KUR'AN'DA FİZİK

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
816
Beğeniler
1,434
Puanları
98
#1
KUR'AN'IN FIZIK MUCIZELERI


Kur'an'in bilimsel mucizeleri saymakla bitmez. Süphesiz bunlarin fark edilmeleri için engin bir fizik bilgisine ihtiyaç vardir. Zaten evrenin yaradilisindaki saheser san'at, bir yandan âhengi, bir yandan matematik ve fizikle ihtisami sergilemektedir.

Bu gerçek açidan bakinca fizik Allah'in bir kader sistemidir. Bazi kit düsüncelilerin sandigi gibi fizik. Bir madde ilmi degil, evren nizamidir. Çesitli kitaplarimizda, bir çok âyetlerin yorumunda, bu fizik inceliklere degindik.

Bu kitabimizin konusu içinde evrendeki temel fizik yasalarini dile getiren 4 âyeti açiklamak istiyorum.

Bu gün, modern fizigin en zirvedeki bir bilim adamina sorsaniz.

— Evrendeki en önemli fizik yasalari hangisidir? Deseniz, verecegi cevap:

1. Parite (zid esler) gerçegi,

2. Gravidasyon ve jiroskobik hareket,

3. Black Holes olayi,

4. Zaman kavrami ve tachyonlar olacaktir.

Iste biz, Kur'an'in fizik mucizeler bölümünde bu 4 önemli olayi açiklayan 4 âyetin yorumunu verecegiz:

A) PARIE GERÇEGI VE KUR' AN

Modern fizigin temel gerçeklerinden biri Parite (Fr.); Parity (ing.) dir.

Tüm varliklarin zit esler halinde birlikte yaratilisini ifade eden bu kural, tüm fizik olaylarin temelinde yatan bir gerçektir.

Parite'yi günlük hayatimizda kabaca elektrigin müspet-menfisinde, miknatisin kuzey ve güney kutuplarinda fark ederiz.

Günümüzün fizik bilginleri Cari David Anderson'un pozitronu kesfetmesini fizik bilimleri açisindan doruk noktasi sayarlar. Zira bu sayede günümüzün en büyük 5 fizikçisinden biri sayilan Dirac Parite gerçegini bulmustur.

Dirac söyle demektedir: Bir kuant (enerji birimi) belli bir yönde mekân ilgisi kurar, bir spin (uydu hareketi) hareketi yaparsa zid yönde ayni vasifta baska bir kuant dogar.

Yani her varlik zid ikizi ile birlikte dogar. Bu çift olusun en ünlü örnekleri:

Elektron zid ikizi pozitron,

Proton zid ikizi anti proton.

Nötron zid ikizi anti nötron,

Nötrino zid ikizi anti nötrino,

Madde ve anti madde kavramlarina yol açan her gerçegin saptirilmis, abartilmis hayali yönleri, fizik ve dolayisiyla konumuz disindadir.

Simdi bu temel bilginin isigi altinda Yâsin Sûresinin: 36 nci âyetini okuyalim: (Sûre 36, Âyet 36):

“O Subhan ki,

her seyi çift yaratmistir;

arzin çikardiklarindan

ve nefslerinizden

ve daha nice bilmediklerinizden... “

Âyeti biraz daha açarsak:

O Allah subrandir (her türlü kayittan münezzehdir). Her varligi ise çift yaratmistir. Bu çift yaratilma olayini âyet üç noktada özetliyor:

a) Arzin bitirdiklerinden,

b) Kendi nefslerinizden,

c) Daha nice bilmediklerinizden çift yaratmistir.

Çift (Ezvac) deyiminin Latince karsiligiParite’dir. Nitekim âyetin ikinci maddesi çift kavramina insanin örnek verilmesi ile zid esler kast edildigini (Erkek-Disi) vurguluyor.

Ayet yalniz (a) ve (b) yi kapsasa idi; ki normalde akla böyle olmasi gelir; o zaman, parite gerçegi ile ilgi kuramayacaktik.

Hâlbuki âyetin basinda, «her seyden çift yarattik» diye basliyor ve (c) sikkinda«daha nice bilmedikleriniz- den çiftler (zid esler) yarattik» buyuruyor.

Özellikle «arzin çikardiklarindan baska daha nice esler yarattik» buyrulmasi ve bunlarin «nice bilinmeyenler» tanimi ile vurgulanmasi, çok açik ve net bir sekilde parite gerçegini beyandir.

Ikinci maddede «arzdan çikanlar, arzdaki çiftler disin da bilmediginiz nice çiftler yarattik» diye buyrulmasi. Parite gerçeginin evren içinde geçerli oldugunu bildiriyor; ki modern fizikdeki parite de bu istikamettedir.

Arzin çikardiklarindan kasdin bitki olmadigi asikârdir. Eger öyle olsaydi baska deyim gelecekdi. O halde âyet parite gerçegine tam bilimsel bir tanim getiriyor. Söyle ki siz zid esleri 3 grubda göreceksiniz:

a - Nefslerinizdeki çiftler (zid esler); bu hüküm canlilar için geçerli paritelerdir.

b - Arzdaki gördügünüz çiftler (zid esler);iyonlar, elektriksel ilgiler, manyetik kutuplasmalar; yani maddenin kaba yapisindaki tüm çift esler olaylari.

c - Bilmediginiz ve arza özel olmayan parite ilgileri; ki bunlar bugün için bildigimiz kadari ile:

1 - Kuantin manyetik eksenlere göre çift yönde spin ilgileri.

2 - Enerjinin emilip salinma olaylari, Bu gerçegi henüz laboratuarlara getirebilmis degiliz; ancak uzayda Quasar ve Black Holeslerde görebiliyoruz.

3 - Cazibe ile ona karsi gelen Jiroskobik dönme kuvveti.

4 - Boyutlar arasindaki çift oluslar; özellikle zaman boyutu ile diger boyutlardaki zid eslikler (Kaziref ve Einstein teorileri) ve daha nice bilmedigimiz çiftlerin sirri. Âyet-i Kerimenin hikmetleri elbette bunlardan ibaret degildir.

Bunlardan bir iki örnek vermek istiyorum. Konumuz disi olmasina ragmen Kur'an'daki bir âyetin ne genis kapsamli oldugunu göstermek açisindan bu ek açiklamayi gerekli gördüm:

Arzin çikardiklari çiftler; yani zid eslerin kapsaminda birbirine benzeyen zid kökenli elementler özellikle önemlidir. Bu çift olus sirri birçok yönlüdür.

Meselâ tam zid karakter açisindan metal ve ametaller söz konusudur.

Zahirde çok benzemesine karsilik fizik karakterleri tam tersidir. Bizmutla demir gibi. Biri manyetik kuvvetleri yaklastirir digeri uzaklastirir.

Diger taraftan nefslerimizdeki çift yapi da birçok yönden zid es niteligindedir. Meselâ tam ters karakter çizgisi açisindan cesaret ve korku, zulüm ve merhamet gibi.

Bazi karakterler ise tamamen benzer görünümdedir. Fakat tarzlari ziddidir. Riya ve müdara (bir çesit hos görü tarzi), vahset ve cesaret gibi.

Bu âyet, baslangicinda emrettigi gibi, benzersiz olusu, ziddi ve benzer esi olmayisi, yalniz Allah'a has bir hikmet saymaktadir (Subhanellezi). Yaratilanlar ise çesitli açilardan çift; yani benzer zidlari temsil etmektedir. Acaba yaratilmalarindaki bu çift olus sirrinin hikmeti nedir?

Sure-i Ihlâs bahsinde açiklayacagim veçhile ahadiyyet ve küfüv’ü olmamak Allah'a has bir özelliktir. Bu özelligin tersi, tüm kurallarin temel karakteridir. Yani:

a - Birçok olmak,

b - Ziddi ve es dengi olmak, iste çift yaradilisin temel hikmeti budur. Parite teorisindeki fizik olayin nedeni de bir yerde ayni hikmetten dogmaktadir.

Evrendeki büyük manyetik gerilim mekân kanalina spin (peyk dönmesi) yapan bir kuant, eylemine karsi bir eylem koymakta ve zid esini dogurmaktadir.

Black Holes'in durumu ile bir baska mekânda her Black Holes'e karsilik bir Quasar varligi, yine yaratilisin bu zid esler ilkesini dogrulamaktadir.

B) GRAVIDASVON VE JIROSKOBIK HAREKET

Evrendeki tüm maddi varliklar, özlerinde mevcut cazibe gücüyle ayakta durur. Ne var ki, eger bir baska etki olmasa idi tüm madde evreni biri birine hizla yapisir, tek bir cisim haline gelirdi. Maddesel evrenin dengesi jiroskobik hareketin, itme gücüyle saglanir. Bu yüzden, tüm maddi varliklar, sonu gelmez bir dönme hareketini devam ettirir durur.

Elektron, atom çekirdegi etrafinda, günes, saman yolu ekseni etrafinda araliksiz dönmekte, böylece cazibeye (Gravidasyon) karsi koyarak hayatini sürdürmektedir.

Eger cazibe olmasaydi hareket eden bir cisim evrenin sonsuzluguna firlar kaybolurdu. Jiroskobik itme gücü olmasaydi bir kitleye yapisir yok olurdu.

Ilerde bahislerde de görecegimiz gibi, maddi evrenin yaratilisindaki parçaciklar teorisi, bu iki gizli kudreti maddi evrenin var olma sarti kabul etmektedir.

Simdiye kadar Gravidasyonu; yani cazibeyi geregince tanimlamak mümkün olmamistir.

Kur'an, cazibe için Jiroskobik itme gücünün ziddi anlamina gelen bir tanim getirmistir. Bundan güzel bir fizik kavrami olamaz.

Sûre-i Tekvir (81), Âyet 15:

Fela uksimu bi'l Hünnes

Yok artik, Hünnes’e kasem ederim (Ondan daha örnek isaret olamaz).

Hünnes'den önemli misal olamaz. BuradaHünnes'in iki anlami vardir: Tek basinaHünnes, pusan içine çekilendir. Ancak, lûgatta Hünnes, harekete kiyas edilerek kullanilirsa; tersine hareket ederek içine büzülme anlamina gelir. Nitekim bu âyetten sonraki âyet, açikça akici bir orbit hareketten bahsetmektedir (Ayni sure Âyet–16):

El Cevaril Künnes

Künnes: Bir hareketin amaci, güzergâhi, yörüngesi, orbiti, mekân çizgisi demektir.

Âyetin anlami: Mahrekinde hareket edenedemektir ki; tam anlami ile Jiroskobik hareket gücünü tarif etmektedir. O halde iki âyet birlikte: Özüne dönüp pusan kudrete (Gravidasyon-cazibe) ve mahrekinde akip gidene kasem ederimseklinde çevrilir.

Burada ve Kur'an'da sik sik «Kasem»deyimi geçmektedir. Baska lisanlarda pek karsiligi olmayan «Kasem» tanimini açiklamak isterim.

