Mısırın Ölüler Kitabı Giriş

Karahanlı

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
63
Beğeniler
37
Puanları
23
#1
BURADA İNSANLARIN TANRILARIN VE ÖLÜLERİN TARİHİ BAŞLAR.

Ölümsüz Mısır: 6 bin yıllık geçmişi ile bilinen en eski uygarlık olan mısır büyük sanatları ve toplumları ile bize çok az döküman bırakmışken arkeologlar eski şehir kalıntılarını araştırıp azda olsa ip ucu ararken mısırda eşi görülmemiş bir uygarlığın varlığını tanır ve ölülere sunular muhteşem hediyelere şahitlik eder.

Bu eşsiz mumyaların dokunulmaz olmasından zevk alanların isimsiz yaşamı hissedersiniz. Tapınakların sütunlarına elleriniz değmeden Dovatın sırlarının, GECENİN 12 KAPISININ ölü ruhlarını yemek için bekleyen timsah ağızlı büyük yiyicinin vadi engereğinin Tanrıların özel mekanlarında serbestçe dolaşırken arada kaynaşan canavarların derin sırlarına ermeden ölümsüz mısırın yaşam ve sıcaklığından vücudunuza sokulan bir şeyler vardır. Çünkü ölümsüz mısır özellikle mavi nil boyunca sıralanmış dağlardaki bilinmez mezarlardadır. Tapınaklar ise gizli kitaplardır, büyük kapıların gerisinde ve büyük sütunların tuttuğu tavanlarda eşsiz bir göz yüzünün saflığında tanrıların okşayışı gibi tükenen yılların anlatır.
Mısır tarihi kardeş firavunlara ve aynı zamanda kardeş katili tanrıların azgınlıklarına bağlanır. mısırın ilk başkenti olan Thinis krallarının yaklaşık M.Ö. 4000 tahta çıkışı ile 35 yüzyıl sonraki Tebi yıkan asurbanipalin yıllıklarının değindiği kokuşmuş sait sülalesi arasındaki eski mısır tarihi bütün uygarlıkların arasında kültür yönünden olduğu kadar maddi açıdan-da es şaşırtıcı bir başarı olarak görülmektedir. ayrıca bu evren zamanın belleğinde ve uzayın soğuk bölgelerinde bir anı olarak kalmadıkça böyle sürüp gidecektir.

Biliyoruz-ki koruyan nefese, üreme gücüne ve korkunç büyüsel güçlere sahip olan memfis döneminin ayin dönemin ayin yerlerinde anılan kabile totemidir. Abydos’ un Kral Tabletleri, Tinit sülalesinin, merkez olarak Abydos yakınındaki Thinis yerleşim yerini seçtiklerini kaydetmektedir. Eski Mısır uygarlığının ilk beşiği orası oldu. MÖ. yaklaşık 3315’te «Kuzey ve.Güney Mısır topraklarını dengelemek için» firavun Menes «Krallık Şehri»ni kurdu ve bu başkenti «Mennefer» Memfis diye adlandırdı. Kendinden sonra gelecekler, bundan sonra, tanrısal babalarının elinden çift tac’ı, kudretlerinin büyüsel sembollerini alacaklar, Ho- rus, Râ ve Osiris’le özdeşleşecekler, kıtaların, uyruklarının yaşamının, bitkilerin öz sahibi olacaklar; tanrıların, Büyük Sihirbazların hizmetkârları, en tartışılmaz despotlar olacaklardı; ankh, onza, s e nb; yani sağlık ve güç olacaklardı. Memfis’- in büyük yapıcıları ile Piramitler döneminin başladığını görüyoruz. Bu gösterişli döneme, III. sülâlenin kurucusu, Râ’nın ortağı firavun Zoser’in ve vekili, mimar, Kral Büyüsü Sırlarının Şefi İmhotep’in kişilikleri egemendir.

