Sunaklar ve sunu kavramı

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Selamun Aleyküm,
Bizim adetlerimizde boş gelmek olmaz.
Sıkça karşılaşılan sunaklarla ilgili bir akademik araştırma yazısı, biraz uzun fakat zamanı olan için aydınlatıcı bilgiler içeriyor.
Hazırda gününü bekliyordu buraya kısmetmiş, keyifli okumalar olsun.
Pdf den word e oradan siteye sadeleştirerek aktardığım için bazı hatalar olabilir şimdiden affola.
Bütün güzel gün ve geceler sizlerle olsun, sevgiler saygılar.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Sunaklara Genel Bakış


Sunaklar genel anlamıyla dinsel törenlerin yapıldığı ya da kurbanların sunulduğu, belirlenmiş yer ya da yapıdır. En basit formunda sunak, küçük bir yükselti biçiminde olup, kare ya da yuvarlak bir yapıda taştan ya da tahtadan inşa edilmiş biçimdedir. Sunak kelimesi, en kısa anlatımı ile; “tanrılara adak adanan yer” olarak tanımlanabilir. Kurban kesilen ve tanrıya sunu yapılan, masaya benzer, yüksekçe olan, genellikle taştan ve/veya dörtgen şekilde yapılan, kurban kanlarının akmasına mahsus bir deliği olan mimari öğedir. Çoğunlukla temenosun içinde, tapınakta ya da yakınında, tiyatro yapılarında orkestrada, agora içinde ve evlerde yer aldığı bilinmektedir. Sunaklar, C. G. Yavis’in “Greek Altars” isimli kitabında ise, sunakların genel karakteri başlığı altında, tanrılar için yapılan hayvan sunularının yakıldığı, ateşi sağlama amaçlı, kalıcı ya da geçici malzemeden yapılan yapı ya da birim şeklinde açıklanmıştır. Sunakların büyüklüğü, içinde sunu yapacakların çokluğu ile doğru orantılı gelişir. Sunakların yerlerine bakacak olursak, evde, kasaba türbelerinde, kamu alanlarındaki küçük sunaklarla, tapınak önlerinde, tören alanında yada dinsel alanlardaki anıtsal sunaklar görülen örneklerdendir.

Sunakların Ortaya Çıkışı


Bütün dönemler içinde sunaklar; insanlara zor durumlarında başvurdukları bir yer olarak çok şeyler ifade etmiştir. Bu nedenle insanoğlu, adak, kurban ve sunularını, tanrıya ulaşacağını bildiği bir yerde yapmak istemiş ve bu sayede sunakların doğuşuna ve sonrasında da ilerleyerek neredeyse tapınak kadar önemli birer yapı haline gelişine ön ayak olmuştur. Buradan hareketle, insan faktöründen yola çıkmış olan sunakların; insanların sığınma ve inanma isteği neticesinde tanrıya hediyeler vererek onunla bütünleşmelerinde rol oynayan, dinsel yapılar olarak karşımıza çıktıklarını düşünmek yanlış olmayacaktır. İncelenen dönemler içinde




sunak gelişiminin çok büyük farklılıklar göstermediği görülmüştür. Yani her dönemde her sunak tipine rastlamak mümkündür.



Bir koloninin yerini belirlerken kurucuların (oikistes) en başta gelen görevi o yerin fiziksel alanını organize etmektir. Bu organizasyon içine kamusal alanlar (Agora, yollar, Nekropolis gibi) özel alanlar ve dinsel alanlar (Tanrılara ayrılmış kutsanmış bölgeler, tapınaklar) bulunur. Peki dinsel ve kutsal alanlar neye göre seçilmekteydi? kurucuların seçtiği belirli alanın kutsal olduğunu onlara gösteren işaretler neydi? Doğal faktörler; örneğin mağara, kaynak ya da tepeler ne derece önemli bir rol oynamaktaydı? Asıl önemli olan ve dinler tarihinin ana sorusu da şuydu ki, kurucular tanrılarına tapacakları yeri neye göre seçiyorlardı? Yunan kolonizasyonu kontekstinde bu soru özel bir yer kaplamakta ve cevabı da yalnızca kolonizasyon tarihinde değil, Yunan dininin genel özellikleri içinde yatmaktadır. Modern tarihçilerin bu soruya cevabına bakacak olursak, çok yardımcı açıklamalar içinde bulunmadıklarını görürüz.



