalık bir yerde yol yine ikiye ayrıldı. Burada da, yine mıntıkanın iç kısmına giden yola işaret olarak ağzı açık bir Kurt Başı çizilmiş olduğunu gördük. Kurt Tepe düzlüğünde biz sivri bir kurt mezarı inşa edip yakınada o tepeye yabancı ve siyah bir taşa bir istavroz yaparak yere diktik. Bundan sonra ağzı açık kurt başının gösterdiği yoldan dört saat kadar ilerlemek suretiyle üzerinde tarihi kartal yaşayan azametli Kartal Kaya’nın üzerine çıktık.


Solumuzdaki kaya çok büyük, oldukça sivri olup askıda ağzı fırına benzeyen mağarasının kapı tavanına koyun çanını asarak sivri kayayı da kaydımıza aldık. Sağ tarafımızda üçüncü kaya ayrı büyüklükte olup şahinler uçuştuğundan buna da Şahin Kaya dedik. Üç kaya arası iki çatak dersi birleşip aşağılara doğru takip edildiğinde derenin sağında birbirinden bakıldığında gözükmeyen üç mağara vardır. Bunlar Sulu, İsli ve Kemikli mağaralardır.


Sulu mağaranın içerisine girdiğimiz zaman kaynayıp sola doğru akan ve ark içine alınmış suyu takip ettiğimizde bu arkın sağ ve solunda insan ve hayvan gidiş gelişine müsait yol da vardır. Burada sağlı sollu insan ve hayvan barınağı odalar görürüz. Ve nihayet su mağara içinde kaybolur. Mağarayı devam ettiğimiz zaman yeryüzüne çıktığımızda ancak üç-beş kişinin oturabileceği bir kaya düzlüğü ve fakat her tarafı uçurum olup aşağılarda gördüğümüz halkı yerli Yörük olan yeni köydür. Tekrar geriye dönerek giriş kapısından çıkıp selamet buluruz.


İkinci mağara İsli mağaradır. Bu mağarada çok fazla ateş yakıldığından hemen her tarafı isli olup iç kısımlara doğru mağara iki kola ayrılır. Bunlardan birinden gitmek çok tehlikelidir. Diğer kolunda insan barınakları vardır.


Üçüncü mağara Kemikli mağara olup, giriş ağzı çok büyük içi meydanlık gibi ve son tarafta büyük bir yığıntı olup kazıldığında bol insan kemikleri ve katır kemikleri ve nallarına rastlarız. Bu mağaranın daha iç kısmı da aynen isli mağara gibidir. Ayrıca mağaranın girişinde olan meydanlıktan yeryüzüne kadar hususi delinmiş yuvarlak duman ve hava bacası olup, mağaralar çıkışımızda hemen solunda da, kapalı bir kuyu vardır.


Bundan sonra dereyi takip ettiğimizde bu dere Çukurköyün (Çukurcambaz) ortasından geçip aşağılara iner. Bu köy 40 hane kadar olabilir. Evlerinin baktığı tarafta, yani dereyi aşağı istikamette takip ettiğimizde dirsek dirsek kıvrılarak gider ve bu dirsekler önünde ayrı ayrı üç dübek taşı olup ortadaki kırıktır. Bunun tam karşısında birbirine dayalı iki büyük kayanın altı çadır gibi olup çobanlar ateş yaktığından işlenmiştir. Bunlara çatma veya isli kayalar denir. Çukurcambaz köyünden kasabaya giden yol üzerinde 20 kadar binek taşı olup, bunların çoğunda rakam veya başka işaretler vardır.


Çukurköy’den tekrar Kartal Kaya’ya çıkar da, bu kayaya geldiğimiz yolu Tahtalı köye doğru devam ederken saatli kayayı bu yolun sağında göreceğiz. Bu noktada da yol ikiye ayrılacak. Bir tanesi Türbe tepeye çıkarken Ambar kayanın yakınında olan Ayazma’ya bir patika gider. Ayazma önünde yarım değirmen taşı vardır.


Ambar kaya ambar biçimi oyuktur. İçinde meşale, gül ve istavroz resimleri var. İsatavrozun bir ucuna hazan yaprağı dahi işlenmiştir. Daha yukarı çıkarken şahini tavşana saldırır vaziyette yapılmış olduğunu görürüz. Türbe Tepe üstünde türbe meydanında koltuk gibi üç oturak taşı, yan tarafta oyma nöbetçi mahalli alnında yarım ay, onun karşısında bütün ay güne bakıyor halde yapılmış olup, 3-5-7-9-11 rakamları yazılıdır. Aynı tepede ayrı bir yerde bir kahve tepsisi alt alta 8 fincan, cezvenin ağzı önünde 4-8-16 rakamları vardır. Hemen yakınımızda patika ikiye ayrılıp bir tanesi taş döşeme bir yola çıkar. Bu yolu yukarıya doğru takip edince solumuzda taşında bir salkım üzüm resmi olan suyu çok az akan Çırçır Çeşme’nin arka taraflarında gayda ve daha ayrı yerde de sakallı keçi başı resimleri vardır. Çeşme önündeki yoldan tepe üzerine çıktığımızda Hora meydanı ortasında sandıkvari siyah bir taş olup bir köşesinde sancak deliği vardır. Meydanın çevresinde 41 oturak taşı olup bazıları hususi yapma, bazıları biçimsiz taşlardır. Bunların bazılarında rakam, istavroz gibi nişanlar vardır.