Kur'an'da ve genelde Arapça'da Kasemyemin demektir. Iki tarzda geçer, ya bizzatkasem kelimesi ile veya cümlenin basina (ve) harfini alarak. Ancak Arapça'daki bu tarz Kasemler bizim lisanimizdaki yemin kavramindan farklidir.

Arap Edebiyatinda Kasem, özellikle sahit ve delil anlaminda kullanilir, Vallahi demek dahi, Allah'a yemin ederim degil, Allah sahit olsun demektir.

Yine Arap Edebiyatinda birçok önemli konularin anlatilmasinda bilimsel gerekçelere Kasemle baslanir. Kur'andaKasem genellikle bilimsel gerçeklere örnek anlamindadir. Allah bir emri verirken, yildizlarin, günesin nizamini delil göstermek, bu gerçekleri vurgulamak içinKasem sözcügünü kullanir.

Iste bu âyette de Allah, sûre içinde kiyamet olayini anlatirken evrendeki en önemli fizik yasasini örnek bir anlamda sahit gösteriyor. Yani mahser nasil olabilir ki? Sorusuna otomatik bir cevap olarak maddi evrenin en büyük fizik yasasini örnek gösteriyor:

Cazibeye (Gravidasyon) ve jiroskobik hareketin itme gücü gerçegine Kasem ederim, buyuruyor.

“Fela uksimu” ile perçinlenmis Kasemdeyimleri, çok büyük gerçekler için kullanilir. Ayetin böyle baslamasi, gösterilen örnegin evrendeki en önemli olaylardan biri oldugunu göstermektedir. Ve de, fizik ilmi bu sirri bugün aynen kabul etmektedir.

Iki Âyet-i Kerimede bes kelime içinde bildirilen bu önemli fizik yasasinin inceliklerini yine bu bes kelime için de bulmak mümkündür:

a - Evren dengesini simgeleyen iki önemli olaydan; yani Gravidasyon ve Jiroskobik hareketten önemli ve asil olani cazibedir (Gravidasyon). Bu yüzden âyet önceHünnes'i zikretmistir.

b - Cazibe gerçegini kavramak mümkün degildir. Ancak onun, hareket enerjisinin iten sirrinin tersine bir kavram içinde sezilmesi gerekmektedir ki, âyet önce tamamen bilinmez olan Hünnes' i zikrederek sonra mahrekteki bu hareketin; yani jiroskobik hareketin tersi kavram olan Gravidasyona yaklasimimizi saglamaktadir.

c - Bugün yer yüzünün tüm fizik laboratuarlari Gravidasyonun sirrini çözmek istemektedir. Hâlbuki Kur'an bu sorunun cevabini 15 asir evvel vermistir.

Hünnes: yani pusan, kendi içine ters bir hareket eylemiyle dönen kudrettir.

Iste, kiymetli okuyucularim, Kur'an'in en önemli mucizevî hikmetlerinden biri; ciltlerce kitaplarin ifade edemeyecegi gerçekleri kendi sistemi içinde birkaç kelime ile anlatmis olmasidir.

Kur'an'in ilâhi kitap olusundaki hikmet böylesine açiktir.

Kur'an âyetleri arasinda öyle hükümler vardir ki, onlarin uygulanmasini zor saniriz. Hâlbuki gün gelecek bu hükümler beseriyeti içine düsecegi çikmazdan kurtaracaktir. Bu âyetle Arapça deyimler arasindaki baglantiyi bir kez daha vurgulamak istiyorum.

16 nci âyetteki Elcevaril kelimesi temel yorum maddesidir; zira Elcevaril, mutlaka belli bir güzergahta tekrarlanan hareketi temsil eder. Künnes bu hareketi yürüten faildir. Kesinlikle Jiroskobik hareketi temsil etmektedir. 15. âyetteki Hünneskelimesi Elcevaril kelimesine kinaye hareketin tersi, kendi içinde pusma, tersine hareket demektir ki tam anlami ile Gravidasyonu temsil etmektedir.

Fela Uksimu bi'l Hünnes

El Cevaril Künnes

Iste bu harikalar harikasi fizik yasalar toplulugu, bu iki: kelimede gizlidir.
 

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
816
Beğeniler
1,434
Puanları
98
#2
"Kur'an'ın Gölgesi"nde "BP Deneyleri"CERN deneyi.

"Kur'an'ın Gölgesi"nde "BP Deneyleri": Beklentiler ve Korkulan Nedir?

CERN'de başlaması heyecanla beklenen "büyük deney"in arefesinde; deneyin sonuçlarıyla ilgilitartışmalar, artmış görünüyor. CERN çevreleri, deneyden beklentilerini dile getirirken, duyulan endişelerin yersiz olduğunu söylüyorlar. Tam böyle bir zamanda da, Türkiye gecikmiş olarak da olsa, CERN'e üye oluyor ve üyelik anlaşması, 14 Nisan 2008'den itibaren hayata geçmiş bulunuyor.

CERN'deki deneylerden, beklentiler nedir? "Her Şeyin Teorisi" astrofiziğin ulaşmak istediği son nokta; deneylerle tamamlanabilecek midir? Gerçekten bu "büyük deney"Dünya'yı tehdit ediyor mu? Bu soruları, kısa bir haber kapsamında cevaplandırmak mümkün değildir. Ancak biz, yine de bu soruların cevapları üzerinde durmaya çalışacağız..

BÜYÜK PATLAMA DENEYİNDEN BEKLENTİLER

Büyük Patlama'nın bir küçük taklidi olarak görülen bu büyük deneyden, neler bekleniyor? Büyük Patlama anında, çok kısa sürede ortaya çıkan ve gizlenen bir şeyler; "enerji ötesi bir enerji" aranıyor. Deneyler, kuarklarProtonların çarpışmasında, ortaya çıkması beklenen 2 kuarkparçacığının, 8-10 saniyelik yaşam öyküsü, şu ana kadar gözlemlenemedi. Proton parçalanması, tekrar çarpıştırıldığında; kendilerini hemen toplayarak, gözlemlenmelerine adeta müsade etmiyorlar. Ancak yapılan budeneylerde, kuark parçalanması ve gözlenmesi başarılabilirse;kara maddenin tespiti, mümkün olabilir deniyor.

Temel parçacıklar, nasıl kütle kazanıyor? Fizik bunu çözebilmiş değil. Temel parçacıklarmodeller var. Peter Higgs'in, ortaya koyduğu "Higgs alanı ve parçacığı teorisi" de doğrulanmayı bekleyen böyle bir modelHiggs parçacığı, tüm diğer temel parçacıklar gibi, kara maddeyle de ilişkili görülmektedir. Özellikle Peter Higgs, kendi ismini taşıyan parçacığın, mutlaka deneyde ortaya çıkacağını söylemektedir.

Bir ateist olan Peter Higgs, "Tanrı Parçacığı"denmesinden memnun olmasa da; bu isim, yaygın olarak kullanılıyor. Bu isim nereden geliyor? Nobel Fizik ödülü sahibi Leon Lederman,peşinden koştuğu birtürlü yakalayamadığı bu Higgs parçacığına izafeten; kitabına "Tanrı Kahretsin ParçacığıTanrı Parçacığı" adını veriyor ve bu isim böylece ortaya çıkıyor. O halde beklentilerden birisi de, Higgs parçacığının kendisini göstermesidir. Bu parçacığın, bu deneylerde; orada olduğuna dair bir sinyal vermesi, bilim adamlarını mutlu etmeye yetecektir.

Süpersimetri, kuantum kromodinamiği ve büyük birleşik teorileri de içeren alanlarda, önde gelen çalışmalarından dolayı, son derece saygın bir fizikçi olan Prof. Howard Georgi;maddeyi oluşturan ve madde olmayan bir "şey"(aparçacık) keşfinden söz ediyor. Harvard Üniversitesi fizikçisi Prof. Dr.Howard Georgi; evrenin, parçacık olmayandan yapılmış,tamamen yeni bir madde çeşidiyle kaplı olduğu önerisini getiriyor ve şöyle diyor:

"Parçacık olmayan; kimlik değiştirebilen, ışıktan hızlı gidebilenve normal parçacıkların bir bileşenine dönüşebilen bir şey. Onlar, bizim alışkın olduğumuz hiçbir şeye benzemiyor."

Georgi bu parçacık olmayan aparçacığın, ortaya çıkması konusunda şunları söylüyor:

"Aparçacıkların, diğer garip özellikleri zaten açığa çıkmış durumda. Daha fazlasının beklentisi içindeyim. Bu çok eğlenceli. Herhangi bir "aparçacık yapı"nın, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda ortaya çıkması, çok zayıf bir olasılık. Ancak şayet bu gerçekleşirse, bunu sıra dışı bir işaret ile anlayacağız. Yani deneyciler, bu "hayalet parçacık"a ait işaretlerigörebilirlerse, "aparçacık yapılar"ın izini bulmuş olabileceklerdir."

"BÜYÜK DENEY"İN KORKULARI NEDİR?

Evet, bunlar olumlu beklentiler. Bu beklentilerin gerçekleşmemesi tabii ki olumsuzluk sayılmaz. Bilim, yeni deneyler düzenler ve çabalarını sürdürür. Asıl deneyin olumsuz sonuçları, insanlığı yahut Dünya'yı tehdit edecekfelaketlerin ortaya çıkması riskidir.

Böyle bir risk olmadığı yetkililerce ifade ediliyor. Buna rağmen, iki bilim adamı, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın, beklenendenbüyük bir karadelik yaratarak; Dünya'yı yok edeceği iddiasıyla dava açıyor. Walter Wagner ve Luis Sancho isimli uzmanların, Amerikan mahkemesinde açtığı davada, çalışmanın durdurulması isteniyor.

Diğer taraftan, İsviçre'de davanın yankıları devam ediyor. Cenevre gazeteleri, "Haziran'da Dünya'nın sonu mu gelecek?Evren'de yok edilebilir" gibi başlıklar atıyor.

Almanya'nın Tübingen Üniversitesi'nden Prof. Otto E. Rössler, CERN'de yapılacak deneyde; yaratılacak suni karadeliğin, 4 yıl içinde Dünya'yı yok edebileceğini savunuyor. Bu deneylersırasında oluşacak karadeliklerin, kontrolden çıkabileceği iddiasını ortaya atan Prof. Dr. Rössler, bütün insanlığın, büyük bir tehlike altında olduğunu söyleyerek, Bild gazetesine şöyle konuşuyor:

"Eğer karadelik, dengede tutulamazsa; hesaplamalarıma göre 4 yıl içinde Dünyamız'ı yutacak. Dünya'nın ağırlığı, minicik bir noktada yoğunlaşacaktır"

O halde bu büyük patlama deneyleriyle ilgili gerçek nedir? Gerçekten bu deneyler, bugün olmasa da, yarın bir tehditoluşturabilir mi? Bu sorulara cevap vermeden önce, bilimgeldiği noktayı tespit etmek gerekir. Bu mesele, Büyük Patlama'yla ilgili araştırmamızda ele alınacaktır. Ancak biz burada, şimdilik şunları söyleyebiliriz:

BİLİMİN PEŞİNDE OLDUĞU "TANRI PARÇACIĞI": "MELEKUT"TUR

Büyük Patlama'dan önce yaratılan, madde olmayan ve maddenin arkasında duran; yani maddeye vücut veren "melekûtsüpersimetri modellerini çözecek olan "melekût"tur. Kuarkların ve maddenin arkasında duran bu fizik-ötesi şey(maddenin ruhu); Howard Georgi'nin ifadesiyle "aparçacık"(parçacık olmayan) fiziğin aradığı şeydir. Fizik, bu aparçacık ve "Her Şeyin Teorisi" aydınlanacaktır.