Martin Nilsson bu konuda “bizler bir yerin kutsal olduğunu, o yerde bulunan kutsanmış alandan anlamaktayız.” demektedir. Ancak anitikitede tapınak o bölgenin kutsallığı neticesinde o yere konumlanmaktaydı. Yani kısacası Yunan dininde bir alanın kutsallığı, mirasen sonraki kuşaklara geçmekte idi. Bu durumda, genel olarak kutsal alanın belirlenmesinde en fazla etkin olan kutsal mimari öğe sunak olmakta idi. Çünkü bazı istisnalar dışında, gerek yapım kolaylığı ve gerekse tapınım ve sunu görevini kendi başına da sürdürebilmesi özelliğinden ötürü, çoğu kez, bir kutsal alana ilk önce sunak yapılmakta, tapınak, temenos gibi daha büyük boyutlu kutsal mimari öğeler de onun ardından yapılmakta idi.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Sunak Tipleri, İşlevleri ve Konumu


Yavis, sunakların fonksiyonel karakteristiğini şu şekilde açıklar:
  • Et sunularının yakılacağı kadar geniş ve ateşi alabilecek kadar boş alana




sahip olmalıdırlar. Olympos (Yer üstü) tanrılarına yapılan kutsamalar için yağlı et, kan, bağırsak ve kemik sunularını içine alabilecek büyüklükte, ayrıca Kitonyen (Yer altı) tanrılarına ait hayvan sunularını da karşılayabilecek şekilde olmalıdır. Bunun yanında yalnız hayvansal sunular değil yemek sunuları ve şarap, zeytinyağı libasyonu gibi sıvı sunularda (genel olarak ev sunaklarında görülse de) buralarda da yapılabilmektedir.
  • Tapınak önündeki sunaklar, geniş olmalı ve çok sayıda inananı alacak ve etkileyecek gözalıcı dinsel törenlere ev sahipliği yapabilecek bir merkez konumunda bulunmalıdır. Doğal olarak evlerde ya da kamusal alanlarda görülen sunakların daha küçük olduğu göze çarpmaktadır. Doğallıkla, bu sunaklarda dahi tanrıların kutsallığının korunması ve göze hitap etme aranan önemli bir şarttır.
  • Kitonyen (Yer altı) Tanrıları’na adanan sunaklara özgü bazı farklılıklar bulunmakta ve burada bazı özel kurallar geçerli olmaktadır. Örneğin bu tip sunaklarda kurban kanının saçılması ve/veya toprağa temas etmesi gereklidir. Bu nedenle bu sunaklar, alçak yapılar olmalı ve merkezinde oyuklar bulundurmalıdır. Yer yani toprak ile mutlaka bağlantısı olmalı ya da en azından ana kayada bulunan doğal oyuntular üzerinde inşa edilmelidir.

Yer altı Tanrıları (Kitonyen Tanrılar); Gök Tanrılardan (Olympos Tanrıları) farklı konum ve görevde olduklarından sunak, sunu ve kutsamaları da daha farklı yapılır. (Sayıları oldukça fazla olmakla beraber aralarından en fazla bilinen örnekleri Hades, Persephone, Hermes Khitonios, Kirke, ve Hekate’dir.)


Bu durumda Kitonyen tanrılara adanan sunakların en azından 10.yy’dan beri var olduğu söylenebilir. Gökyüzü tanrılarına adanan sunaklara Tusiai, kurbanlarına
iereia, kitonyen tanrılara adananlara enagismoi, kurbanlarına, afagia ya da
enagismata denmektedir. Olympos tanrılarına adanan sunaklar yerden yüksek yapılırken Kitonyen tanrılara adanan sunaklar ise yere yakın yapılırlar. Bazen de çukur ya da hendek benzeri yerlere sunu yapılır bu çukura da Botunos denmektedir. Athenaios da bundan bahsetmekte ve bu sunakların batıya, Olympos tanrılarına adanan sunakların ise doğuya doğru konumlandığından bahseder. Kitonyen tanrılara adanan sunaklara, “Çukur Törensel” uzatılmış kübik bir platformdan oluşup çoğunlukla da bel hizasına kadar yapılan “Alçak Anıtsal ve “Kuyu” Sunakları, örnek olarak verilebilir. Ayrıca “Eschara” olarak bilinen tip de yuvarlak bir ocak biçimindedir ve direk toprağa inşa edilmiş olan ve yakma deliği bulunan ocaklara denir.

Sunakların çok çeşitli şekillerde ve farklı malzemelerden yapıldıkları bilinmektedir. Mimari açıdan iki ana tipe ayrılırlar. Tek başına bir yapı halinde ya da taş veya toprakla bağıntılı yani, sabit olabilecekleri gibi, daha küçük boyutlu ve taşınabilir yani portatif de olabilirler. Yavis’in de kitabında incelediği bir tip olan ve yabancı dillerde tripod-sunak olarak adlandırılan Yunan sunak örnekleri arasına Minos ve Myken uygarlıklarından miras kalan üç ayak tipindeki sunaklar farklı bir

tiptir. Bir diğeri de kişinin öldükten sonra sevenleri ya da taraftarları tarafından mezarına sunular bırakılması amacıyla yapılmış mezar-sunak tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yöneticilerin yüceltilmesi ve kendi sınıfının üstün gücü haline gelmesi ile bu tipin ortaya çıkması söz konusudur.