O Arabistan çöllerinin rüzgarları ile aşınmış, Libya’nın yüksek falezleri üzerinde, Osiris’in ölümsüzlüğünü ve eşi bulunmaz bir egemenliğin parlaklığını doğrulayan, o yıkılıp çökmez dev anıt, basamaklı, şaşırtıcı Sakkara piramidi yükselir. Bu mezarı kıskanan Zoser’den sonra gelenler daha büyüklerini yaptırdılar. Bunlar Büyük Piramitle redir. Bu dev yapılar halkın hayranlığını uyandırmak ve firavunun mumyalanmış ölüsü önünde yeniden dirilme ayinlerinin erişilmez bir sırrın derinliklerinde cereyan ettiği, görünüşe göre, küçük ölü odasını korumak için yapılmıştı. Sfenks bu dev mezarları hep gözetler. Kırmızıya boyalı yüzü, sadece güneşin doğduğu ufuk noktasını seyreder.

O kral mumyalarının yasak eşiklerinin bekçisidir. Gezegenlerin şarkılarını dinler; ebediyetlerin kıyısında bütün olmuş olanları ve olacakları gözetir. Uzakta, Semavi Nil’in akışına, güneş – kayıklarının yürüyüşüne bakar. O, Harmakhisdir; Doğu ufkunun Horus’udur; hatta hayal edilmiş tanrıların yüzüdür. Sonraları V. sülalenin dindar firavunları zamanında (MÖ. 2680 – 2540) Mısır, güneş tapınakları, dikili taşlar, astronom rahipler için rasathaneler, -Büyük Görücüler» de denen Ra’nın büyük rahipleri için özel mabetler ile dolar. O zamana kadar tanrı ile özdeşleşmiş firavun insanlaşır. Kuşkusuz her zaman Râ’nın eşiti ve Ondan çıkmıştır; ancak otokrat atalarının halka uyguladığı mutlak krallık rejimini yumuşatır. Nomarklar (Nom Başkanları) Nübya ve Sudan’la ticaret eden, -Koku Topraklarına- kadar inip bu bölgelerden, firavunların lüksünü besleyen bazı masalsı zenginlikleri getiren kervan başları ile işbirliği yaparak zenginleşirler. Yeni kentler, büyük tapınaklar kurar, çevrelerini bir memurlar ordusuyla doldururlar. D e ir el Bahari’deki kraliçe Hatchespout’un freskleri bize, Mısır askerlerinden önce, bu para canlısı ve korsan kervancıların baskınlarından birinin hikayesini anlatır. Gerçekten de hırslan doymaz hale gelmiş firavunlar – Ouaouat ülkesini ve Nübyalılan kafasını ezmek için- generallerini gönderdiler. Bu sömürgelere doğru genişleme dönemini belirleyen zaferlerin, kıyımların can sıkıcı ayrıntılarına değinmiyoruz. Doksan beş yıl hüküm süren II. Pepi zamanında — Bu, tanrı – firavunlardan sonra, bütün dünya tarihinde, en uzun süreli saltanattır Osiris sırlarının korkunç anahtarlarını ellerinde bulunduran rahipler, rejimin ayrıcalıklı kişileri oldular. Hiç vergi vermezlerdi ve firavununkinden daha gerçek bir gücün sahibi İdiler. Böylece, Orta İmparatorluğun arifesinde, siyaset ve din hukuku arasında acınacak bir kargaşa hüküm sürüyordu. Bir ayrıcalıklar oligarşisi varlığını kanıtlamakta sabırsızlanıyor ve Devlet işlerinin yönetilmesinde gittikçe daha etkin bir katılmayı İsrarla talep ediyordu. Bununla bir- likte rahipler sınıfının istekleri bütünüyle yerine geldikten yaklaşık iki yüzyıl sonra, eski çağ tarihinde hiç görülmemiş toplumsal bir tepki bütün ülkeyi temellerine kadar yıktı. Uzun süren suiistimallerin aşırılığı, vergilerin umursamazcasına adaletsiz dağılımı, vergi toplayıcıların zulümleri, efendilerin kayıtsızlığı, işsizlik, açlık, salgın hastalıklar, görünmezliklere gizlenmiş firavunun apaçık yetersizliği anarşik bir durum yaratmıştı. Kontrol edilemediğinden bir on yıldan öbürüne, gittikçe kötüleşen bu hal, gerçek bir halk ihtilalinin zaferi ile sonuçlandı. Bu olaylar, çocukluğundan beri deli olan ve bir timsahın dişleri arasında can veren firavunun kurduğu, meşru olmayan Herakleopo- lis firavunlarının egemenliği sırasına rastlar.