Muradiye köyü yakınlarında gelin ata binmiş, alayı arkasında çalgıcıları dahi mevcuttur. Bu kayanın mevcut olduğu tepenin hakim noktasında siyah taşa oyulmuş susam tavası ve ayrıca oyuklar. Yine buralara yakın içinden az su akan fakat çok sarp bir derenin kayalıklarında bol domuz resimleri bunların ortalamasında dik bir kayadan inen su yarıntısı karşısında eskiden çalıştırılmış bir altın madeni ocağı vardır. Su yarıntısı ile sarp derenin birleştiği yerdeki kayanın burnunun yüksek ve sarp yerinde olarak değirmen kayası yapılmış ve bu kayanın dört yönüne birer istavroz vurulmuştur. Uzunhasan köyü dersi ve değirmenleri en altta olan değirmenin önünde hiç biçimsiz manda gibi siyah bir taş vardır. Çaltıdere köyü yakınlarında önü düzlük olan bir kaya burnunda trança balık sanki sudan çıkmış tekrar dalacak gibidir. Göksu’nun başı Üç tepelerin orta tepe dibinden çıkar. Hersek köyünün yanından geçerken büyük su uçtu şelale yapar. Buranın tam doğusu 103 adım mesafede dört köşe bir taşta koyun başı sığacak büyüklükte halka oyuğunun baktığı istikamette bir yığın toprak olup, rengi bu araziye uymaz ve üzerinde katiyen ot bitmez. Buraya da yakın bir yerde üstüne üç çentme basamak ile çıkılabilen bir kayanın üzerinde iki daire çizilidir. Bunların birinden ayrıca çekilmiş bir su oluğu var. Bu istikamette ve çok yakınında üzerine oturulacak bir koltuksu taş ve bir de, dede vardır.


Horoz köyü yakınlarında sırtında cüppe elinde tesbihi olan bir derviş 75 adım karşısında da, boynunda istavrozlu bir papaz vardır. Tekke köyü içerisinde bir ziyaret yeri olup, yukarısına çıkarken kayalıklarında konçlu çizme resmi var.


Ayrı ayrı üç şahısa ait değirmenlerin karşısındaki kuru dere istikametinde Karacalar köyü yakınında dikili bir kayada posta güvercini resmi vardır.
Karahasan köyü ile yeniköy arasında minare kayaya çıkan merdivenlerden alt kısımdan 12 tanesi kırık olup aynı köyler arasında kurudere üzerine kurulmuş 3 gözlü kemer köprü üstünden değirmen arkı geçer. Bu köprünün orta kemerinde bir karaca başı ve istavroz, ilk gözünde de, siyah dört köşe bir taşta Kara Hasan yazılıdır. Köprüden geçen arkın suyu papazın değirmenine, değirmenin karşısında da, papazın mağarasına gideriz.