Bizim Kur'an merkezli tespitimiz budur. Higgs parçacığı, bir gerçek midir, yanılgı mıdır? Bunu ileride deneyler gösterecektir. Ancak biz şunu söyleyebiliriz ki; gerçek "Tanrı parçacığı Higgs bozonu, yanılgı değilse; diğer temel parçacıklar gibi "melekut"un bir türevidir. Kara enerji de, bizce, "melekut"a bağlı bir enerjidir ve onun bir yansımasıdır.

Özetle "melekût", Allah'tan bir emir; fiziksel olmayan bilinçli-canlı bir enerjidir. Allah'ın mutlak emrindedir. Tüm temel parçacıklara, dolayısıyla evrene vücut vermektedir. Tümmelekler ve ruhlar gibi Allah'ın Nuru'ndan yaratılmıştır. Adeta,Nur'un birinci türevidir. Sonuç olarak; fiziğin ve deneylerin aradığı parçacık(aparçacık), işte bu "melekût"tur. Sonsuz yüce olan Allah, gerçekten de bir Tanrı parçacığı olan "melekutKitabı Kur'an da, bize, şöyle tanımlıyor:

Böylece Biz, İbrahim'e, yakin (ilim sahiplerinden) olsun diye;"göklerin ve Arz'ın"(evrenin) "melekût"unu(özünü-ruhunu)gösterdik.

[EN'AM(6)/75]

De ki: "Her şeyin 'melekût'u (özü-ruhu) kimin elindedir? O, herşeye yakınken(nüfuz ederken), O'na(melekutuna) yakın olunmaz. Şayet biliyorsanız söyleyin! "

[MÜ'MİNUN(23)/88]

Her şeyin "melekût"u(özü-ruhu) elinde bulunan (Allah), ne yücedir! Sizin dönüşünüz O'nadır.

[YASİN(36)/83]

Allah'ın, yarattığı alemleri(evrenleri), nasıl yönettiği; göklere, yerlere hitabettiği zaman; onların, ruhları olan melekutla, nasıl cevap verdiğini; Allah'ın Elçileri'nin(insanlardan yahut meleklerden), mucizelerini, Allah'ın izniyle ve bu "melekut"la nasıl gerçekleştirdiğini; sayısız ayetlerden bilmekteyiz. Ancak şuan ki hacmimiz, bunları burada açıklamaya yetmez.

Bir misal olarak Musa; Allah'ın izniyle denize asasını vurduğunda; su moleküllerinin kuark yapıtaşları, suyu, amaca uygun olarak açılmaya ve dağ gibi donmaya dönüştürmüştü. Kısacası, Allah" emrinin ve tümin sonucunda ortaya çıkan yaratmalar"tur.

"MELEKUT"TAN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?

Tüm evren, bir melekut alanı içinde yüzmektedir ve melekut aparçacıklarıarasında, tam bir iletişimve gerektiğinde ortak dönüşüm söz konusudur. Özetle, ışıktan hızlı, maddeye kütlesini ve enerjisini "bir şeye" ve Allah'ın istediği "her şeye" dönüşebilen"melekut"tur. Gerçek Tanrı parçacığı budur. Ona, kimseerişemez ve kontrol altına alamaz. İnsanoğlu, ona elini uzattığında; işte o zaman "gerçek bir kıyametle"'ın önemli alametlerinden birisi de; bilimin "melekut"u tanımasıdır. Onun varlığını, keşfetmek veişaretlerini almak; oldukça zor olsa da, mümkün olabilir.Ancak onu, ele geçirmeye heveslenmek; beyhude ve teşebbüs edenler açısından da felaket doğurabilecek bir iştir. karşı karşıyadır.

Nitekim ünlü bilim adamı Georgi, bizce "melekut"u, süper simetri modelinde, teorik olarak farketmiştir. Yaptığı tüm tanımlamalar, bizim önceden Kur'an'dan ve Peygamber Sünneti'nden ulaştığımız "melekut yapısı"nı ortaya koymaktadır.

Ancak "melekut"a el uzatarak; kontrol etmeye çalışmak İşte Allah'ın uyarısı:

Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı her şeyin"melekût"una(özüne-ruhuna) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? (Bu "melekut"a ulaştıklarında), "onların ecellerinin yaklaştığı umulur". Ondan("melekut"tan) sonra, hangi söze inanacaklar?

Allah'ın saptırdığı bir kimseyi, doğrultacak yoktur. (Allah),onları, azgınlıkları içinde şaşkın vaziyette bırakır.

Sana, Saat'in(Kıyamet'in) ne zaman demir atacağını(gerçekleşeceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabbim'in yanındadır. Onun vaktini, Allah'tan başkası ifşa etmez. "Gökler-Arz"(Evren), ağırlaştı("kritik kütle"ye yaklaştı).Saat(Kıyamet), size ansızın gelir."Sanki sen, (Kıyamet'in vaktinden) haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler."

[ARAF (7)/185-187]

Tüm bu deneyler, bilimci evrenci ve evrimciler inanmasa da;"Kur'an gölgesi"nde cereyan edecektir. Bize düşen, tarihe not düşmektir. Sonuç olarak "Melekut"; madde-enerji kara-ak maddenin, canlı evrimin, evrenin, fiziğin tüm problemlerinin ve Allah'ı örtmenin sonudur. Hatta bu Gezegen'deki yaşamın da sonudur. Zira bilim merdiveni, artık son basamağına; cennete dayanmış olacaktır
 

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
816
Beğeniler
1,434
Puanları
98
#3
GÖK KAPILARI


Karadelikler Bir Gök Kapısı mı?

Kur'an-ı Kerim'de "semanın görünmez kapıları"na dikkatimiz çekilir. Kapılar geçit yerleri olduğuna göre, "sema kapıları" ifadesini; başka uzay-zamana, farklı boyut ve kâinatlara geçit noktaları olarak anlamak mümkün müdür? Kur'an-ı Kerim'de yer alan "sema" teriminin, bugünkü mânâsı ile "uzay-zamana" karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Bir türlü çıkamadığımız kâinatın dışına nihayet çıkabilecek bir kapı bulduklarını düşünen astrofizikçilere göre de, karadelikler bir uzay-zaman kapısıdır. Kur'an'ın rehberliğinde kâinattaki sırlara yorum ve açıklama getiren Bediüzzaman'a göre gökteki yıldızların bir kısmı Ahiret âlemlerine bakmaktadır.

Paralel Evrenler ve Karadelikler

Uzay gerilmiş bir ağa benzetilebilir. "Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?" (Mülk-3) âyeti uzay-zaman ağının son derece sağlam örüldüğünün de işareti olsa gerek.

Ağ, üzerine konan ağır cisimlerce eğip bükülüyorsa, adına sema dediğimiz uzay-zaman ağı da içine "oturmuş" bulunan büyük kütleli gök cisimlerince öylesine eğilip bükülür. Karadelik sonsuz bir ağırlık anlamına gelmektedir. O bölgede uzay-zaman ağı eğilip bükülmekle kalmaz, âdeta yırtılıp çatlamakta, daha uygun bir tabirle delinmektedir. Delinmenin anlamı fizik kanunlarının geçerliliğinin kaybedilmesi, o yörede fizik ötesi âleme kapı açılmasıdır.

Karadeliklerin tesir sahasını bir "huni" şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı "olay ufku"dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası "huninin" inceldiği uç kısmı teşkil eder ve "tekillik" (singularite)" adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi "dışına" taşmakta; "uzay-zamanı" da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen "farklı" bir âleme geçiş kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: "Uzay, çok karmaşık bir şekilde 'zamana' bağımlıdır. Uzayın 'gerildiği ve büküldüğü' gibi, zaman da 'gerilir ve bükülür." demektedir.

Zamanın 'donarak' ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın "sabit" kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat'ın içine girilmesi demektir. "Orası" bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.

Kâinat dışına açılan "kapı" arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, "karşı" âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dışımızdaki evrenleri tasavvur etmek kolayca mümkün olmadığından, başka kâinatlar konusuna önceleri şüphe ile bakılmıştı. Ama bazı fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi. Üstelik matematikî denklemler de mücerret kâinatlara işaret ediyor, mücerret uzayları kabul etmeden ve dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarıyordu.

Gelişen olaylar gittikçe ışık hızından binlerce ve milyonlarca daha hızlı mücerret elemanlardan kurulu ve örülü evrenlerin varlığına destek veriyor ve konuya sıcak bakan uzmanların sayısını artırıyordu.

Gelişen bilim, madde ve uzay konusunda yepyeni kavramlar getirdi. Önceleri maddenin bu kadar kısa ömürlü olacağı kimsenin hatırına gelmemişti. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesinin sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getireceği tahmin edilemezdi. Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerinin karadeliklerde alt üst olacağı tahmin edilemezdi.

Bu kâinat niçin yaratıldı ve niye yok ediliyor? Beklenen karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı?

Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, en modern astronomi merkezlerinde de yer alan tartışmalar arasında bulunuyor.

Mecerra yahut, Şemsü'ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi

Uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla "Mecerra ve Şemsü'ş-Şumus" konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili âyet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür.

İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San'ani'nin kayıtlarında Peygamberimiz'in (sas) şu sözlerine rastlıyoruz: "Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. "Bu nedir?" diye sordum. "Kıyamet onun içinde" kopacaktır" denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, "Cuma günü bir aynada bana gösterildi." denmektedir. (Abdürrezzak San'ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560).

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen "kara nokta" ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan "Mecerra" ve "Şemsü'ş-Şumus" tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden âyetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapageldiği gibi- Rabb'inin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)'nin göğün "Mecerra"dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir. (Kadı Beyzavi, II/592; âyet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın "çatlayıp delinmesidir." Mevcut bilgilerimize göre âyetlerin vurguladığı "sema yarılmasını" şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz.