Bomos ya da özellikle Roma’da Ara olarak adlandırılan sunaklar, kiremitten ya da taştan bir sunak masası, kaide, taş oyuk, ot yığını ya da daha önceki sunuların kalıntıları üzerinde inşa edilebilmekte idi. Birkaç santimetrelik örneklerin yanında çok daha büyük örnekler de bulunmaktadır. Özellikle büyük boyutlu örneklerde basamakların varlığı da söz konusu idi.

temenos ya da templum (Lat.) adı verilen tapınak veya kutsal alan içinde sunak, çoğunlukla merkezde bulunmakta ve tapınağın önünde giriş duvarının karşısına konumlandırılmakta idi. Birden çok tanrıya adanan tapınaklarda tek tapınak içinde birden çok sunağın bulunması da söz konusudur. Roma geleneklerine göre törensel amaçlar için yapılan ızgara, ayak, tepsi gibi malzemelerde demir kullanımı kesin bir ifade ile belirlenmiştir ve buna piaculum ya da katharmon adı verilmektedir.

Bu özel mimari öğe, yapılış amacına göre farklı formlarda yapılabilir. Örneğin libasyon sunakları, çoğunlukla sıvıyı taşımak için bir oyuk bulundurur. Böylece sıvı sunakları, özellikle de kan ve şarap sunaklarına libasyon sunakları adı verilebilir. Yanık sunuların (örneğin tütsü ya da yanık et) yapıldığı sunaklar ise çoğunlukla ateş yakmak için bir oyuğa sahiptir. Tüm bu sunaklar, Mısır, Mezopotamya, Yunanistan, Roma ve hatta Aztek ve Maya kabilelerinde çok farklı formlarda olmakla beraber genellikle karmaşık platformlar, frizler, kornişler ve tenteler ile süslenmektedirler.





Sunak, bomos, ara, altar, eschara gibi birçok ad alır. Daha düz olanları
bomos, yanık sunularla (kül, tütsü gibi) yapılanları eschara (Yun. Izgara) olarak bilinir. Sunak ve altar terimleri aynı anlamda kullanılmaktadır. Özellikle Roma Dönemi’nden sonra sunaklara genellikle Ara denilmiştir. (örneğin Ara Pacis ve Ara Pietatis) Erken dönemde toprak üzerinde yükselen sunaklar daha sonra taş ya da mermer bir temel üzerinde yükselmeye başlamıştır.

Sunaklar; mimari olarak farklı oldukları gibi malzeme açısından da değişkenlik gösterebilirler.

Yapı malzemesi bakımından bir sunak, monolitik (yekpare taştan) mason tipi işçiliğe sahip, kesme taş, pişmiş toprak, metal ya da kül veya toprak yığınından yapılma, kütük yığınından yapılma ya da ana kaya oyuğu içinde olabilmektedir.

Ölümsüz tanrıların tapınaklarının baktığı yön; sınırlayıcı nedenlerin bulunmadığı ve seçimin serbest olduğu durumlarda, tapınağın ve celladaki heykelin, gökyüzünün batı tarafını görmesi gerektiği ilkesine göre saptanır. Bu; adak ve kurbanlarla sunağa yaklaşanların, tapınak içindeki heykelin önünde dururken, gündoğumu yönünde olmalarını sağlar. Böylelikle adakta bulunanlar, gökyüzünün,




güneşin doğduğu yönüne bakarak dua edip kurban keserken aynı şekilde tanrıların heykelleri de doğudan geliyormuş, onları izliyormuş gibi görünecektir.

Bbir tapınak yapılırken sunağı, olağan durumlarda, önce doğuda yapılır ve ender olarak tapınakta kesilen kurbanlar için de başka bir sunak bulunurdu. Kimi tapınaklar da önceden varolan bir sunağın yerine ya da çevresine yapılırdı. Çalışma içinde kataloğa dahil edilen örneklere bakıldığında, sunak yapısının bağlı bulunduğu tapınağın doğusunda yer alması ve çoğunlukla tapınaktan önce inşası söz konusudur.

Tapınaklara bağlı sunaklar genellikle tapınağın doğu girişi önünde, kült heykeline bakar biçimde yer alırlar. Ancak Olympia Zeus örneğinde olduğu gibi, bir tapınak farklı bir yönde yeniden inşa edilirse, genellikle yeni bir sunak yapımına girişilmez. Sunak eski yön ve yerinde kalabilir. Tapınak ve sunak yapısı, bu kurallara uymaz biçimde ve yönde iseler, doğal olarak bu durum, daha erken bir sunağın varlığını ya da tapınağın yeniden inşa edildiğini göstermektedir. Doğru yönlenmiş tapınak ve sunak yapısı ise çoğunlukla, aynı anda inşa edildiklerini göstermektedir.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Sunu Törenleri





Ritüel ya da ayin denebilecek sunu törenlerinde, insanların tanrılarına olan

şükranlarını göstermeleri söz konusudur. Platon, tanrılar ve ölümsüzler arasındaki








ilişki, kutsama ve ilahileştirme ile beraber tanrı sevgisinin korunması için yapılan her tören ritüel anlamını taşır demektedir.