Paşaköy civarlarında kudret hamamları olup, esas hamamların varlığından kalma döşeme mermer taşlarda karaca, kurt ve köpek izleri vardır. Ayran pınarı buralara çok yakındır. Pınarda 3 basamak var. Pınar arkasında bir taşta da bir gayda resmi görünür. Hamam harabelerinin karşı kısımlarında ismen nohutlu kaya ot yığınına benzeyip bir yerinde 366 rakamı yazılıdır. Mıntıkanın iç kısımlarında Kara göl, etrafında tamamına hakim yükseklikte bir kayalık içerisinde bir buçuk dekar kadar yer kaplar. Suyu oldukça derindir. Göl çevresinin alt araziye açık olan kısmından araziyi tetkik edecek olursak nihayet sarı gölü görebiliriz. Fakat sarı gölün olduğu yerden kara gölü görmek mümkün değildir. Sarı göl vezir tepenin kuzey eteğinde olup kara gölden pek farklı değildir. Fakat sığdır. Gölün ortasında siyah ada gibi bir taşta iki adet güvercin resmi biri su içer, diğeri içmiş havaya bakar haldedir. Sarı gölün tepe kıyıları kıraç kayalık olarak yükselip bu kayalıklarda ayağı prangalı kaçak bir hapis asker resmi vardır. Bu kıraç kayalıkta yabani zeytin ağaççıkları göze çarpar. Sarı gölün ispatı bundan başka Vezir Tepe üzerindeki 22 adım boyunda ve etrafı taş kaldırım döşeli vezir mezarı ile tamamlanmış olur. Sarı gölün akabilmesi için açılmış olan hendek var, arkı göl ucunda yan işlenmiş taş duvarlıdır. Bu hendekten akıp giden su Harami dereye karıştıktan sonra dereyi aşağıya doğru takip edersek yakın mesafede ve derenin sağında içine 3 basamakla girilen, savak başına 9 basamağı olan her bir tarafı hatta arkı bile taştan oyma Emin Ağanın değirmenini görürüz. Savak başı ark içinde 7 tane civciv olan bir kuluçka tavuk, civcivlere saldıran bir de yılan resmi vardır. Değirmene çok yakın bir kayada Topal Ayı ve ayının baktığı istikamette askıda bir mağara, içerisinde sağ duvarında bir çiftçi öküzlerini çocuk yatar vaziyetindedir. Ayının ayağının noksan kısmı kaşının üzerindedir. Buradan geriye Harami dereyi yukarıya takip edersek, derenin solunda sarı meşe ormanlarına rastlarız. Meşeliğin dere içi uzantısı ortalamasından Vezir tepe üzerine doğru tırmanmaya koyulunca bir-bir buçuk saat yürüdükten sonra karşımıza çıkan kanaralarda kıç kıça yatar halde renkleri ve sağlıkları bir birinden ayrı olan iki öküzün birinin boynunda çan asılıdır. Buradan daha iki saat kadar yukarıda yine karşımıza çıkan kanaralarda tek öküz otlar halde olup, öküzün baktığı tarafta ve 51 adım mesafede bir Yörük kızı bir tutam otu öküze uzatırken görürüz. Daha da yukarı kısımlarda geniş alanda bol ve türlü türlü resim nişanları ile karşılaşırız. Daha bir hayli tırmandıktan sonra karşımıza top koru çıkar. Top koru’da kayalıklarda hamile bir kadın, elinde bir çocuk tutuyor görürüz. Daha birkaç saat tırmanırsak Vezir tepenin üzerine çıkarız. Tekrar geldiğimiz yoldan gerisin geriye dönerek nihayet Harami dere’yi kaldığımız yerden yukarıya devam edersek dere ikiye ayrılır. Sağa gideni Şeytan dere olup, bu dereyi gezdiğimizde üç tarafı taşa oyma, arkı taş oyuk Ali Bey Değirmeni’ni görürüz. Değirmenden çıkan su ile diğer dere arasında Sofra Kayası bulunup, üç basamak merdivenin kamalaması üç baklalı olup üzerinde tabak içinde bir buçuk balık, ayrıca kase, yarım ekmek, tuzluk, çatal ve kaşık bulunmaktadır. Sofra Kaya doğusunun bir tepe aşımı sonraki derede Dağarcık(Arkacık) Değirmeni Kazan Dere’de olup, her bir tarafı taşa oyma olarak diğer değirmenlere nazaran çok daha sarp yerde yapılmıştır. Değirmen domuzluğundan dökülüp çarkı çevirerek çıkan suyun sıçradığı yerdeki moloz taş yığıntısına 7mt mesafede kabartma siyah renkli domuz resmi vardır. Bu değirmenin suyu dereden ve ayrıca kaynaktan gelir. Değirmene 200 arşın kadar mesafede olan kaynağın üstündeki yolu kuzey istikamete takip edersek Kara Orman Mevkilerine girer ve ilerledikçe pek sarp ve pek büyük, aynı zamanda alnı kesik halkalı kayaya rastlarız. Bu kayanın ön cephesinde ve yerde kayayı ve etrafımızı seyre dalarsak etrafımız bir sürü irili ufaklı kaya yığıntısı halindedir. Bunların arasında en büyük olanı misalen bina kadar ve fakat kambur oluşu ile şeklen kaplumbağaya benzer. Bunun üzerine çıkıp halkalı kayaya baktığımızda solunda mihraba benzer nöbetçi mahallini, onun sağında tabii büyükçe taş yarığını, daha sağında hafifçe bir kovuk olup kayanın yukarısına doğru baktığımızda aşağıdan yukarıya doğru 18 arşın yüksekte olan halkayı sağa sola yatar kalkar durumda görürüz. Bu kayaya sırtımızı döner de, yine ön tarafları seyre dalarsak çok sarp kayalık bir inişten sonra eski Bağdat yolu, yine sarp bir iniş büyük bir akarsu, suyun ötesi harabelik bir arazi, yükselen bir tepenin kayalıkları. Bu kayalıklara çıktığımızda en yüksek yerinde taşa oyma bir koltuk, bu koltuğa oturup da halkalı kayaya doğru baktığımızda halkası ile kendimizi burun buruna görürüz. Buradan görünüşü ile bir gözlüğü andırır. Halkanın Kaplumbağa taş üzerinden ve koltuktan başka yerden gözükmesi imkansızdır. Halkalı kayanın önünde tek siyah taş, üstünde ok gösterir. Koltuktan sol karşılarımıza baktığımızda bir boğaz, içerisine anayoldan ayrılan bir yol ve o yoldan gidersek suyu ayakta içilen ve taş oluktan akan bir çeşme, daha ileride bu yoldan sapan yolu takip edersek Sinekli Mağara’yı buluruz. Mağaranın girişi karşımızda dört köşe sütun halinde göreceğimiz taşın alnı delik olup, mağaranın sağ duvarında bir nal resmi, içine ilerlediğimde meydanın orta yerinde bir kuyu göreceğiz. Bu kayada işlenmiş taşların her birinde istavroz vardır. Daha ilerlersek mağara iki kola ayrılır. Biri tehlikelidir. Mağaradan dışarı çıkar, patikamızı takip edersek epey zaman sonra halkalı kaya üzerine çıkar ve yan yana üç tane mezar görürüz. Halka uçurumu bu mezarlara tam 200 adımdır. Uçurumun başında çizilip oynanmış dama oyunu görürüz. Bu halkalı kayanın üzerine de, gayri hiçbir yerden çıkılmaz.