Kur'an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların "anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misâl, âyet (ipucu, delil)" olduğunu tekrarlamaktadır. Enbiya-32'de "Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yarattık." ilâhî fermanı bu gök tavanının arkasında başka dünyaların varlığına akla kapı açmaktadır. Semanın yani uzay-zaman denen fizikî kâinatın sağlam bir yapıda olduğu yanında, "çatlaksız" olduğu da (Mülk-3) açıkça anlatılmaktadır. "Gözünü bir çevir göğe bak, bir çatlak görebilir misin?" buyurulmaktadır. Ancak kıyametle ilgili ayetlerde, semada çatlamanın vuku bulacağı sürekli vurgulanır. "Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir." (İbrahim, 14/48) âyeti de kıyamet esnasında bu "çatlaklarla" ahiret âlemlerine kapı açılacağı açıkça belirtmektedir.

Şemsü'ş-Şumus

Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu'nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir.

Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.

Galaksimizin güneşi diyebileceğimiz bu karadeliğin tahminen üç milyon Güneş'e eşit kütlede ve birkaç ışık saniyesi (bir ışık saniyesi 300.000 km) çapında olduğu tahmin edilmektedir. Onun çekim gücünün büyüklüğünü anlamak için Güneş'in Neptün gezegenine yaptığı çekim tesirini ta on ışık yılı uzaktaki bir gök cismine uyguladığı söylenir. Karadeliklerin ağırlığını yani çekiminin şiddetini ise bir çay kaşığı kadar miktarı 40 milyar ton gelen nötron yıldızları ile kıyaslayabiliriz. Karadelikler, nötron yıldızlarından yüz binlerce defa daha ağırdır. Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kırmızı ötesi (infrared) astronomisinin tesbitleri, her saniye Güneş Sistemi'nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, dünyanın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.

Son yıllarda ortaya çıkan tesbitlere göre de dünyayı kendisine çekip götüren sadece galaksi merkezindeki karadelik değildir. Sürdürülen seri hesaplamalar ve hassas gözlem ve araştırmalarla, Güneş'in de kendi- ne has bir hareketi olduğu anlaşılınca, bilim dünyası büyük bir şok daha geçirdi. Güneş, Herkül Burcu yakınlarındaki ve ismine VEGA denen bir yıldıza doğru hareket halindedir. Güneş'in bu hareketinin, Kuzey Kutup Ekseni ile 37 derecelik bir açı yapacak şekilde gerçekleştiği ortaya çıkmış ve bu açıya bilimciler, "solar apex" adını vermişlerdir. Güneş, işte bu Vega yıldızına doğru her saniyede 20 kilometrelik bir hızla hareket halindedir.

Güneş'in bu hareketine, çekim gücü sebebiyle sisteme dahil bütün gezegenler gibi üzerinde yaşadığımız yaşlı ve yorgun Dünya da iştirak etmekte; böylece Güneş Sistemi belli bir doğrultu boyunca, hiç şaşmadan, şaşırmadan yoluna devam etmektedir.

Güneş Sistemi galaksi merkezine doğru hareket etmekle birlikte bir miktar sapma göstermektedir. Acaba Güneş'imiz galaksi merkezine doğru olan rotasındaki aykırılığın kaynağı ne olabilir? Aykırılığı telâfi etmek için bizi çeken başka bir merkez daha olmalıdır. Bu eğer beyaz cüce veya pulsar olsaydı görülürdü. Eğer bu bir kara cüce yahut nötron yıldızı olsaydı, uzun süreçler gerektirirdi. Bu çok zayıf ihtimal göz ardı edilirse, tek bir açıklama kalıyor geriye... Bu bir karadelik olmalıdır.

Bir karadelik veya mini mini bir kara nokta, her zaman her yerde birden karşımıza çıkabilir. Aniden burnumuzun dibinde veya yanı başımızda bitebilir. Karadeliklerin ışıyan yıldızları itip-kakma örneği, evrende çok yaygın olup, şimdi tahmin ettiğimizin on ile yüz katı daha çok olması beklenmektedir: Karadelik uzmanı Kipp Thorne'a göre en ihtiyatlı bir ölçümle, yalnız Samanyolu kollarında bir milyon karadelik bulunmaktadır. Kısacası evren, tasavvurumuzun çok üstünde karadelik barındırmaktadır.

Güneş'imiz diğer güneşlere göre istisna olarak tektir. Güneş'imizin bir ikizi nin olması gerektiğini gök bilimciler kabul etmişlerdir. Güneş'imizin yakınlarında bir yıldız ışıması olmadığına göre "Güneş'in eşinin" erkenden bir karadeliğe dönüştüğü üzerinde durulmaktadır. Uranüs, Neptün, Plüton gezegenlerinde de çekim dengesizliğinden söz edilmektedir.

Güneş Sistemi'mizde kaç tane gezegen olduğunu dahi doğru dürüst bilmemekteyiz. Plüton gezegeninden sonrasını göremiyoruz. Güneş Sistemi'mizde bugün bilinen dokuz gezegen vardır. Ancak bu çok eski bir bilgidir. Bazı uzmanlara göre Güneş Sistemi, on iki gezegenden ibarettir. Bunlardan birisinin parçalandığı tahmin edilmektedir. Tietz-Bode, Güneş Sistemi'nin çapını Dünya ile Güneş arasını bir birim kabul ederek 374,8 birim olarak hesaplamıştır. Plüton gezegeninden sonraki mesafeye tam üç gezegen sığmaktadır.

Meselenin başka bir boyutuna gelince, Güneş Sistemi'nde on iki gezegenden söz eden Bediüzzaman, Güneş'in manzumesiyle beraber Şemsü'ş-Şumus'a hareket ettiğini Kur'an'ın işareti olarak dile getirmektedir.

Şemsü'ş-Şumus'u çok daha büyük bir yıldız olarak kabul ettiğimizde erken ölüme mahkum olmuş ve karadeliğe dönüşmüş Güneş'in ikizi olacaktır. Büyük yıldızların yakıtlarını küçüklere nisbetle çabucak bitirdiğini bu yüzden de "ölüme" erken gittiğini burada belirtelim. Hatırlatacağımız diğer bir nokta ise, büyük yıldızların sonunun karadelik haline gelmektir.

"Veşşemsu tecri limüstekarrin leha" (Yasin 38) âyeti (Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde) Güneş'in manzumesiyle beraber Şemsü'ş-Şumus'a doğru hareketine işaret eder."

Diğer açıklamalara da göz atalım:

"..Ta Şemsü'ş-Şumus'un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır." (Barla Lahikası, 325):

Dünyanın ömrü ise Şemsü'ş-Şumus'un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyam iledir. (Barla Lahikası, 326):

"Ve Şemsü'ş-Şumus'a tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü, Şemsü'ş-Şumus'un işarat-ı Kur'anîyede ile her bir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla..."

"Şemsü'ş-Şumus'a tâbi dünyaların bekâ âleminden olduğu ve dünyamıza baktığı..."

Bu ifadelerden çıkardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:

- Güneş sistemi topluca Şemsü'ş-Şumus'a doğru yol almaktadır.

- Şemsü'ş-Şumus ahiret ve bekâ âlemlerindendir. Yaşadığımız fizikî dünyadan farklı bir âlemdir ve önemli görevler yüklenmişlerdir.

- Şemsü'ş-Şumus'ta geçerli zaman akışında bir gün, bizim ölçülerimize göre elli bin seneye eşittir. Buralarda zaman olağanüstü genişlemiştir. Bu zaman ölçüsü başka ayetlerde meselâ meleklerin sürati için dile getirilmektedir. Bu hızın, bekâ âlemlerinin, nurun hız ve zaman akışı olduğunu düşünebiliriz.

Tarihî kayıtlarda Rabbü'ş-Şıra adlı bir güneşten söz edilir. Eğer gerçekten böyle bir güneş var idiyse, şu anda böyle bir güneşin görünmemesini, onun karadelik haline gelmesi ile açıklayabiliriz. Bilindiği gibi fezada bütün yıldızlar çift olarak bulunurlar. Güneş neden istisna olarak tek yıldız halinde bulunuyor? Eğer Güneş bir istisna olarak yaratılmamışsa onun da bir eşi olmalıdır ve Güneş'ten daha büyük bu ikiz şimdi karadelik olarak yerini almış olabilir. Uzayda birçok örneği görüldüğü gibi, daha önce karadelik haline gelen yıldız, zamanla eşini kendine doğru çeker ve sonunda onu bütünüyle yutar.

Galaksi merkezindeki karadelikten başka, 6.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Cygnus X-1 çift yıldız sistemindeki mavi dev HDE-226868 en yakınımızdaki karadelik olup, dünyada görebildiğimiz ikizinden devamlı surette madde yutmaktadır. Bu karadeliğin ikizinin yuttuğu maddenin içeri girerken sıkışarak ısınması sonunda dışarı çıkardığı âdeta ölüm çığlığı niteliğindeki röntgen ışınları, dünyadan kolaylıkla gözlenebilmektedir.

Yakın zamanlarda ortaya çıkarılan bir diğer gerçek ise çok daha şaşırtıcıdır. 1987 yılının bir sabahında, dünyanın önde gelen yedi bilim adamı, Washington' da bir araya geldi. Tartıştıkları konu şuydu: İçinde Güneş gibi 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu, tarifi imkânsız bir hızla uzayda nereye gidiyordu? Astrofizik alanında isim yapmış bu yedi uzman, kısa süren bir tartışmadan sonra çalışmalarını ortak bir raporla bilim dünyasına duyurmaya karar verdiler. Samanyolu yıldız adası, saniyede 700 kilometrelik bir hızla, 300 milyon ışık yılı uzaktaki Hydra-Cenaurus adı verilen bir galaksinin de ötesinde bir bölgeye doğru büyük bir hızla sürükleniyordu. Bu bölgede, on binlerce galaksiyi içine alacak büyüklükte, şimdiye kadar görülmemiş olağanüstü çekim gücüne sahip bir cisim vardı. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda bu çekim sebebinin bir karadelikten kaynaklandığı anlaşıldı. Bu karadeliğin adına Büyük Çekici mânâsında "Great Attractor" adı verildi. Samanyolu'nun bu hareketine ise Garip Özel Hareket manasında "Peculiar Motion" dendi. Takip eden birkaç sene içindeki çalışmalar en az 900 galaksinin bu Büyük Çekici'nin tesiri altına girdiği- ni ve korkunç hızlarla ona doğru sürüklendiğini ortaya çıkardı.

Mecerra

"Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar." (Nebe, 78/19) âyetine göre açık kapısı olmayan ve geçit vermeyen uzay-zaman dört boyutlusunun kıyamet günü açılacağı ilk etapta akla gelmektedir.

Nebe-19'da, "Gök kapı kapı açılacaktır." ayetinin kozmik izahını nasıl yapabiliriz? "Gök kapılarının" ne olduğu konusunda tefsirleri incelediğimizde birçok müfessir, açık ve yakın manalardan ziyade uzak manalara yer verir. Peygamberimize atfedilen "mecerra" ifadesi üzerinde yoğunlaştığımızda bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz. Tefsir yorumcularından bazılarına göre "mecerra" ile Samanyolu kastedilmektedir. Yaptığımız araştırmada, Kuran'ın ilk yorumcularından ve bizzat Peygamberimiz'den (sas) ders almış olan İbn-i Abbas'ın açıklamalarını konumuz açısından dikkat çekici buluyoruz. Peygamberimiz'in (sas) ifadelerine göre "Mecerra" sema kapısıdır ki, sema buradan yarılacaktır. Taberani'nin eserinde bulunan bir sözü ise şöyledir: "Gökte bulunan mecerra, arşın altındaki yılanın teridir (salyası)."