Sunu, kurban ya da ayinler tanrılara göre de çeşitlilik gösterir. Gökteki tanrılar için bir el ya da her ikisi göğe, yeraltı tanrıları içinse yere dönük olur. Her tanrının yeğlediği kriterler farklı olduğundan, sunu yapılan tanrıyı kurban hayvanın ile beraber hayvanın yaşı, cinsiyeti ve rengi ile tanımak mümkündür. (Örneğin Apollon’a boğa kurbanı daha fazla yapılmaktadır.) Gökteki tanrılar için sunu sabahları, yüksek bir sunak üzerinde yapılır. Genelde beyaz olan kurbanlık hayvanın başı yukarı kaldırılır. Rahip kurbanı parçalara ayırır, etinden kendisi yer, kalanını inananlara dağıtır; böylece onlar da hayvanın yaşamsal gücünü edinmiş olurlar. Daha önce de özelliklerine değinilen Yeraltı tanrıları içinse kurban korkular içinde güneş batarken gerçekleştirilir. Hayvan siyah olup başı aşağıda alçak bir sunak üzerinde ya da bir bir çukurda kurban edilir. Kanı toprağa akıtılır, eti adak olarak tamamen yakılır.



Bahsedilen törenlerin belirgin birtakım şartları da vardı. Örneğin, yıkanmış ve temiz tören giysileri giyilmesi buna bir örnektir. Genellikle mor ya da beyaz tünik (khiton) ile beyaz bir yün baş bandı (mithra) veya taç (stefanos) kullanılmaktaydı. Temizlik özellikle aranan bir şarttı, hatta eğer mümkün ise, törenlerden önce akarsuda yıkanılırdı. Yunan stilinde, başlar açık iken, Roma stilinde rahiplerin başı, capite celato adı verilen başlık ile çevriliydi. Özellikle duruş ve tavır, dürüst, korkusuz ve dik olmalıydı. Bu tavır, tanrısal imajın duruş ile sembolize edilmesi için korunmaktaydı.



Sunaklar, doğuya bakmalı ve her zaman dua edenlerle kurban adayanların yukarıya, tanrıya doğru bakabilmeleri için tapınak içindeki heykellerden daha aşağıda yer almalıdırlar. Her biri kendi tanrısına göre






düzenlendiğinden farklı yükseklikte olurlar. Yükseklikleri şöyle ayarlanmalıdır : Jüpiter ve tüm Gök Tanrıları için mümkün olduğu kadar yüksekte, Vesta ve Toprak Ana için alçakta yapılmalıdırlar. Bu kurallara göre sunaklar planlar hazırlanırken ya da sonrasında ayarlanacaktır.”



Yunan dilinde hiereion adı verilen kutsal sunular, çok önem verilen bir konu idi ve birçok şartı vardı. Örneğin süslemelerde Olympos tanrıları için kullanılan ana renk beyaz idi ve süslemelerle kurdeleler beyaz olmalıydı. Sunular çoğunlukla et, meyve, hububat, çiçek, sebze ve sunulmak istenen hayvanın şekli verilmiş ekmekler seklindeydi. Özellikle de sunu yapılan tanrının inananlarına verdiği neyse, sunulan malzeme de o olmaktaydı. Yunanca Hestia Latince focus adı verilen sunak ateşi, saf ve miasma adı verilen çerçöp, kül ya da sunulan malzemelerin yanıkları ile kirletilirse ocakta yeni bir ateş yakılırdı.



Pompe adı verilen tören alayında; kafasının üzerinde, içinde sphagis (Lat. secespita ya da culter ) bir bıçak bulunan sepet taşıyan, kaneForos adı verilen rahibeler bulunmakta idi. Bazen bu sepette diğer tören malzemeleri ya da ekmek ve/veya hububat da yer almakta idi. Kandil ve tütsü yani libanotos (Lat. tus) da çoğunlukla görülmektedir Yine rahibeler, içinde kutsal su bulunan bir kase ya da sürahi taşımakta, tören alayına çoğunlukla müzik de eşlik etmekteydi. Aulos adı verilen flüt benzeri üflemeli bir çalgı ile şarkılar söylenmekteydi..
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
DÖNEMLER İÇİNDE SUNAK ÖRNEKLERİ