Tarih 1876


Bu bölge Papaz iskelesi adı ile anılır. Deniz iskeleden çanak şeklinde görülür batı yöndedir, Bu iskelenin aslı çok eski devirlerden kalma olup gerçek iskele denizin içindedir. İskele burunludur. burada bir dere akar denize dökülür. İskelenin bir yakası kesme taş örgüdür denizin içine kadar gider. İskelenin arkasındaki tepede zeytin ağaçları vardır burası zeytinliktir. İskeleye yakın bir çeşme kuyu ağzı gibidir. Az bir su bu kuyudan taşarak denize akar. Adı papaz suyudur. İskeleden yukarı ince bir yol çıkar bu yoldan çıkarsak kapalı mağara önünde Dikili taşımızı görürüz. Bu mağaraya papaz mağarası denir. bu iskeleye bu adı veren bu papazdır. İsmi samrhasna dır. Ortadaki dikili taşın altından bu mağaraya girmek, kapısından içeri girmekten daha kolaydır ve daha az vakit alır. Aşağısı değirmendir. Değirmen Samr hasna nın değirmeni ismi ile geçer. Samr hansa nın değirmeninin arkasında bir buçuk boy yükseklikte bir buçuk boy ara ile 3 adet delik olup kapalıdır. Üst sıvası delik ortasına vurularak kırılır. Orta delik kırılıp yol harçlığı ile şifreli kroki alınır. Bu kroki papazın mağarasının krokisidir. Kroki olmadan papazın mağarasının girişi bulunsa dahi içinde yol bulmak mümkün değildir.


Sene 1876 teşrin evvel ayında akçay deresine geldik. Bu dere içinden karaya çıkıp papazın mağarasında işlerimizi hallettikten sonra 31 saat kervanla yol aldık geldiğimiz muhitin adına kanç kütük beldesi denir. Bu beldede Ağ Pınarı namı ile anılan bir çeşme vardır. Bu pınara gelirde sırtımı pınara dayar karşıma bakarsam. Karşım sergen dik kayalıktır ve üzerinde bir istavroz işareti görürsün. Bu işarete tırmanıp işareti kırın. İçinde bir tane Sultan Mahmuda ait fındık altın vardır. Bu pınarın ıspatı bu tek altındır. Bölge bir kapalı çanak gibidir ve bir çok köy vardır. Bu köyler şöyledir.


Kırcali köyü: Bu köyün yakınında kirazlı yayla ismi ile anılan bir yer vardır. Kudret hamamları da denen kaplıcalar yine bu köye yakındır.


Dikmentepe köyü: Bu köyün 3 saat aşağısında Karahasan Köyü vardır. Ve Has köyle araları yarım saat çeker. Bu köyden tahtalı köyüne gitmek istersem yolum iki saat daha uzar. Tahtacı köyünün karşısıda ki düzlükte Monika Çiftliği ismi ile bilinen bir çiftlik vardır.


Yeniköy: Bu köyün diğer adı Hersek köyüdür ve karşısı Danagöz köyüdür. Bu köyler arasında bir köprü vardır. Köprüden ayrılan yolla 12 saat devam edersem Bağcıklı köyüne gelirim.


Biz bağcıklı köyüne devam ettik. Bu köye Alibey ismini verdik. Bu köyün halkı kendir eker ve pamuklu elbise giyerler. Kendi dokuma atölyeleri vardır. Sürekli beyaz dokur beyaz giyerler. Bu köyün etrafı büyük ormanlıktır. Ormanlar pelit ormanıdır. Toprağı kahverengi deve tüyü rengindedir. Diğer köylere benzemez. Bu köyde konakladığımız süre içinde sürekli dolaştık uygun yerler aradık. Ağ pınarına geri geldik. Burayı başlangıç noktamız olarak belirledik.


Ağpınarın 300 adım mesafede taş döşeme bir yol büyük horo tepesine çıkar. Bu yol üzerinden devam edersek sol tarafımızda bir çeşme vardır. Bu çeşme burada ilk yaşayan insanlardan kalma olup üzerinde GAYDA resmi ve birde üzüm salkımı resmi vardır. Gayda resmini biz yaptık bu tepenin horo tepesi olduğunun ıspatıdır. Üzüm salkımı çeşmenin kendi resmidir. Bu çeşmenin arkasına dolanıpta bakarsak arkasında atıl duran bir taş görürüz. Bu taş kare kesme bir taştır. Bu taşın üzerine bir kemençe resmi yaptık. Horo tepesinin üzeri düzdür bir tarafında yarım boy yükseklite taşlar olup asıl horo tepesinin işaretleri gömülüdür. Bu işaretler koltuk taşları olup sayıları 38 adetti. Hilal şeklinde sıralanmıştır. Hilalin açık kısmına denk gelen yerde de tek bi taş vardır. Bunun rengi farklı olup bu taş horasandan kalıba dökmedir. Bu taşın oturduğu ana kayaya bakarsak yani taşı kaldırırsak siyah bir kaya üzerine oturduğunu görürüz. Bu kayayı bütün olarak yerinden sökün. Horo tepenin asıl mahseni buradadır. Bu taşların her biri işaretlidir. Her taşta bir çetenin işareti vardır.


Buradaki en kolay para 3 adet dikili taştadır. İkisi bir arada bir tanesi onlardan farklıdır. İkisi bir arada olandan sağ tarafta olanı kaldırın. Burada da bir ufak kemençe resmi boya ile yapılmıştır. Resim küçüktür. Resmi gördüğünüzde resmin kendini kırın bu taşın içi oyulmuş içine emanet konmuş ve üstü kapakla doğasına uydurulmuştur.


Pınara geri 300 adımla geliriz. Bu pınarın arkasında pınara sırtımızı verecek şekilde yürürsek bir gayda resmi daha buluruz. Bu ufak bir resimdir ve ana taş üzerindedir. Bu taşın arkasına dolanırsam taşa çıkmak için 3 basamaklı bir merdiven görürüm. Bu merdivenin en alt basamağının önünden kazıp basamağın altına doğru kasayı bulursam burada 150 okka çeken Napolyon altın parasını bulurum.