mısır ölüler kitabı.jpg
 

Karahanlı

Moderatör
Süper Moderatör
Mesajlar
63
Beğeniler
37
Puanları
23
#2
Böylece, Eski Mısır, Avrupa’dakilerden 3200 yıl evvel, bütün şiddet hareketleri, doğma-tik aşırılık nüansları ve kanlı iç savaşları ile, halk egemenliğini tanıdı. Mısır. son Herakleopolis firavunu ile birlikte az kaldı bu kaosta kayıb olacaktı. MÖ. 2000 yılına doğru Teb’liler, Nil’in bereket getirici taşma doğrultusunun tersine, güneye yönelen ihtilal dalgasına set çekmeyi başardılar. Merkezi güç onlara geçti, meşrû ve özgürlükçü firavunlardan oluşan yeni bir sülaleyi tanıdılar. İç politikalarını bir çeşit sosyal devletçilik doğrultusunda yönlendirdiler. Bu sistem daha mütevazi sınıftan kişilerin din ve devlet görevleri almalarına müsaade ediyordu. Böylece halk, her şeye rağmen, kaba zaferlerinden bir şeyler koruduğu izleniminde oldu. Ülkeye gelince, yavaş yavaş ekonomik ve toplumsal dengesini buldu. Tıpkı hiç bir kum tanesinin yerinde durmayışı gibi, hiç bir millet de en eski çağlardan beri, gayretlerinin meyvalarından rahatça faydalanmayı ümit edemez. Az kaldı ülkeyi yok edecek ihtilalin acılarından hemen hemen kurtulurken, yeni ve daha büvük bir felâket Nil Vâdisine çöktü: önasva’nın vahşi yaylalarından. Güney Rusya’nın steplerinden, Mezopatamya’- nın taşlık kırlarından, vatanlarını yitirmiş yığınların kovalama- siyle kaçan Hyksos atlılarının istilâsı.

Ancak, yabancı egemenliğe rağmen, hiç bir Mısırlı, ülkenin yazgısına olan güvenini yitirmedi. Kutsal ateşler söndürülmedi ve XVIII. Teb sülâlesi (MÖ. 1580 – 1320) Asyalıları kovmak için inatçı, karışık, güç bir mücâdeleye girişti ve kahraman, cesur, heyecanlı bir halkın bütününü yanında buldu. 111 Thoutmes, talihi açık bir fatih oldu. Tel – Amama tabletleri zaferlerini anlatır. İmparatorluğu Libya vahalarından Suriye çöllerine kadar yayılıyordu. Katipleri, doğu dillerini bilen Babillilerdi. Bu, Mısır’ın en parlak dönemidir: uygarlığı en yüksek noktasındadır; egemenliği bütün Yakın Doğuya yayılmıştır. Teb, AsyalIları kovduktan sonra, dünyanın en zengin ve en kalabalık kenti olmuştur. Amon’ un şehrinde, her yerde, bazı saatlerde, mezar olan mabetlerin dev kapıları önünde çifte dikilitaşlar yükselmektedir. Eski Mısır’da tahta çıkan tek kadın, ünlü kraliçe Hatchespout, kendinden sonra gelecek ve onu kötüleyeceklere şöyle,demektedir: «-Teb’de yüzlerce güneş dikilitaşları diktirmiştir; çünkü Teb, dünyanın başlangıcında gök’ü yerden ayırmak için tanrıların yerleştirdiği kutsal tepedir. Pruvaları süslü gemiler Nil nehrinde ar darda süzülürler. En güzel, diz çökmüş koç başlı sfenkslerin binlercesi mabede giden yolları korurlar. 500 ton ağırlığındaki anıtsal firavun kabartmaları mabetlerin avlularında sessizce nöbet tutar.