Peygamberimiz (sas) o gün anlaşılmasında zorluk bulunan ince ve yüksek hakikatları çoğu kere teşbih ve mecazlar yoluyla anlatmıştır. Karadelikler için yapılacak en uygun benzetmelerden birisi de "yılan" lâfzıdır. İki uzayı birbirine bir tünel-hortum şeklinde bağlama özelliği sebebiyle karadelikler için bilim dünyasında "Worm hole" yani "solucan deliği" tabiri kullanılmaktadır. Yılan bünyesine göre iri şeyleri yutabilmekte ve yutulan şeyi "dar ve uzun bir tünelden" geçirmektedir. Karadeliklerin Şehadet Alemi'ni Arş'a bağlayan tünel olduğu ihbarı da bu hadisin ifadesinden sezilebilir.

Geometrik çekim dengesinin bozulmasıyla -Genel Relativite'nin de ispatladığı üzere- göklerin uzay-zaman düzlüğü Kuran'a ait ifadeyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir, yıldızlar yerinden düşer. Çünkü gök cisimleri cazibe ipleri ile hassas bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Karadeliklerin müthiş çekimi bu dengeleri alt üst edebilecek kuvvettedir. Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış birkaç kişiden birisi olan Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı eserinde, kâinatımızda "görülen" yıldızlardan daha fazla karadeliğin mevcut olduğunu belirtir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var! Bu durum tabii ki, ilim adamlarını "Acaba kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı? Siyah deliklerde kaybolan madde, ısı ışık nereye gidiyor? Bunlar gerçekte yokluğa mı gidiyor?" diye de sormak mecburiyetinde bırakıyor.

Nitekim astrofizikçiler, bir türlü dışına çıkamadığımız kâinatın, belki de dışına çıkabileceğimiz bir kapı bulduk diyorlar. Meselâ Kur'an'da geçen "göğün görünmez kapıları" siyah delikler ise, o zaman ahiret âlemleri fazla uzağımızda bulunmuyor demektir.

"Karadeliğin tekilliğinden sonra ne vardır?" sorusuna, "Hiçbir şey yoktur." şeklinde verilen bir cevap herhalde hiç kimseyi tatmin etmez. İspatı şimdilik yapılamayan ancak ağırlıklı desteklemelerle ileri sürülen ve çok sayıdaki bilim adamının inandığı "Akdelikler" (White Holes) gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Tartışmalar şu noktada odaklaşıyor. Diyorlar ki, karadeliğin tekilliği bir başka evrenin bir başka tekilliği ile dar bir tünel şeklinde, kum saati gibi birleşmiştir. Bir başka evrenin tekilliği, o evrenin akdeliğidir. Akdelikler, karadelikler gibi çevresindeki her şeyi yutmazlar. Aksine onlar, kendisine ulaşan her şeyi dışarı püskürtüp fırlatır. Karadeliğin aksine çok aydınlık olan bu bölgelerde çekme yerine itme ve kaldırma söz konusudur. Buradaki çekime gravitasyon diyorduk. "Oradaki" özellik çekiş değil itiştir (levitasyon).

Akdelikler aslında Big-Bang gibi yeniden doğuşu temsil etmektedir. Ayet-i Kerime, âlemin toplanıp dürüldükten sonra tekrar ilk haline iade edileceğini bildirmektedir. "Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddır. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz." (El Enbiya, 104

Prof. Dr. Osman Çakmak


Gökadalar-Aknoktalar Ve Karanoktalar

Zamanımızda ortaya çıkarılan Ak ve Kara Noktalara Kur'an-ı Ke-rîm'de ve Hz. Muhammed (571-632 m) aleyhissalatü vesselamın sözlerinde açık bir şekilde değinilip değinilmediğini bilemiyoruz. Fakat bir kısım âyet ve hadislerin içerdikleri anlamların bir nebze de olsa bu konuda anlatılanlara uygun düştüğünü söyleyebiliriz. Yahut Kur'an ve Peygamber (S)'den gelen bazı hadisler ak ve kara noktalara açıkça değiniyorlar da biz bilgi eksikliğimizden bu açıklığı göremiyoruz. Bu ancak uzay bilginlerinin açıklığa kavuşturacağı bir iştir. Biz sâdece onlara yardımcı olacağız. Nitekim onlar da, bizim varlık ve gökler hakkındaki Kur'an âyetlerini ve Peygamberin ilgili sözlerini doğru bir şekilde anlamamıza yardımcı oluyorlar.

Günümüzde bilginlerin söylediklerine göre, gökada yani galaksilerin veya göklerin derinliklerinde, bir ayak topu kadar yahut daha küçük, siyah ve bunun gibi de beyaz ve fakat akıl almaz güçlere erişmiş nokta cisimler ve diğer adlarıyla ak ve kara delikler vardır. Bunlar, dünyamızdan yüz binlerce daha büyük bir gezegeni ve milyonlarca kere daha büyük yıldızları yutup yok edebilmekte ve yok olanı da yeniden varlık hayatına döndürebilmektedirler. Bunlardan yıldızlan yok edenlere Karanokta veya Kara delik, yok olanı yeni bir varlık hayatına döndürenlere de Aknokta denilmektedir. Veyahut ta aynı nokta her iki tarafıyla iki ayrı işlemi yapabilmektedir. Eğer verilen bilgiler doğruysa bu kadar küçük bir nokta cisim, sayısız denecek kadar çok yıldızı kendi deliğinden geçirip onları imha ve yok etme gücüne sahip olabilmektedir. Buna göre, dünyanın, bir iğne deliğinden geçirilişine inanmak gerekecektir. Biz şimdi bazı âyetlerin ve sonra da bazı hadislerin bu anlatılan hususa muhtemel temaslarına yer vereceğiz. Şimdi şu âyetlere bakalım: "And ederim o geri dönen (yıldız)lara. Akıp akıp yuvalarına giden (yıldız)lara. Kararmaya yüz tuttuğunda geceye. Nefeslendiği zaman sabaha"(1)

Bir kısım müfessirler, bu âyetlerde, isimleri belli bazı büyük ve parlak yıldızlardan söz edildiği görüşündedirler. (2) Başta Hz. Ali (r.) olmak üzere diğer bir kısımları da burada tüm yıldızların sözkonusu olduğunu, savunurlar. İlk âyette geçen "el-Hunnes” kelimesine; genellikle, gündüz gözden kaybolup gece ortaya çıkan yıldızlar, anlamı verilirken, ikinci âyetteki "künnes” kelimesine de; yuvalarında gizlenen yıldızlar anlamı verilmiştir. Aynı kökten gelip vahşi hayvanların ve özellikle de ceylanların yuvaları anlamına gelen "kinâs" içinde bu hayvanların saklanmaları ile yıldızların bu durumları arasında bir benzerlik kurulmuş gibidir, "el-hunnes" belli yıldızlardan ibaret görenler, onların yeniden kendi seyir yerlerine dönmeleri sebebiyle bu isimle anıldıklarını, söylerler. Çünkü bu kelimenin geriye dönme gibi bir anlamı da vardır. Bu meyanda İbn Kuteybe (ö. 276 h/889 m) gibi eski bir müellif, yıldızların da güneş ve ay gibi, burç ve menzillerde dolaşıp en sondan da gene geriye döndüklerinden söz eder. "hunnes " gecikme anlamını da taşır. Bunun için ona; şaşkın bir şekilde dolaştıktan sonra dönüp yolunu doğrultan ve bu yüzden geciken yıldızlar, anlamını verenler de çıkmıştır ki İslâmî ilk asır bilginlerinden İbn Zeyd bunlardandır. Bu şaşkınlık dolayısıyla yıldızın doğuşunda her yıl gecikmeler olur. İkinci âyette geçen ve akıp gidenler anlamında ki "el-cevârî” kelimesinden hareketle dilci müfessir Zemahşerî (467-538 h/1074-1143 m) bu yıldızların sabit değil de gezegen oldukları hükmüne varmıştır. (3)

Söz konusu olan yıldızlara âyetlerde özel bir yer verilişinin elbet bir sebebi olmalıdır. Burada onların İbret verici durumlarına dikkatimizin çekildiği açıktır. Yıldızlar bu isimlerim kendi durumlarından veya sıfatlarından almışlardır. Yıldızların gündüz görünmez olup gece ortaya çıkmaları biçimindeki yorumun olduğu da bilinmektedir. Yıldızların da bir güneş gibi battığına ilişkin görüşe gelince bu, konumuz açısından olmasa da onların da gezegenlere sahip bulunmaları bakımından önem taşır. Çünkü bir güneş kendi gezegenleri üzerinden batar. Müfessirlerin pîri sayılan İbn Abbas (ö. 68 h/687 m) ise bir görüşünde bu yıldızların gökada’yı (mecerras) katletmelerinden ötürü böyle anıldıklarını söyler(4) ki bu onların çok büyük bir gökada yörüngesini dolaşmaları açısından önem taşır.

Yıldızların açıklandığı biçimde bir duruma gelişlerinden sonra gece ve gündüzden, diğer bir ifâdeyle karanlık ve aydınlıktan bahsedilmesi, bunların yeryüzü gecesi ve sabahı olup olmayacağı konusunda bir şüphe uyandırmaktadır. Ayette, nefes alıp veren bir sabahtan söz edilişi, üzerinde sabah cereyan eden kürenin âdeta bir rahatlığa kavuştuğunu anlatmaktadır. Nitekim Neysabûrî (ö. 728 h/1328 m) bunu, sıkışıp darda kalan bir kişinin daha sonra rahatlamasına benzetmiştir. (5) Karanlığa gömülme tarzında tercüme ettiğimiz fiili ve türevlerinin ise; bir şeyin dolum hâline gelmesi ve gece avlanması gibi anlamları da vardır".(6)

Bu âyetlerin bulunduğu sürenin baş tarafında: "Güneş dürülüp söndürüldüğü zaman. Yıldızlar kararıp düştüğü zaman... Gök yerinden soyulup koparıldığı zaman" (7) ifadeleriyle gelen âyetler yer almaktadır. Bu tür olaylar, Hunnes ve Künnes durumundaki yıldızlarla ilgili olabilir. Burada güneş ve yıldızlar ışıklarını kaybedip kararmakta ve gökteki her şey yerinden koparılıp alınmaktadır. Bunun için de ne kadar büyük güçlere ihtiyaç olacağını söylemeğe gerek yoktur.