Kudret hamamları ise Kırcali köyüne yakındır. Bu hamama giden yol üzeri döşeme taştır. Bu taşlar üzerinde karaca ve köpek izleri yapılmıştır. Bu hamamın arkası büyük bir kayalıktır. Bu kayalıkta harici bir taş üzerine bir kadın elinde bir çocuk taşır hamama gider şekilde yapılmış kabartma bir resim vardır. Bu resim bizim tarafımızdan yapılmış ve parayı saklayan kasanın girişini saklamak için buraya konmuştur.Elindeki çocuğun kıç tarafından bu işareti kırarsanız eğer hiç zorlanmadan parayı alırsınız. Para 300 adet Osmanlı sarı lirasıdır.


Hamama geri gelirsek hamama sırtımızı verdiğimizde karşımızda gördüğümüz kaya üzerinde Osmanlıca 360 rakamını görürüz. Bu rakamın altında da karaca izleri vardır. Biz bu hamada 3 gün 3 gece konakladık. Bu bölgede ana kayadan oyulmuş bir değirmen vardır. Değirmen hiç çalışmamıştır. Yarım bırakılmış ve yapılmamıştır. Değirmene karşıdan bakınca solunda 9 basamak merdiveni görürsün. Birinci basamağı oyulurken çatlamış ve öyle bırakılmıştır. Basamaklardan çıkınca değirmene düz girilir.


Bu değirmenin domuzluk ayağının içine girer ve sağ duvara bakarsan civcivli tavuk işaretlerini görürsün. Civcivlerin biri ana tavuğun üzerinde olup bir yılan ona saldırır haldedir. Bu civcivlerden ana üzerinde olan civciv horasan sıva ile yapılmadır. Diğerleri ana kayada oymadır. Sıva ile yapılan civciv içinde tek bir Bizans altını vardır. Bu değirmenin ıspatıdır. Bu değirmene gelen suyu takip edersek sağ tarafta def ile oynayan ayı ve ayıcıyı görürüz. Bu ayı ve ayıcı tarafımızdan çizilmiş olup aynı zamanda krokidir. Şöyleki : Ayıcının baktığı yöne 23 adım atarsam ve yerdeki gri taşı kaldırırsam bu taşın altında bakır paralarımı bulurum. İşime yaramaz. Bu taşın üzerinde ayının ayağının izi vardır. Bakır paraların altında ikinci bir kat olup asıl işime yarayacak paralar buradadır.


Değirmen önünde bir binek taşı olup. Bu taşın hemen ön tarafında çalılık içinde bir yarık kaya vardır. Bu yarık kayanın içine bakarsanız harçlık paraları bu taş içindedir. Bu binek taşının üzerine çıkıp dikilirsem karşımda bir mağara görürüm. Bu mağara girişi ufak olup romalılardan kalmadır. Mağara girişine kesme bir yol gider. Kapısı ise iki adam yan yana geçecek kadardır. Mağaraya çıkarsam mağara içinde bir çocuk iki çift öküzü çeker halde resmedilmiş olarak görürsünüz. Mağara girişinden bakıldığında değirmen ve çevresi görülür. Bu mağara ve çevresine Eminağa nın ismini verdik. Buranın büyük emaneti öküzlerin arkasından geçilen ikinci mağaradadır. 111 torba altın paradır. Saruhanlıdan gelen postanın soygun parasıdır.


Buradan vezirtepe namı ile anılan tepeye doğru çıktık. Bu tepenin yamacında bir alana geldik burasına kirazlı adını verdik. Burası düzlük bir alandır ve yaylalıktır. Bu yaylada bir öküz resmi kabartma olarak mevcuttur. Romalılardan kalmadır. Bu öküzün boynuna 33 adet sarı lirayı horasanla yapıştırdık. Bu yayladan 2 saat mesafede erikli yayla adı ile anılan başka bir yayla vardır. Erikli yaylada 5 gün boyunca konakladık. Bu süre içinde pek çok işaret yaptık bu işaretler yarım ay, civcivli tavuk, öküz, kız, yılan, balık, ayı ve ayıcı, davul, domuz, tavşan, kartal, çakal, sansar, porsuk , saka kız, terazi, kantar, sofra taşı, at ve insan işaretleridir. Bu işaretler sizi çok oyalar buradaki en kolay para insan işaretine gelir ve kırarsan bu işaretin içine saklanmış 50 adet sarı lirayı bulursun.


Erikli yaylasına yakın top top kümelenmiş ağaçlardan oluşan bir çayırlık alan vardır. Bu alana biz Topkoru dedik. Etrafa hakim güzel bir tepedir ardıç ağaçlıktır. Bu alandaki büyük kayayı yontarak hamile bir kadın haline getirdik. Kadının karnını oyduk kadının kucağındada bir çocuk vardır. Çocuğun içinde 380 adet bulgar altını vardır. Bu çocuğunda diğerindeki gibi kıç tarafından kırılarak parası alınır. Topkorunun bir yakası diktir. Buradan inersek harami deresine ineriz. Bu dere yol vermez zor bir deredir. Biz derenin sağından ve solundan ağır ağır ilerledik. Derenin çatağına vardık. Burada sağdan ve soldan iki dere gelir ve haramidereye birleşir. Sağdan gelen kola şeytan deresi adını verdik.