A ton dinsel reformunu uygulayan firavun Akhenaton’un saltanatına da değinmek gerekir. Bu, güçlü Teb rahiplerine zorla kabul ettirilen tek ve evrensel bir Tanrıdır. Yirmi yıl boyunca, Akhenaton, mabetlerdeki ve mezarlardaki ilkel tanrı sûretlerini yıktırdı. Bedeni onulmaz bir hastalıktan çürürken, metafizik kurgularda yetenekli olan bu firavun, bir iç ateşle kavrulmakta idi. Ayni yoğunlukta ıstırap çekiyor ve tahayyül ediyordu: yeni bir insanlık; saflaşmış ve tek bir tanrıya tapan. Bu Tanrı evrensel ve iyi idi. Ondan çıkan ışıkların okşayıcı elleri vardı. Aşırı mistik düşüncelerinde içtendi. Bu ıstırap çeken yalnız adam, Mısır’ı, sayısız tanrıların basit hizmetkârları olup, hiç de saf ve ilhamli kişiler olmayan, krallığın iktidarı için kötü etkili, çok zenginleşmiş Amon rahiplerinden kurtarmak istiyordu. Her yerde Aton’un isminin istekle anılmasını diliyordu. Çünkü Aton, şefkat ve ışık tanrısıydı; şefkatini ve ışığını bedenlere ve ruhlara aktarıyordu. Yalnız Aton’un, evrenin kesin şekli ve kalıbı olduğunu beyan ediyordu. İsa gibi o, tanrı kelamı oldu ve havariler buldu. Putlarla ve çok güçlü rahiplerle dolu Teb’i bıraktı, bugünkü Tel Amarna’nın bulunduğu yerde ve geriye hiç bir iz kalmamış yeni bir başkent kurdu. Buradan yalnız «Tel – Amama resimleri- denilen şaşırtıcı resimler kalmıştır. Bunların orijinal, taze, dinsel olmayan sade güzellikleri Kahire Müzesinin salonlarından birinde, hayranlıkla seyredilebilir.