Konumuz açısından önem taşıyan âyetlerden biri de Vakıa sûresinde geçmektedir: " Hayır (gerçekler, inkarcıların dedikleri gibi değildir.) İşte Ben yıldızların düştüğü yerlere yemin ediyorum. Bilseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir"(8)

Yıldızların düştükleri yerlere yemin edilmesi, oraların Allah'ın varlığını belgeleyen çok düşündürücü yerler olmasından kaynaklanmıştır. Nitekim ondan sonra gelen âyette bu yeminin büyüklüğüne dikkat çekilmiş ve bunun da ancak bilenlerce anlaşılabileceği vurgulanmıştır. Yıldızın düştüğü yer uzayın boşlukları olmayabilir. Fakat bu, bir yıldızın, doğrudan dağılıp parçalanması ve böyle bir dağılma ânı mânasına da gelebilir ki bu takdirde bir boşluktan söz edebiliriz. Meselâ ünlü bilginlerden Hasan el-Basrî (ö. 110 h/728 m) bu âyeti, kıyamet sırasında yıldızların kararıp dağılmasıyla ilgili görmüştür. (9) Diğer müfessirler ise genellikle; yıldızların düştüğü, yahut battığı veya düşüp doğduğu yerler, şeklinde bir anlayışa yönelirlerken bazıları da bunu, seyir sırasında yıldızların izledikleri menzilleriyle açıklamışlardır. (10) Söz konusu âyet, yıldızların dağılması anlamını ifâde edebileceği gibi bunun tersi, oluşmakta olan yıldızların oluşum yerlerini de ifâde edebilir. Yıldızlar bu yerlerde, bir canlının ana rahmine düştüğü gibi varlık dünyasına düşmüş olabilirler. Bir yıldız dağılıp yerinden gitmişse biz onun son ışığının bize gelmesine kadar geçen sürede onu hâla yerindeymiş gibi görürüz ki burada böyle bir durum da anlatılmış olabilir.

Her yere bir giriş ve geçiş yeri olduğu gibi göklerde de kapılardan bahsedilmesi onların da böylesi geçiş yerlerine sahip oldukları anlamına gelir. Fakat buralardan ne tür geçişler olacağını bütünüyle bilemiyoruz. İçinde bulunduğumuz âlemin çöküşü anlamına gelen kıyamet koptuğunda, gezegenimizin gelmiş geçmiş bütün insanları ve muhtemelen diğer bazı canlıları yeni bir âlemde yerlerini almak için göklerin kapılarından geçiş yapacaklardır. Kur' an'da insanlığın bu yeni âleme geçişi şöyle anlatılır:

"O gün sûra üfürülecek de hepiniz bölük bölük geleceksiniz. (O gün) gök açılacak da bir çok kapılar oluşacaktır'. (11)

Gökte neden kapılar oluşacaktır? Bu oradaki yeni bir hayata yapılacak sevkıyatı ifade eden bir kinaye olabileceği gibi maddî ve fizikî geçiş yerlerini de ifâde edebilir. Bu olayı açıklamaya çalışan müfessirlerden kimi bunu, göğün parçalanmasına yorumlarlarken, kimi de bu kapılardan maksadın göğün yolları olduğunu söylerler. Bir kısımları da bundan; göğün çözülüp dağılacağı ve oralarda bir kısım kapıların oluşacağı, anlamını çıkarırlar.. Kimileri de bu konuyu; kişinin yaptığı ibâdet ve iyi işlerin, gökte kabul görüp görmeyeceği yâni kapıdan geçiş izni alıp almayacağı durumuyla açıklarlar. (12) Özellikle bu son görüşün dayandığı bir başka âyet vardır ki bu âyette olay şöyle anlatılır:

"Bizim âyetlerimizi yalan sayıp da onlara karşı büyüklük taslayanlar (yok mu?) onlar için gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. Biz günahkârları böyle cezalandırırız"(13)

Bu âyette geçen gök kapılarını, cennete açılan kapılar olarak anlayanlar olduğu gibi, hak dinde olmayanların yaptıkları ibâdet ve duaların, iyi ve faydalı işlerin gök kapılarında kabul görmeyeceği, şeklinde anlayanlar da vardır. (14) Meseleyi, kötü insanların göklerdeki kapılardan geri çevrilmesi olarak görenler de olmuştur ki sonuçta hepsi aynı noktaya varmaktadır. (15) Bu yaklaşımlara uygun olarak Peygamber (S) bir öğle namazını kıldıktan sonra şöyle demiştir; "Şüphesiz gök kapıları, güneş tepe noktasından batıya yönelince açılır"(16) Bu, bize o vakitten önce kılınacak.namazın kabul görmeyeceğini anlatır. Bu anlayışlar doğrultusunda gök kapılarını, sırf iyilikler ve güzellikler âlemine açılan manevî kabul yerleri olarak düşündüğümüzde buraların pek çoklarına geçit vermeyeceği açıktır. Devenin, bu dünyada, iğne deliğinden geçmesi mümkün olmadığı gibi, onlar da yükseklere geçemeyip aşağılara itileceklerdir. Gök kapılarını maddî çerçevede ele aldığımızda buraları, sonu gelen dünyalar, yıldız ve âlemler için başkalaşım geçirme yerleri olarak düşünebiliriz. Ak ve Kara Noktalar hakkında anlatılanlar doğruysa o takdirde deve, içindeki dünya ile beraber iğne deliği kadar küçük bir nokta delikten bir başka âleme geçip gidecektir. Ayetteki, devenin iğne deliğinden geçmesi, ibaresi gerçekte bu olayın imkânsızlığını mı ortaya koyuyor, yoksa "deve iğne deliğinden geçecek ve fakat onlar gene de cennete giremeyecekler" gibi birinci şık itibariyle olumlu bir anlama mı geliyor? Âyetin bu şekilde tercümesi için Arapça bakımından bir engel bulunmamaktadır.

Konumuz açısından üzerinde duracağımız bir diğer husus da Peygamber (S)'e atfedilen bazı açıklamalarda ve sahabeden gelen bazı sözlerde yer alan ve Arap sözlüklerinde gökada (galaksi) ve saman yolu anlamında gösterilen "mecerra” sözcüğüdür. Gerçekte bu kelime, sâdece dünyamızın da dahil bulunduğu gökadayı veya onun belirgin parlaklıktaki Samanyolu’nu mu ifâde ediyor, yoksa bununla ayrıca, gökadada veya gökte bulunduğu söylenen Ak ve Kara Noktalar da kastediliyor mu? Bana kalırsa bu çok kere gökada ve özelliklede Samanyolu anlamında kullanılsa bile bazen de Ak ve Kara Noktalar anlamında kullanılmıştır. Hadislerdeki garip kelimeleri açıklayan ünlü bilgin İbnü'1-Esîr (544-606 h/l144-1209 m) bunu Samanyolu olarak açıklamıştır. (17)

Hz. Peygamber'den gelen hadislere gelince, sağlamlık bakımından ikinci derecedeki bir kısım hadis kaynaklarında, onun, mecerralar (el-Mecerrât)ı, gök kapıları olarak, tanımladığı bildirilmektedir. (18) En çok hadis toplamış olan Taberânî (260-360 h/874-971 m)'nin anlattıklarına göre, Bizans genel valisi Herakliyus; mecerre, kavs ve güneşin bir saat vurduğu kara parçası hakkında Hz. Muhammed'den gelen bir haber olup olmadığını, bir yazıyla Muaviye'ye sorar. O da mektubu, cevaplandırması için, İbn Abbas (r.)'a gönderir. İbn Abbas, bu soruya, Peygamberin adını anmadan ve fakat yukarıdaki isteğe bakılırsa ondan öğrenmiş olması gereken, şu cevabı verir:

"Kavs; yeryüzü halkının batıp boğulmaya karşı bir güvencesidir. Mecerra; gök kapısıdır ki gök buradan yarılacaktır. Güneşin tek bir saat vurduğu kara parçasına gelince, burası İsrail Oğullan için açılan denizdir''. (19)

Kavs bir eğrilik ifâde eder. Fakat burada ondan maksat dünyanın eğikliği midir, yoksa ayın, yeryüzü etrafındaki yörünge eğriliği midir veya başka bir şey midir? Bunu bilemiyorum. Fakat bunun, ayın durumu ile ilgili olması, akla daha yakındır. Çünkü onun, yeryüzüne yaklaşması, karaları istilâ edecek biçimde denizlere etki edecektir. Hadislerde geçen ve İbnü'l-Esîr'in Samanyolu olarak tanıttığı "mecerra" anlam olarak; çekmek, sürükleme ve çekme yeri gibi anlamlara geliyor. O bu anlamı ile Kara ve Ak Noktaların (yahut deliklerin) anlatılan durumlarına çok uygun düşmektedir. Bu noktalar, gökadaların içinde veya merkezlerindedir. Bu bakımdan "mecerra" kelimesi, hem gökadayı ve hem de Karadelik-Akdelik nokta ve geçişlerini ifâde edebilir. Eğer Peygambere atfedilen hadislerde sözü edilen "mecerra" dan doğrudan Ak ve Kara Noktalar kastedilmişse bunların bir gökada veya daha üst düzeydeki göğün en üst noktasında yahut merkezde olmaları düşünülür. Hz. Peygamberin devletinde çok yönlü hizmetlerde bulunan Muaz b. Cebel (r.)'den nakledilen ve aslı Taberânî'nin eserinde bulunan ve daha sonra bazı kaynaklarda da yer alan bir sözlerinde Peygamber şöyle der:

"Gökte bulunan mecerra, Arşın altındaki yılanın teridir". Hadisin başka bir geliş şekli biraz değişiktir. Bu hadiste anlatıldığına göre Peygamber (S)Muaz'ı Yemen'e (genel vali) olarak gönderdiği zaman ona; "Seni inat bir topluluğa gönderiyorum. Eğer gökteki mecerradan sorulursa, o; Arşın altındaki yılanın salyasıdır, diye cevaplandır" demiştir. Bu iki sözün Peygamber (S)e âidiyyeti bazı hadis bilginlerince zayıf ve hatta bazılarınca da uydurma olarak görülmüştür. (20) Bu iki hadiste, mecerra ile ilgili diğer hadislerde olduğu gibi gök kapılarından bahsedilmez. Gerek vali veya halîfe bulunduğu sırada Muaviye'ye yapılan muracât ve gerek Yemenlilerin muhtemel sorularına karşı verilecek cevabın hazırlanışı o günlerde gökada veya Samanyolu bulutsu kısmının bir merak ve hatta bu yeni dini imtihan etme konusu olduğunu gösterir. Biz hadisleri sahih kabul edenler yanında yer alsak bile gene de bunlarda geçen yılandan ve onun ter ve salyasından ne kastedildiğini bilemeyiz. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da öteden beriye bir kısım yıldız topluluklarının bazı hayvan isimleriyle anılmış olduğudur. Mecerra burada yılan başına veya onun küçük başıyla büyük bir avını tümüyle içine çekip yutması olayına benzetilmiş olabilir. Peygamber'den geldiği söylenen bu cevap da kasdın saman yolu ötesinde bir şey olduğu açıktır.