Şeytan deresini takip edersek derenin karşı yamacının çok engebeli ve kayalık olduğunu görürüz. Burda yol bulmak bir hayli zordur. Yüklerimizi hafifletmek için ana kayaya 3 yere oyuklar açtırdım. Biz bu işlerle meşgul olurken Dedo ve 14 kişilik çetesi bulunduğumuz yere geldi. Yanlarında yüklüce malları vardı. Bu malların güvenliği için bu değirmenleri oldukları yere bıraktık . Değirmenle derenin arasında sofra kayası vardır. Üzerine 3 basamakla çıkılır. Kaya üstü nişanlıdır. Nişanları şöyledir. Yarım bir ekmek dilimi iki tabak bir buçuk balık 7 çatal ve 7 kaşık ile bardak 3 bakladan oluşan çerkez kaması. Dedonun getirdiği paranın tamamı bu sofra taşına gömülmüştür. Zincirin olduğu tarafa kayanın dibinden beş adım sayarsam ve birbuçuk adam boyu kazarsam 7 çatal ve 7 kaşığı burda görürüm. Kaşıklardan bitinin üzerinde 7 yerin haritası deri üzerine sarılıdır. Bu kaşık kendi kaşığım olup gümüştür. Kaşığın sapı üzerinde haritanın şifresi vardır. Kaşık ağzına sarılı harita bir sakızla kaplanmıştır. Kaşık bir ay boyunca güneşte bekletilirse sakız kurur ve kırılır harita o zaman açılır. Beklemeden açmaya çalışınılırsa harita zai olur.


Sofra kayanın doğusuna gelen ilk tepeyi aşarsak arkası kazan deresidir. Burda bir düz alan içinde bir süre konakladık. Burada bir balık işareti olup bu balık işareti orda bulunan mağarayı ve malını işaret eder. Bu mağara Bizanslılardan kalma kral Mihail mağarasıdır. Biz mağarayı hazır bulduk. İçinde 60 kazan dolusu envayi çeşit para ve mücevher vardı. Bir kısım silahlar ve değerli heykellerde yine bu mağaranın malları arasındadır. Bu mağara bir şelale kenarında olup ağzına bir değirmen inşa ettik bu değirmenin adı arkacık değirmenidir. Bu isim tarafımdan verilmiştir. Bu değirmenin diğer adıda kazandere değirmenidir.


Kazan dere haricinde 6 yerde daha arkacık değirmeni vardır aynı işaretleri taşır hepsi sahtedir. Sadece kazanderedeki değirmen gerçek arkacık değirmendir. Ertesi günün şafağında yeniden yola koyulduk. Merkezi hükümet tarafından 300 kişilik bir birliğin peşimize düştüğünü öğrendim. Değirmenin üst tarafına dönerek patika bir yoldan ilerledik. Poyraz istikametinden kara orman mevkiine gelip buradaki boğazda pusu kurduk. Gelen 300 kişilik birliğin tamamını öldürdük. Bizde 5 kişi kayıp verdik. Buradaki büyük bir kayayı kırdırıp tek bir istavroz işareti yaptık. Bu taşın adı alnı kesik kayadır. Bu kayanın sağ tarafında 3-4 kişini sığacağı bir korunaklı yer vardır. Bu kovuğun altını oyarak buraya bir mahsen yaptık. 6 heybe dolusu altın parayı buraya gömdük. 17 kişi çalışarak bu burayı kapadık. Kovuğun içine girer ve sol tarafa bakarsak bir kaplumbağa işareti görürüz. Aynı muhite Bursada balıklı kilisesi tavanından sökülüp buraya getirilmiş altın halkayı çaktırdım. Üzeri katran kaplıdır. Halka zirveden 6 metre aşağıdadır. Bu kayanın adı halkalı kayadır. İlerisi Arnavut kaldırım döşeli bağdat yoludur. Bu yolu arkamıza alırsa ve ona paralel akan ince bir dereden karşıya geçip bir meyilli yokuşu tırmanırsak yolun sağında eski bir harabeliğe geliriz. Bu harabelik bizanslılardan kalma bir yerleşimdir. Burada pek çok nişan vardır. Bu nişanların bazılarında tek paralar vardır. İşaretler adamlarımın kendi işaretleridir. Bu harabeliğin karşısındaki kayalıkta bir oturak taşı vardır. Oraya oturup halkalı kayadaki halkayı görürsünüz. Gözlük gibidir. Sağa ve sola yatar yattığı yere iz yapmış gibidir. Bu harabelikten halkalı kayaya geri gelirsek halkalı kayanın sağından dar bir boğaz geldiğini görürsünüz. Bu boğazda bir çeşme vardır. Bu çeşmenin aslı Bizans yapsıdır. Suyu ayakta içilir. Taş olukludur. Bu çeşmeye sırtımı verir ve karşı sırta çıkarsam bir mağara görürüm. Ben burayı bulduğumda içerde 5 at leşi vardı. Bu leşler sineklenmişti bu yüzden bu mağaraya sinekli mağara ismini verdim. Bu mağara ortasında bir dikişi taş vardır. Yarım boy yüksekliktedir. Taşın altında bir oyma delik deliğin sağında bir nal işareti vardır. Bu taşı kaldırıp bakın nallar devam eder. Nalları izleyin mahzene girin sağ yolu takip edin sol yola gitmeyin. Sol yol tuzaklıdır ve nereye gittiğini ben dahi bilmiyorum. Sağ yolda kısa bir süre sonra 4 adet ufak oda ile karşılaşırız. Buradaki odaları biz kapattık. Malları kendi içlerindedir. İkisi dolu ikisi yarı doludur. Bu mağara önündeki yol eski Osmanlı başkentine gider. Uzun yoldur yol boyunca sağ ve sol tarafta beyaz sandık biçimli taşlar vardır. Sağ yandaki taşların bazıları istavrozludur. İstavrozlu taşların içine delik açılıp biner adet karışık altın para konmuştur. Bu taşlar 3 adettir. Bu taşların uçları kırılmıştır.