Sunaklar kendi içinde özellikle sunak yapıları üzerinde temellenen 25 tane türdeş ya da farklı tipe ayrılır. Bu 25 tip 8 ana formda ele alınarak sadeleştirilmiştir37:
  • Ocaklar, kül ve yer sunakları
  • Törensel sunak tipi, çukur biçimli törensel sunaklar ve kübik yığın biçimli olanlar
  • Monolitik ve özellikle bezemeli monolitik tipe verilen ad olan monolitoid sunak formları (iki form da dikdörtgen ve silindirik olarak görülebilir) ile beraber basamaklı piramidel ve altıgen sunaklar.
  • Basamaklı Anıtsal biçimli sunaklar
  • Kolossal Sunaklar
  • Kuyu sunakları ve kutsal kuyular
  • Arula’lar (Terra-cotta sunak örnekleri)
  • Basit sunaklar



Sabit Sunaklar ve Örneklerle Tipolojisi




Sabit sunak örnekleri, tüm dönemler boyunca Yunan sitelerinde en sık rastlanan sunak örnekleri olarak görülmektedir. Çünkü genellikle tapınakların ana sunağı ya da tapınak yakınlarında görülen tipler bu sabit sunaklardan meydana gelmektedir. Bunun dışında, kamusal alanlarda, evlerde ve kutsal alanlarda da bu tipe sıkça rastlamak mümkündür.

Sabit sunaklar, taş mimarisinin gelişimi ile doğru orantılı olarak ilerler ve özellikle Hellenistik Dönem’de daha büyük boyutlara ulaştığı göze çarpar. Klasik Dönem sonrası oranlar daha uyumlu olmaya başlamış sabit ve büyük boyutlu sunaklar portatif sunaklara nazaran daha çok önemsenen bir tip haline gelmiştir.


Arkaik Öncesi Dönem Sabit Sunaklar


Yunan Dünyası içinde ele alınan dönem özelliklerine bakılacak olursa, M.Ö
7. yy öncesindeki süreci karşılayan dönemde, Hellen kültürünün temellerini oluşturan bir kültür atmosferi söz konusudur. Minos Uygarlığı (M.Ö 1600 – 2800), Myken Uygarlığı (M.Ö 1200 – 1600) ve Dor göçleri ile birlikte oluşan Geometrik Dönem bu atmosferin ortak paydalarıdır. Bütün bu kültür aşamaları, her alanda Yunan varlığını etkilemiştir.


Doğallıkla mimari ve dolayısıyla da sunaklar da bu etkileşimden nasibini almış, Tunç Çağından itibaren gelişen Yunan ve Pre – Yunan Dünyası içinde sunaklar, yeni yeni ortaya çıkan ancak görüldüğü günden itibaren önemli bir konumda bulunan bir kutsal öğe halinde karşımıza çıkmıştır.


Mimaride yer eden bu kutsal öğenin temelinin nereden geldiği sorusu burada önem kazanmaktadır. Özellikle tapınak ve daha da önemlisi sunakların çıkış noktasını oluşturduğu düşünülen kutsal ağaç tapımı (ağacın bir ruhu olduğuna inanma ve onları kutsal sayma) sözü edilmesi gereken önemli noktalardan biridir. Ağaç tapımının Yunan-Roma mitolojisinde de yeri bulunmaktadır. Örneğin meşe ağacı Zeus, defne ağacı Apollon, zeytin ağacı Artemis’in barınağıdır.

Kutsal ağaç tapımı ile beraber, günlük kullanım öğelerinin (ocak, kuyu vb.) giderek kutsallaştırılmasının söz konusu olduğu bu dönemin özelliklerine bakılacak olursa, M.Ö 10. ve 9.yy’larda yeni ve bağımsız sunak yapılarının ortaya çıkmasından çok, din düşüncesinde ve inançlardaki değişim nedeniyle varolan sunak tiplerinde bir evrimden bahsedilmektedir. Bunun nedeni de sunakların bu evrim neticesinde farklılaşmasıdır. İnançlarda ortaya çıkan yenilikler sonucunda yanık et sunusu ortaya çıkmış ve kısa sürede de popüler hale gelmiştir. Bunun sonucunda sunakların fiziksel yapısı da değişime uğramıştır. M.Ö 1.binyıl öncesinde ne Kıbrıs’da ne de Ege’de görülen bu değişim, Yunan sunaklarının temellenmesinde önemli rol oynamaktadır. M.Ö 1.binyılın başında birdenbire ortaya çıkan büyük boyutlu ve taş işçiliğine sahip sunak tipleri söz konusudur. Minos-Myken temelli olmayan bu tipin nereden temellendiği sorusu, araştırmacıları; muhtemelen Dor kabilelerden alınan ya da geliştirilerek kullanılan bir tipe götürmektedir. Dönem içinde, Yunanistan ve Ege’de duraklayan Dor kabilelerin varlığı ve değişen din anlayışı, bu düşünceye zemin oluşturmaktadır. Ancak diğer tipler ve eskiden beri varlığını sürdüren sunu biçimleri de devam etmektedir. Bu durumda Geometrik ve özellikle Klasik Öncesi Dönem’de sunak mimarisi tümüyle Minos-Myken temelli olmamakla beraber, din anlayışı benzerlikler gösterir denilebilir.