İlk hadis müelliflerinden biri sayılan San'anî (126-211 h/744-826 m)'nin kaydettiği bir hadis Ak ve Kara Noktalar açısından ilginç görünmektedir. Burada Hz. Peygamber şöyle diyor:

"Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm, onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. Bu nedir, diye sordum. Kıyamet onun içinde kopacaktır, denildi".

Hadisin diğer bir geliş şeklinde; "Cuma günü, bir aynada bana gösterildi" ( denilmektedir(21). Peygamber (S) gökleri ve onların geleceğini, uzaya tutulmuş bir aynada görmüş gibidir. Hz. Peygamberin bu sözlerinde geçen ve bizim tercümeye "siyah nokta" diye aldığımız "nükte" kelimesine gelince bu, arap dilinde; beyazlık ortasında siyah nokta, veya siyahlık ortasında beyaz nokta, gibi iki ayrı anlama gelmektedir. Bu anlamlarıyla o, beyaz nokta anlamına da gelebilmektedir. Şu kadar var ki hadiste bunun özellikle siyah olduğu ifâde edilmiştir. Ancak ne var ki onun çevresi nurlu bir ortamdır. Bundan şu anlaşılıyor ki içinde bulunduğumuz âlemin yıkılışı bu nokta içerisinde olacaktır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, ifâde eden âyetin tefsirinde Hz. Ali (r.)'nin; göğün, "Mecerra"dan çatlayıp yarılacağı, bildiriminde bulunması da konumuz açısından ayrıca önem taşımaktadır. (22) Ayrıca yakıp delen yıldızların (en-necmü 's-sâkıb) bu konu ile bir ilgilerinin olup olmadığını da biz bilemiyoruz.

Muhtemelen her gökadanın içine, milyarlarca yıldız ve gezegeniyle onu imha edip daha sonra, başka bir yaratılışla yeniden varlık hayatına döndürecek olan akıl almaz güçlü noktalar yerleştirilmiştir. Bunların ne kadar büyük güçlerle ve ne gibi kabiliyetlerle donatıldığını kavramak kolay bir iş değildir. Ancak onları donatan ve onlara güç veren tek İlâhî Güç onlara hükmeder ve onları yönlendirir. İlimde ilerleyip kesin neticeler alındıktan sonra Kur'an âyetlerini kimin daha doğru açıkladığı ortaya çıkacaktır. Bu arada bilimsel araştırma yapanlar, taassubu bırakarak Kur'an'dan da bilgi alma yoluna gitmelidirler. (23)
 

harputlu

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
816
Beğeniler
1,434
Puanları
98
#4
Karadelikler Bir Gök Kapısı mı?


Sema Kapıları
Kur’an-ı Kerim’de “semanın görünmez kapıları”na dikkatimiz çekilir. Kapılar geçit yerleri olduğuna göre, “sema kapıları” ifadesini; başka uzay-zamana, farklı boyut ve kâinatlara geçit noktaları olarak anlamak mümkün müdür? Kur’an-ı Kerim’de yer alan “sema” teriminin, bugünkü mânâsı ile “uzay-zamana” karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Bir türlü çıkamadığımız kâinatın dışına nihayet çıkabilecek bir kapı bulduklarını düşünen astrofizikçilere göre de, karadelikler bir uzay-zaman kapısıdır. Kur’an’ın rehberliğinde kâinattaki sırlara yorum ve açıklama getiren Bediüzzaman’a göre gökteki yıldızların bir kısmı Ahiret âlemlerine bakmaktadır.

Parelel Evrenler ve Karadelikler
Uzay gerilmiş bir ağa benzetilebilir. “Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?” (Mülk-3) âyeti uzay-zaman ağının son derece sağlam örüldüğününün de işareti olsa gerek.

Ağ, üzerine konan ağır cisimlerce eğip bükülüyorsa, adına sema dediğimiz uzay-zaman ağı da içine “oturmuş” bulunan büyük kütleli gök cisimlerince öylesine eğilip bükülür. Karadelik sonsuz bir ağırlık anlamına gelmektedir. O bölgede uzay-zaman ağı eğilip bükülmekle kalmaz, âdeta yırtılıp çatlamakta, daha uygun bir tabirle delinmektedir. Delinmenin anlamı fizik kanunlarının geçerliliğinin kaybedilmesi, o yörede fizik ötesi âleme kapı açılmasıdır.

Karadeliklerin tesir sahasını bir “huni” şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı “olay ufku”dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası “huninin” inceldiği uç kısmı teşkil eder ve “tekillik” (singularite)” adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi “dışına” taşmakta; “uzay-zamanı” da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen “farklı” bir âleme geçiş kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: “Uzay, çok karmaşık bir şekilde ‘zamana’ bağımlıdır. Uzayın ‘gerildiği ve büküldüğü’ gibi, zaman da ‘gerilir ve bükülür.” demektedir.

Zamanın ‘donarak’ ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın “sabit” kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat’ın içine girilmesi demektir. “Orası” bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.

Kâinat dışına açılan “kapı” arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, “karşı” âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dışımızdaki evrenleri tasavvur etmek kolayca mümkün olmadığından, başka kâinatlar konusuna önceleri şüphe ile bakılmıştı. Ama bazı fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi. Üstelik matematikî denklemler de mücerret kâinatlara işaret ediyor, mücerret uzayları kabul etmeden ve dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarıyordu.

Gelişen olaylar gittikçe ışık hızından binlerce ve milyonlarca daha hızlı mücerret elemanlardan kurulu ve örülü evrenlerin varlığına destek veriyor ve konuya sıcak bakan uzmanların sayısını artırıyordu.

Gelişen bilim, madde ve uzay konusunda yepyeni kavramlar getirdi. Önceleri maddenin bu kadar kısa ömürlü olacağı kimsenin hatırına gelmemişti. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesinin sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getireceği tahmin edilemezdi. Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerinin karadeliklerde alt üst olacağı tahmin edilemezdi.

Bu kâinat niçin yaratıldı ve niye yok ediliyor? Beklenen karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı?

Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, en modern astronomi merkezlerinde de yer alan tartışmalar arasında bulunuyor.

Mecerra yahut, Şemsü’ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi
Uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla “Mecerra ve Şemsü’ş-Şumus” konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili âyet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür.

İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San’ani’nin kayıtlarında Peygamberimiz’in (sas) şu sözlerine rastlıyoruz: “Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. “Bu nedir?” diye sordum. “Kıyamet onun içinde” kopacaktır” denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, “Cuma günü bir aynada bana gösterildi.” denmektedir. (Abdürrezzak San’ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560).

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen “kara nokta” ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan “Mecerra” ve “Şemsü’ş-Şumus” tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden âyetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapageldiği gibi- Rabb’inin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)’nin göğün “Mecerra”dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir. (Kadı Beyzavi, II/592; âyet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın “çatlayıp delinmesidir.” Mevcut bilgilerimize göre âyetlerin vurguladığı “sema yarılmasını” şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz.

Kur’an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların “anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misâl, âyet (ipucu, delil)” olduğunu tekrarlamaktadır. Enbiya-32′de “Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yaratttık.” ilâhî fermanı bu gök tavanının arkasında başka dünyaların varlığına akla kapı açmaktadır. Semanın yani uzay-zaman denen fizikî kâinatın sağlam bir yapıda olduğu yanında, “çatlaksız” olduğu da (Mülk-3) açıkça anlatılmaktadır. “Gözünü bir çevir göğe bak, bir çatlak görebilir misin?” buyurulmaktadır. Ancak kıyametle ilgili ayetlerde, semada çatlamanın vuku bulacağı sürekli vurgulanır. “Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir.” (İbrahim, 14/4 âyeti de kıyamet esnasında bu “çatlaklarla” ahiret âlemlerine kapı açılacağı açıkca belirtmektedir.

Şemsü’ş-Şumus
Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu’nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir.

Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.

Galaksimizin güneşi diyebileceğimiz bu karadeliğin tahminen üç milyon Güneş’e eşit kütlede ve birkaç ışık saniyesi (bir ışık saniyesi 300.000 km) çapında olduğu tahmin edilmektedir. Onun çekim gücünün büyüklüğünü anlamak için Güneş’in Neptün gezegenine yaptığı çekim tesirini ta on ışık yılı uzaktaki bir gök cismine uyguladığı söylenir. Karadeliklerin ağırlığını yani çekiminin şiddetini ise bir çay kaşığı kadar miktarı 40 milyar ton gelen nötron yıldızları ile kıyaslayabiliriz. Karadelikler, nötron yıldızlarından yüz binlerce defa daha ağırdır. Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kırmızı ötesi (infrared) astronomisinin tesbitleri, her saniye Güneş Sistemi’nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, dünyanın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.

Son yıllarda ortaya çıkan tesbitlere göre de dünyayı kendisine çekip götüren sadece galaksi merkezindeki karadelik değildir. Sürdürülen seri hesaplamalar ve hassas gözlem ve araştırmalarla, Güneş’in de kendi- ne has bir hareketi olduğu anlaşılınca, bi-lim dünyası büyük bir şok daha geçirdi. Güneş, Herkül Burcu yakınlarındaki ve ismine VEGA denen bir yıldıza doğru hareket halindedir. Güneş’in bu hareketinin, Kuzey Kutup Ekseni ile 37 derecelik bir açı yapacak şekilde gerçekleştiği ortaya çıkmış ve bu açıya bilimciler, “solar apex” adını vermişlerdir. Güneş, işte bu Vega yıldızına doğru her saniyede 20 kilometrelik bir hızla hareket halindedir.

Güneş’in bu hareketine, çekim gücü sebebiyle sisteme dahil bütün gezegenler gibi üzerinde yaşadığımız yaşlı ve yorgun Dünya da iştirak etmekte; böylece Güneş Sistemi belli bir doğrultu boyunca, hiç şaşmadan, şaşırmadan yoluna devam etmektedir.

Güneş Sistemi galaksi merkezine doğru hareket etmekle birlikte bir miktar sapma göstermektedir. Acaba Güneş’imiz galaksi merkezine doğru olan rotasındaki aykırılığın kaynağı ne olabilir? Aykırılığı telâfi etmek için bizi çeken başka bir merkez daha olmalıdır. Bu eğer beyaz cüce veya pulsar olsaydı görülürdü. Eğer bu bir kara cüce yahut nötron yıldızı olsaydı, uzun süreçler gerektirirdi. Bu çok zayıf ihtimal göz ardı edilirse, tek bir açıklama kalıyor geriye… Bu bir karadelik olmalıdır.

Bir karadelik veya mini mini bir kara nokta, her zaman her yerde birden karşımıza çıkabilir. Aniden burnumuzun dibinde veya yanı başımızda bitebilir. Karadeliklerin ışıyan yıldızları itip-kakma örneği, evrende çok yaygın olup, şimdi tahmin ettiğimizin on ile yüz katı daha çok olması beklenmektedir: Karadelik uzmanı Kipp Thorne’a göre en ihtiyatlı bir ölçümle, yalnız Samanyolu kollarında bir milyon karadelik bulunmaktadır. Kısacası evren, tasavvurumuzun çok üstünde karadelik barındırmaktadır.