Ciddi, kanaatkar ve müteassıp bu kralın saltanatı – Daniel – Rops onu «Tanrı sarhoşu Kral» diye pek güzel adlandırmıştır bize uzak, anlaşılmaz, kıvılcımlar saçan bir peri masalı gibi gözükmektedir. Kendinden sonra gelen, damadı Tou- tankhamon oldu. çifte tacı giydiği günde, çocukluğunun tanrısı Aton’u yadsıdı; sarayı ve devlet dairelerini, MÖ. 1348’de yeniden Teb’e naklettirdi. Bütün Mısır’da yeniden Amon kültünü ve kutsal Teb üçlüsünü, kayınpederince kovulan rahiplerin ayrıcalık ve güçlerini ünlü emirnamesi ile iade etti. Ne olursa olsun, Toutankhamon çok genç öldü; bir söylentiye göre de öldürüldü. Mezarı Krallar Vadisinde, Özellikle saklandı. Ve bu mezar, kabul etmek lâzım ki, Teb mezarlarında firavunlara ayrılmış yerlerin dışında kazıldı. İyice saklanmış olduğunu da itiraf etmemiz gerekiyor; çünkü 35 yüzyıl boyunca, mezarların topografyasını çok iyi bilen kral mezarı soyguncuları oraya erişemediler. 1923 yılında, bir rastlantı sonucu Lord Carnarvon tarafından keşfedildi. Bu keşfin ve dünyada akislerinin ne kadar büyük bir ilgi uyandırdığı bilinmektedir. Yüzyıllar yüzyılları kovalar. Ramseslerin egemenliğinde (MÖ. 1310- 1080) Mısır daima kendini dinleten kudretli bir millettir; kültürel ve siyasal açıdan yoğun bir prestiji vardır. II. Ramses ve ondan sonra gelenler yıkıntıları hâlâ devâsâ olan yapılar inşa ederler: Karnak’taki Büyük Amon Tapınağının sütunlarla tavanı tutturulmuş salonu -30.000 ton yontulmuş taş gerektirmiştir-, I.Seti’nin Gournah’daki cenaze mabedi ve yüzlerce işlenmiş sütun; Abydos’daki Osiris, îsis ve Horus’a adanmış mabet ve hafif kabartmalar halindeki harika boyalı heykeller sayesinde, Osiris ‘in günlük güneş kültü ayinlerinin nasıl olduğunu tamamlandığı günkü gibi anlatan yedi paralel mihrap; Libya’daki, fa- leze oyulmuş Ebu-Simbel mihrabı; II. Ramses!’in pembe granitten, Herodot’a göre Mısır’ın en büyük ve en ağır (1200 ton!) heykeli. Fakat Ramses inşacılarının bu ani alevlenmesi, firavunlarının birbirinden daha büyük anıtlar yaptırmaktaki telaşı, öleceklerini hissedenlerin, yüzyılları aşacak son ve şaşaalı bir parlaklık bırakmak isteyenlerin bu vâsi ve kalabalık Mısırı, ölümsüz Mısır’ın son şarkısıdır. Zaferlerin zamanı geçmiştir ve yıkım yakındır. İstilacı yeniden belirir; düşman çeşitli adlar altında gözükür, fakat hastalık hep aynıdır. Ve felaketlerin heyûlâlaru birbirini takip eder; o kadar uzun zaman insan uygarlığının ruhu olmuş olan bu toprakların her yerinde, zamanların sonuna kadar uzayan o korkunç gürültü işitilir: Yıkılan tapınakların ve yüzleri parçalanmış tanrıların çökme gürültüsü. Her taraftan düşman halklar üşüşürler. Nil boyunca güzelim şehirler yanar. Onlar ey orduların Moloch’u, sana takdim edilmişlerdir. Bu şehirleri yıkanlar, Asur kökenli kahramanlar, bilinmez cangıllarda doğmuş Libya beyleri, Teb Amon’undan bir Habeş ilâhı yaparlar; M.Ö. 661 yılında, Memjisi kırk gün yağmaladıktan sonra, 100 kapılı Teb önünde gözüken Asurbanipal’in Ninive’lileridir.

Burada Eski Mısır tarihi biter. Çünkü Asurluların onca şiddet, metot ve onlara özgü vahşetle Teb’i yıkmaları Doğu halkını alt üst etmiştir. A. Moret, Teb’in yıkıntılarını kazarken, 2600 yıl evvel nasılsa, sivri uçlu Asur miğferleri bulduğunu yazar. Bu da bize şehrin tahribinin süresi ve korkunçluğu hakkında bir fikir vermektedir. Akdeniz halkının hayret ve dehşeti o kadar hatırlardadır ki, Peygamber Nahum. 50 yıl sonra, hiçbir zaman pişman olmamış, doymamış, küstah ve zalim Ninive’yi şiddetle suçlayacak ve yakın yıkımı hakkında kehanette bulunacaktır. Amon’un kral şehrinin korkunç yazgısı daha hatırlardadır. O, peygamberlere özgü, olayların ön sezişiyle şöyle haykırır: «Hatırla ey Ni- nive! Eskiden Nİl’in bağrında oturmuş Teb’den daha kuvvetli misin? Hatırla ey Ninive, bir zamanlar dünyanın mihveri olan Teb’t; kibrini, ululuğunu, yüzyıllar süren güzel yüzünü! Hatırla ki artık tanrıları tapınaklarında oturmuyor; rahipleri ve soyluları zincire vuruldular, halkı kayboldu; hatırla ki Teb çocukları her sokak köşesinde ezildiler; onlarca Teb gecesi, bütün o geceler, dehşet geceleri idi...
 
Beğeniler: nik
Üst Alt