Temeli tek bir uygarlıkta bulunmayan ve muhtemelen birçok yerden evrilerek Arkaik Öncesi Dönem’e kadar gelen sunak mimarisinin ilerlemesi, gelişmesi ve önem kazanması söz konusudur. Özellikle Myken Uygarlığı ve Geometrik Dönem’den itibaren gelişen ve gelişmekte olan mimari ile yine yukarıda belirtilen taş işçiliğinin ilerleyişi diğer tüm mimari öğelerle beraber sunak öğesinin de önemli bir konuma gelmesine zemin hazırlamıştır. Özellikle ocak, kuyu, kül, terra-cotta obje gibi günlük kullanım öğeleri de bu konuma katkıda bulunmuştur. Hellenler eski kutsal alanları benimsemeyi de bir ödev saymışlar; eski tanrılara sunaklar adamışlar sonra da kutsal alanlara Hellen tanrılarını yerleştirerek buraları kendilerine özgü biçimde geliştirmişlerdir. Kült, kurallara uygun sürdürülecekse, bir de sunak gerekir çünkü sunak kutsal alanın asıl niteliğidir. Sunak dışında kutsal alana, belki tanrının bir heykeli dikilebilir, belki de bir tapınak yapılabilirdi. Daha sonralarıysa geniş


kutsal alanlara çok çeşitli yapılar eklendi.



Tarihsel gelişimle doğru orantılı ilerleyen bu değişim içerisinde, M.Ö 10.yy’da sunak kavramı artık evrensel boyutta kendini kabul ettirmiştir. Özellikle dönem özellikleri araştırıldığında Minos Myken orijininin yanısıra, farklı prensiplerde ve dönemlerde çok değişik coğrafi alanlarda değişik tiplerin görülmesi söz konusudur.



Sabit sunaklara bakılacak olursa, Ege’de özellikle M.Ö 10. yy’dan itibaren çok daha sık görülmeye başlanan sabit sunak tipleri her dönemde olduğu gibi, Arkaik Öncesi Dönem’de de, erken örneklerine oranla daha gelişmiş olarak ortaya çıkar. Temelinde Minos-Myken örneklerine benzerlik bulunur. Bu dönemden sonra özellikle M.Ö 9.yy’ da karşımıza alçak anıtsal ve kuyu tipi sunaklar yoğun biçimde gelmektedir. Ancak bu iki tip Minos-Myken orjinli olarak kabul görmemektedir.



Bu sunak örneklerinin geneline bakıldığında, dönem mimarisine benzer biçimde, sonraki dönemlere oranla daha alçak ve dikdörtgen bir form içinde oldukları gözlenmektedir. Bu örnekler Arkaik Öncesi Dönem sabit sunak mimarisinin de bir özeti biçimindedir. Buna göre daha büyük boyutlara sahip ölçüler, taş malzeme kullanımı ve özellikle yerel tanrılara adanan sunak örneklerinin dönemin sunak mimarisi karakteristiğini oluşturduğu öngörülmektedir. Elde bulunan verilere dayanılarak ve kazısı yapılarak araştırılmış Arkaik Öncesi Dönem sabit sunak örneklerinin bu özellikleri birçok örnekte aynı olmakla beraber istisnai öğeler de söz konusu olabilmektedir.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Arkaik Dönem Sabit Sunaklar


Arkaik Dönem içinde, tanrıların başlı başına bir varlık olmaları ile tahta ve kerpiç tapınaklar taş yapılar şeklini almakta, bu yapıların plan bakımından düzensiz şekilleri bırakarak bu şekiller yerine özellikle dikdörtgen şeklini aldığı göze çarpmaktadır.