Bu yolun gittiği yön kurt tepesidir. Burası ağaçlıktır. Meyilli bir yolla çıkılır ilerisi renkli kayalardır. Tepenin arkasında 3-4 adım büyüklükte bir kurt resmi vardır. Ağzı açık kafası yola bakar şekildedir. Bu kurdun baktığı yolu izlersek bir tepeye varırız tepe üzerinde sivri bir mezar var. Bu mezar sahtedir mezara yakın bir taşta bir istavroz vardır. Bu taş vezirtepesinden buraya getirilmiştir.


Bu taşın altında bir kazan büyük para vardır. Burası 27. Bölgenin işaretidir. 140 Gün burada oyalandık. Mevsim uygun olunca buradan harami deresini aşıp bağdat yoluna geldik bu yol üzerinde bir yokuş var bu yokuşa devebağırtan derler. Burada bir gün konakladık. Bu civarda bir deve resmi arayın. Üzerinde yükü önünde bir diğer deve yükünü boşaltmış ona bakar haldedir. Bunlarında önünde bir sıpa resmi vardır. Bunun parası altındadır. Buranın diğer bir adı pamukçu yokuşudur. Yokuşun bittiği yerde bir taşta bir balık bir ok bir nal resmi vardır. Balık oka ok nala bakar şekildedir. Buranın aşağısında bir değirmen vardır. Bu değirmene inip mola verdik değirmenci stefandır. Stefan o gece bizi ağırladı.


Sabah uyandığımda bir baktım en kıymetli haritalarım ve bir çanta dolusu altın param çalınmıştı. Değrimenci kaçmış meydanlarda yoktu. Adamlarımı kaldırıp peşlerine düştüm. Karacalar köyü civarında stefanı ve karısını kıstırdık. Kısa bir mücadeleden sonra stefanı öldürdük. Bir mezar yaparak içerisine cesedi koydum. Ancela ya kıyamadım. Aramıza kattım. Dereye indik dereyi izlemeye başladık burada ana taşa oyma Aliağa değirmenini bulduk sahibi bir türktü kendini öldürdük. Değirmenin adını uzun ali değirmeni olarak değiştirdik. Değirmenciyi kuyuya atarak yaptığımız mezara bir bakır kap parayı ve kıymetli 3 yerin haritasını koyduk. Burada Ancela adamlarımdan biri tarafından tecavüz edilerek öldürüldü. Adamımı öldürttüm. Uzunali nin mezarının yanında bu mezarları yaptırdım cesetlerini içlerine koyup Ancelanın zümrüt yüzüğünü ve kolyesini baş ucunda kendisine bıraktım.


Karacalar köyünün arkasına dolanarak beyaz bir taşı oyarak muntazam bir şekilde ağzında mektup bulunan posta güvercini işareti yaptırdım. Bulursanız mektubu kırın. İçerisinde şifreli bir haritam vardır. Bu harita karahasan köprüsünde mevcut paramızın yeri dahi gösterilmiş 37 günde çizilmiş olup dağ tepe ova isimleri şifreli olarak konulmuş olup 2 katı günde çözülebilir.


Konstantinopolis eyaletinden itibaren emanetlerimizin yerleri noktalarına varılıncaya kadar burada izah edilmiştir. Uzunali değirmeni uzunali köyü yakınındadır. Onun civarındada keçi deresi bulunur. Karacalar köyünün ortasına geldik.burada 3 gözlü bir köprü gördük çok güzel inşa edilmiş bir köprü idi. Dikkatli tetkik edilir ise kuru bir dere üzerinde kemerli bir köprü olduğu görülür. Üzerinden değirmen arkı geçirilmiştir. Bu ark ileride yeni kurulmuş bir köyün arasındaki değirmene su getirir bu değirmen 40 basamaklıdır. Basamaklardan 14 adedini biz kırdık. Köyün toplanabilir bütün emanetlerini bu basamaklar altına koyduk. Bu köyde bir sağlam işaretimiz daha mevcuttur. Haç işareti bulunan kayada oradadır. Tekrar köprüyü izah edecek olursak köprünün altına gelen son kemerinin altında haç işareti vardır. Orta gözünde kabartma bir karaca veya geyik başı görürsünüz. Bu köprü rum devletinin eseridir. Civarda eski rum evleri bina yerleri mevcuttur. Bu köyden kalkan halk daha ilerideki yeni kurulmuş köye göç etmiştir. Ben ufak bir emaneti kemerde bulunan taşın altına koydum. Üzerine karahasan yazısını yazdım eski türkçedir. Çıkarılıp bakılır.