Güneş’imiz diğer güneşlere göre istisna olarak tektir. Güneş’imizin bir ikizi nin olması gerektiğini gök bilimciler kabul etmişlerdir. Güneş’imizin yakınlarında bir yıldız ışıması olmadığına göre “Güneş’in eşinin” erkenden bir karadeliğe dönüştüğü üzerinde durulmaktadır. Uranüs, Neptün, Plüton gezegenlerinde de çekim dengesizliğinden söz edilmektedir.

Güneş Sistemi’mizde kaç tane gezegen olduğunu dahi doğru dürüst bilmemekteyiz. Plüton gezegeninden sonrasını göremiyoruz. Güneş Sistemi’mizde bugün bilinen dokuz gezegen vardır. Ancak bu çok eski bir bilgidir. Bazı uzmanlara göre Güneş Sistemi, on iki gezegenden ibarettir. Bunlardan birisinin parçalandığı tahmin edilmektedir. Tietz-Bode, Güneş Sistemi’nin çapını Dünya ile Güneş arasını bir birim kabul ederek 374,8 birim olarak hesaplamıştır. Plüton gezegeninden sonraki mesafeye tam üç gezegen sığmaktadır.

Meselenin başka bir boyutuna gelince, Güneş Sistemi’nde on iki gezegenden söz eden Bediüzzaman, Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a hareket ettiğini Kur’an’ın işareti olarak dile getirmektedir.

Şemsü’ş-Şumus’u çok daha büyük bir yıldız olarak kabul ettiğimizde erken ölüme mahkum olmuş ve karadeliğe dönüşmüş Güneş’in ikizi olacaktır. Büyük yıldızların yakıtlarını küçüklere nisbetle çabucak bitirdiğini bu yüzden de “ölüme” erken gittiğini burada belirtelim. Hatırlatacağımız diğer bir nokta ise, büyük yıldızların sonunun karadelik haline gelmektir.

“Veşşemsu tecri limüstekarrin leha” (Yasin 3 âyeti (Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde) Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a doğru hareketine işaret eder.”

Diğer açıklamalara da göz atalım:
“..Ta Şemsü’ş-Şumus’un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır.” (Barla Lahikası, 325):

Dünyanın ömrü ise Şemsü’ş-Şumus’un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyam iledir. (Barla Lahikası, 326):

“Ve Şemsü’ş-Şumus’a tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü, Şemsü’ş-Şumus’un işarat-ı Kur’anîyede ile her bir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla…”

“Şemsü’ş-Şumus’a tâbi dünyaların bekâ âleminden olduğu ve dünyamıza baktığı…”

Bu ifadelerden çıkardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:

- Güneş sistemi topluca Şemsü’ş-Şumus’a doğru yol almaktadır.

- Şemsü’ş-Şumus ahiret ve bekâ âlemlerindendir. Yaşadığımız fizikî dünyadan farklı bir âlemdir ve önemli görevler yüklenmişlerdir.

- Şemsü’ş-Şumus’ta geçerli zaman akışında bir gün, bizim ölçülerimize göre elli bin seneye eşittir. Buralarda zaman olağanüstü genişlemiştir. Bu zaman ölçüsü başka ayetlerde meselâ meleklerin sürati için dile getirilmektedir. Bu hızın, bekâ âlemlerinin, nurun hız ve zaman akışı olduğunu düşünebiliriz.

Tarihî kayıtlarda Rabbü’ş-Şıra adlı bir güneşten söz edilir. Eğer gerçekten böyle bir güneş var idiyse, şu anda böyle bir güneşin görünmemesini, onun karadelik haline gelmesi ile açıklayabiliriz. Bilindiği gibi fezada bütün yıldızlar çift olarak bulunurlar. Güneş neden istisna olarak tek yıldız halinde bulunuyor? Eğer Güneş bir istisna olarak yaratılmamışsa onun da bir eşi olmalıdır ve Güneş’ten daha büyük bu ikiz şimdi karadelik olarak yerini almış olabilir. Uzayda birçok örneği görüldüğü gibi, daha önce karadelik haline gelen yıldız, zamanla eşini kendine doğru çeker ve sonunda onu bütünüyle yutar.

Galaksi merkezindeki karadelikten başka, 6.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Cygnus X-1 çift yıldız sistemindeki mavi dev HDE-226868 en yakınımızdaki karadelik olup, dünyada görebildiğimiz ikizinden devamlı surette madde yutmaktadır. Bu karadeliğin ikizinin yuttuğu maddenin içeri girerken sıkışarak ısınması sonunda dışarı çıkardığı âdeta ölüm çığlığı niteliğindeki röntgen ışınları, dünyadan kolaylıkla gözlenebilmektedir.

Yakın zamanlarda ortaya çıkarılan bir diğer gerçek ise çok daha şaşırtıcıdır. 1987 yılının bir sabahında, dünyanın önde gelen yedi bilim adamı, Washington’ da bir araya geldi. Tartıştıkları konu şuydu: İçinde Güneş gibi 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu, tarifi imkânsız bir hızla uzayda nereye gidiyordu? Astrofizik alanında isim yapmış bu yedi uzman, kısa süren bir tartışmadan sonra çalışmalarını ortak bir raporla bilim dünyasına duyurmaya karar verdiler. Samanyolu yıldız adası, saniyede 700 kilometrelik bir hızla, 300 milyon ışık yılı uzaktaki Hydra-Cenaurus adı verilen bir galaksinin de ötesinde bir bölgeye doğru büyük bir hızla sürükleniyordu. Bu bölgede, on binlerce galaksiyi içine alacak büyüklükte, şimdiye kadar görülmemiş olağanüstü çekim gücüne sahip bir cisim vardı. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda bu çekim sebebinin bir karadelikten kaynaklandığı anlaşıldı. Bu karadeliğin adına Büyük Çekici mânâsında “Great Attractor” adı verildi. Samanyolu’nun bu hareketine ise Garip Özel Hareket manasında “Peculiar Motion” dendi. Takip eden birkaç sene içindeki çalışmalar en az 900 galaksinin bu Büyük Çekici’nin tesiri altına girdiği- ni ve korkunç hızlarla ona doğru sürük- lendiğini ortaya çıkardı.

Mecerra
“Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar.” (Nebe, 78/19) âyetine göre açık kapısı olmayan ve geçit vermeyen uzay-zaman dört boyutlusunun kıyamet günü açılacağı ilk etapta akla gelmektedir.

Nebe-19′da, “Gök kapı kapı açılacaktır.” ayetinin kozmik izahını nasıl yapabiliriz? “Gök kapılarının” ne olduğu konusunda tefsirleri incelediğimizde birçok müfessir, açık ve yakın manalardan ziyade uzak manalara yer verir. Peygamberimize atfedilen “mecerra” ifadesi üzerinde yoğunlaştığımızda bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz. Tefsir yorumcularından bazılarına göre “mecerra” ile Samanyolu kastedilmektedir. Yaptığımız araştırmada, Kuran’ın ilk yorumcularından ve bizzat Peygamberimiz’den (sas) ders almış olan İbn-i Abbas’ın açıklamalarını konumuz açısından dikkat çekici buluyoruz. Peygamberimiz’in (sas) ifadelerine göre “Mecerra” sema kapısıdır ki, sema buradan yarılacaktır. Taberani’nin eserinde bulunan bir sözü ise şöyledir: “Gökte bulunan mecerra, arşın altındaki yılanın teridir (salyası).”

Peygamberimiz (sas) o gün anlaşılmasında zorluk bulunan ince ve yüksek hakikatları çoğu kere teşbih ve mecazlar yoluyla anlatmıştır. Karadelikler için yapılacak en uygun benzetmelerden birisi de “yılan” lâfzıdır. İki uzayı birbirine bir tünel-hortum şeklinde bağlama özelliği sebebiyle karadelikler için bilim dünyasında “Worm hole” yani “solucan deliği” tabiri kullanılmaktadır. Yılan bünyesine göre iri şeyleri yutabilmekte ve yutulan şeyi “dar ve uzun bir tünelden” geçirmektedir. Karadeliklerin Şehadet Alemi’ni Arş’a bağlayan tünel olduğu ihbarı da bu hadisin ifadesinden sezilebilir.

Geometrik çekim dengesinin bozulmasıyla -Genel Relativite’nin de ispatladığı üzere- göklerin uzay-zaman düzlüğü Kuran’a ait ifadeyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir, yıldızlar yerinden düşer. Çünkü gök cisimleri cazibe ipleri ile hassas bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Karadeliklerin müthiş çekimi bu dengeleri alt üst edebilecek kuvvettedir. Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış birkaç kişiden birisi olan Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı eserinde, kâinatımızda “görülen” yıldızlardan daha fazla karadeliğin mevcut olduğunu belirtir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var! Bu durum tabii ki, ilim adamlarını “Acaba kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı? Siyah deliklerde kaybolan madde, ısı ışık nereye gidiyor? Bunlar gerçekte yokluğa mı gidiyor?” diye de sormak mecburiyetinde bırakıyor.

Nitekim astrofizikçiler, bir türlü dışına çıkamadığımız kâinatın, belki de dışına çıkabileceğimiz bir kapı bulduk diyorlar. Meselâ Kur’an’da geçen “göğün görünmez kapıları” siyah delikler ise, o zaman ahiret âlemleri fazla uzağımızda bulunmuyor demektir.

“Karadeliğin tekilliğinden sonra ne vardır?” sorusuna, “Hiçbir şey yoktur.” şeklinde verilen bir cevap herhalde hiç kimseyi tatmin etmez. İspatı şimdilik yapılamayan ancak ağırlıklı desteklemelerle ileri sürülen ve çok sayıdaki bilim adamının inandığı “Akdelikler” (White Holes) gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Tartışmalar şu noktada odaklaşıyor. Diyorlar ki, karadeliğin tekilliği bir başka evrenin bir başka tekilliği ile dar bir tünel şeklinde, kum saati gibi birleşmiştir. Bir başka evrenin tekilliği, o evrenin akdeliğidir. Akdelikler, karadelikler gibi çevresindeki her şeyi yutmazlar. Aksine onlar, kendisine ulaşan her şeyi dışarı püskürtüp fırlatır. Karadeliğin aksine çok aydınlık olan bu bölgelerde çekme yerine itme ve kaldırma söz konusudur. Buradaki çekime gravitasyon diyorduk. “Oradaki” özellik çekiş değil itiştir (levitasyon).

Akdelikler aslında Big-Bang gibi yeniden doğuşu temsil etmektedir. Ayet-i Kerime, âlemin toplanıp dürüldükten sonra tekrar ilk haline iade edileceğini bildirmektedir. “Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddır. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz.” (El Enbiya, 104)
 
Üst Alt