Mimari açıdan başlıca özellikleri bu şekilde olan Arkaik Dönem içinde sunak mimarisine bakılacak olursa, sunakların aniden ortaya çıkan bazı durumlarda bir noktaya toprak ve taşların toplanmasıyla dahi oluşturulabilidiğini görmekteyiz. Arkaik Dönem’den itibaren ise daha kaliteli ve nitelikli mermer malzemenin toplanarak sunak yapımında kullanılması söz konusudur. Ancak çoğunlukla sunaklar, bu dönemde halen taş veya kerpiç malzeme dahilinde de inşa edilmekteydiler.49




Arkaik Dönem içinde, ticaretin yaygınlaşması ile artan gelirler, yeni yapıların gereksinimlerine ait finansmanın daha kolay karşılanmasını sağlamıştır. Özellikle kent tanrılarının tapınakları, siyasal ve ticari gelişmeden daha yüksek bir düzeyde ancak bu gelişmeden kesinlikle kopmadan sayıca çoğalarak çevreye yayılmıştır. Bununla kalmayıp, daha görkemli biçimler alan tapınak öğesi, Arkaik Dönem’in başından itibaren bir kentin sanat alanında en yetkin başarılarını somutlaştıracak ve en büyük özlemlerini dile getirecek elverişli bir araç olarak seçildi. Arkaik Dönem kentinde mimari görkem iddiasında olan tek yapı tapınaktı. Tapınaklar için giderek dayanıklı, güzel ve değerli malzemeler kullanıldı. Kerpiç ve tahtanın yerini taş aldı. Zaten Yunan toplumunda, kent aynı zamanda, dinsel bir topluluktu. Tapınaklar ve diğer kutsal alanlar kentsel çerçevenin bir parçasıydı. Kent içindeki kimi yerler doğal olarak kutsaldılar ve kültsel uygulamayı da beraberinde getirmekteydiler. Bu kutsallığın ve kültsel uygulamanın doğal olarak görüldüğü en önemli yerler de sunaklar olarak göze çarpar.


Mimaride görülen bu durumdan sunaklar da etkilenmiş ve oldukça büyük boyutlu yapılmalarının yanısıra, sayıca da çoğalarak önemlerini büyük ölçüde arttırmışlardır.



Arkaik Dönem’deki yapıların büyük bir kısmı ya ölen kişinin hatırası için anıt olarak dikilmişler ya da kutsal alanlara hem sunu hem de süsleme amacıyla bırakılmışlardır. Mezar anıtlarına ve kutsal alanlara yapılan bu tür sunular, tarımı ya


da ticari yaşamı kendilerine bağlı gruplar ve köleler sayesinde büyük çapta kontrol altında tutan zengin ailelerin güçlü olduğu toplumlarda kolaylıkla anlaşılacağı üzere, kişilerin ya da belli sülalelerin zenginliğinin de göstergesi olmuşlardır. Yapılan sunuların niteliği kısmen içinde yer aldıkları kutsal alanda bulunan diğer anıtlar ile de doğrudan ilişkilidir.

Roma İmparatorluk Dönemi’nde sunak, yeniden, bu kez, mermer malzemeden inşa edilmiş ve Arkaik



mimari dekorasyonu aynen kullanılmıştır. Sunağın etrafında kentin kült aktiviteleriyle ilgili ipucu olabilecek pek çok figürin (özellikle kadın ve hayvan figürinleri) ele geçmiştir Kurbanların kül yığınları, sunağın önünde kümelenmiş ve belli bir dönem sonrasında “Kül Sunağı” olarak da anılmaya başlanmıştır. Hatta Pausanias bu sunağı, Olympia Zeus sunağı ile bir tutmuş ve ikisini de “Kül Sunağı” olarak tanımlamıştır. Düşüncelere göre kutsal alanı önemli kılan içinde bulunan bu büyük sunaktı. Tapınağın önünde yer alır ve yalnızca tapınağın değil tüm kutsal alanın kült aktivitelerini barındırırdı. Bu sunak temel olarak basamaklı değil ama sadece bir basamaktan oluşmuş bir sunaktı ve rahip bu sunağa görevini yapmak için çıkarken hiçbir zaman kutsal küllere basmak zorunda kalmazdı.

Genel çerçevede bakıldığında, değişen dönem özellikleri ile de beraber her tür alanda görülen genişlemenin sunak konusunda da görüldüğü anlaşılır ve Arkaik Dönem sabit sunaklarında bir genel özellik olarak daha önceki dönemlere oranla daha büyük boyutlu ve daha süslü yapılar olduğu görülür.

Klasik Dönem Sabit Sunaklar


Yunan Dünyası’nın her yönden gelişip önem kazandığı Klasik Dönemde özellikle kesme taş malzeme ve işçiliğin gelişmesi ile, tüm mimari öğelerle beraber sabit sunak yapılarında da boyutlar artmış, süsleme daha çok önem kazanmıştır. Özellikle bu dönem Yunan sunaklarında Klasik Dönem içinde varolan genel havaya da bağlı olarak sunak yapılarının çok daha görkemli ve gösterişli yapıldığı göze çarpmaktadır.