Namuzsuz papaz soyguncu olarak bilinen samurhansa bu işlerden pek fazla yükünü tutmuştu civar köyleirn haracını toplardı. Bir defasında tam 1500 baş ufak hayvan ve envayi çeşit kilimlerin kendisine haraç olarka verildiğini köylüler söylediler. Hedef olarak bu papazı kendime rakip seçtim. Bir gece aynı mahalde olan değirmenini bastık yaktık harap ettik. Baktık ki samurhansa kaçmış. Bu arad gezinirken papazın mağarasını tespit ettik. Hemen mağarayı sardık. Müsademe sonunda papazla birlikte 5 adamını öldürdük.bu mağara içerisinde çok hazine vardı. İşte samurhansanın değirmeni ve mağarasnını bulursanız mağranın içini 5 arşın kalınlığında toplama taşla dolmuş olduğunu görürsünüz evvel bu taşları temizliyelim. Altında ızgaralı demirlerle karşılaşırsınız altında samurhansanın dünyalığı vardır. Değirmenin karşı tarafındaki tepeye çıktık. Orada bir şölen tertip ettim. Bütün gece eğlendik. O gece bu tepede bazı gizli faaliyetlerimizde oldu. Kayıdıma yazılı olarak …. Şifre mevcuttur. Bu tepe küçük hora tepesidir. Söylemek lazım gelirse bu kayalıklarda hiç ot bittiğini biz görmedik. Buraya nohutlu kaya dedik. Bağcıklı köyü civarında sıra ile dikilmiş 13 adet dikili taş mevcuttur. Ortadaki taşın rengi siyahtır. İçi oyuk olup 15000 adet mebla ile beslenip sıvanmıştır. Eğer gelirseniz kaldırıp bakın. Birde haç işareti bulursunuz.


İçine 3 basamakla girilen çalgılı mağaramızda buradadır. Burada da 12 adet dikili taşımız vardır içlerinde birisi doludur. Kaldırıp bakalım. Mağaranın solunda kaldırım döşeli bir patika tepenin üzerine çıkar. Kaldırımı dikkatlice takip edin biz kaldırımın bittiği yerde durduk 2 x 2 x 2 bir yeri kazdık ve zenginleştirdik. Sizde orayı bulurda kazacak olursanız altından 3 lü bir kemer çıkar. Aradağınızın bu 3 lü kemerde olduğunu göreceksiniz. Önündeki dere içinde bir sofra kayamız vardır. Yuvarlaktır. 4 bir tarafında 4 dikili taşımız vardır. Taşın üzerinde 7 çatal 7 kaşık ekmek dilimi bir buçuk balık içki kadehi ayrıca ufak zincirli bir çakı resmi vardır. Çakının zincirini izleyelim derenin karşısında bir mağrayı gösterir. Mağara Bizanslılardan kalmadır. Mağaranın girişine dikkat kapısı üzerinde sandık biçimli bir taş vardır. Özel olarak yapılmıştır. Çıkarıp bakın. Mağaranın önüne bir ayak attığımızda görecağimizi işaret etmektedir. Burada tespit ettiğim husus keçi deresindeki adı ile mükellef deredir. Haramiler deresi kadar üzerinde durulmuş basit bir uğrak yerimizdir. Keçi deresinde mola verdiğimizde vakit epey geç olmuştu. Karagöz dana göz ve savlan köylerinde güneş yavaş yavaş batmakta idi. Adamlarım aç ve yorgunlar halsiz ve dermansız kalmışlardı. Emri verdim konakladık çadırım kuruldu. Atlar bağlandı. Teçizat toplandı. Emanetler çadırıma yakın bir yerde kontrol altına alındı. Ateş yakılıp ördek ve hindi gibi etler kızartılmaya başlandı. Yemekten sonra sabah dere boyunda yaban keçileri gördük bizi görünce kaçmaya başladılar. Sürü gayet kalabalık işte bu dereye bu yüzden keçi deresi dedik. Eğer yolunuz düşerse rastlarsanız iyi bakın tarafımızdan yapılmış pek çok işaretler görürsünüz. Keçi deresinden batıda daha ileride belirteceğimiz nalbant sahası alanı vardır. Şayet bu deredeki mağraları gezip incelersiniz tarafımızdan yapılmış nişanlar raslarsınız.


Burada iri bir mağara içerisinde 3 adet gemi resmi görürsünüz. İyi bakınız gemilerden biri yüzer şekilde diğeri yatar vaziyette bir diğeri ise ters dönmüş şekilde çizilmiştir. Emanet malın ağırlığından yatmış olan gemidedir. Dere içinde siyah bir taşımız olacaktır 8 kişi tarafından yuvarlanarak taşınmıştır. Siyah taşı bulursam bakarım üzerinde 6 yavrulu domuz resmi anası önce onun arkasında sıra sıra 6 yavru vaziyettedir. Yavruların birinde tek bir domuzlu altını alıp esas malı taşın altında ararız keçi deresinde başka 3 yerde domuz resmi görülür. Oturmuş tek domuz mala bakar domuzun başının baktığı yeri kazarsam altından büyükçe bir taş çıkar onu kaldırırsam asıl kaynağa ulaşırım.
 
Son düzenleme:

R00T

ProfessionaL
Administrator
Mesajlar
2,158
Beğeniler
3,122
Puanları
118
#2
Kıyaslama sizlere kalmıştır nasıl bir misyon bağı olabilir psikolojik sosyolojık ve ekonomik yada Hang iamaçlara hizmet ettikleri bağları çağrışımlar yapıyor mu?
 

R00T

ProfessionaL
Administrator
Mesajlar
2,158
Beğeniler
3,122
Puanları
118
#7
Filippinler işaretlerine dair bazı çalışmaları konu başında yayınlamışım açıklamalar ingilizcedir.Bütün dünya hazine olsa Türkiyede olanın içinde boğulurlar.Bana göre varsa yoksa Türkiye.Anadolu.
 
Üst Alt