Geometrik ve Arkaik Dönem’den ayrı olarak Klasik Dönem tümüyle tek başına incelenmelidir. Çünkü dönem boyunca bir çok başkalaşımlar göstermiş ve gelişkin formların görüldüğü Arkaik Dönem’den farklı olarak yeni birçok sunak tipi ortaya çıkmış, elde olan tiplerde de çok küçük değişimler söz konusu olmuştur. Bahsedilen bu yeni tipler bu dönemde ortaya çıkmasına karşın çoğunlukla,

Hellenistik Dönem sonrasında görülmeye başlanan Kolossal tümüyle pişmiş topraktan oluşan örnekler ve kısa kenardan basamaklı anıtsal tipler olarak sınıflanmıştır. Klasik Öncesi Dönem’e göre değişen özellikler, özellikle dikdörtgen monolitik en belirgin halini alır.

Sunak mimarisini de büyük boyutta etkileyen dönemin mimari özelliklerine bakılacak olursa, denge ve uyumun artık iyiden iyiye mimaride söz sahibi olduğunu görmek mümkündür. Ayrıca sadelik ve özellikle kutsal alanlarda tanrıya dönme ve kutsallık göze çarpmaktadır. Bununla birlikte sunak mimarisinde de sade bir form olan dikdörtgen monolitik sunaklar daha popüler hale gelmiş ve farklı alt dallara ayrılarak süslemelerde de farklılıklar göstermiştir. Bu dönemde en çok görülen tip özellikle kamusal alanlar ve evlerde olmak üzere yine monolitik sunaklardır. Özelikle Klasik Dönem boyunca Yunan sitelerinde en sık rastlanan tip olarak görülmektedir. Formuna göre silindirik ve dörtgen olarak ikiye ayrılır. Ayrıca bazı örneklerde sunak gövdesinde birtakım yazılara rastlanmaktadır. Monolitik sunaklar genellikle kamusal alanlarda, evlerde, kutsal alanlarda ve tapınakların yakınında göze çarpar, ancak çoğunlukla tapınağın ana sunağı olarak kullanılmamaktadır. Monolitik sunaklar çoğunlukla benzer ölçülerde olmakla beraber, birçok farklı ebatta görülebilir.




Klasik Dönem’de, göre önemli bir yere sahip olan bir diğer tip de basamaklı anıtsal sunak tipidir. Basamaklı anıtsal sunaklar da dönem içinde çok sayıda ve büyük boyutlu olarak görülmeye başlanmıştır. Basamaklı anıtsal sunakları iki bölüme ayırır. İlk bölüm, son basamağı prothysis’i (sunu yapılan ve sunağın ilk girişinde yer alan açıklık) oluşturan basamaklar ve ikinci bölümse, düz yapılı bir sunak yapısı. Merdivenler genellikle uzun kenarda görülse de kısa kenardan basamaklı sunak tiplerine de rastlanmaktadır. Ayrıca bazı durumlarda, sunağın basamaklı kısmından uzanan bir de merdiven yolu bulunabilmektedir. Bu tip anıtsal sunaklarda yapılan törenler sırasında genellikle rahip, yüzü kült heykeli ile aynı yöne bakar biçimde tapınağa arkasını döner şekilde konumlanır. İnananlar ise sunak ve tapınak arasındadır ve genellikle sunağa bakar biçimde yer alır. Rahip sunu sırasında arkası katılımcılara dönük ancak kült heykeline bakar biçimde yer alır ancak, ara ara da kalabalığın heykelle yüz yüze gelmesi için aradan çekilir veya döner. Her iki durumda da kalabalık, sunağı ve tapınağı görür halde konumlanmaktadır. M.Ö 7.yy’dan itibaren bu tipteki sunakların daha belirli ve özellikle de daha geniş hatlara sahip oldukları göze çarpar.



Özellikle Klasik Dönem’de basamaklı ve büyük boyutlu sunaklar, tapınakla uyumu, gösterişli yapısı ve törenlerin daha rahat yapılması nedeniyle büyük tapınaklarda vazgeçilmez bir tip haline gelmiştir. Yapımı oldukça pahalı ve zahmetli olduğundan, büyük merkezlerde ve dönem içinde artan refahın da etkisiyle özellikle büyük boyutlu tapınakların yakınına ve geniş ölçülerde yapılması şaşırtıcı değildir.


Hellenistik Dönem


Hellenistik Dünyanın yeni yöneticileri kenti uygun ve sürekli bir propaganda aracı olmanın yanısıra, bir denetim ve Hellenleşme aracı olarak da gördüler. Kentsel mimarlık ve kamu alanları tasarımı da bundan derin bir biçimde etkilendi. Tekil yapılardaki anıtsallık, kentlerin tasarımındaki anıtsallık ve görsel kompozisyonla birleşti.65 Bunun sonucunda sunaklar da büyük oranda değişime uğradı. Daha önce kutsallığı ve dine uygunluğu önemsenen sunaklarda mühim olan öğe, gösteriş ve belirginlik haline geldi.

Hellenistik Dönem’de sunak tipleri, ilahi kültlerin yanında bazı hükümdar kültleri için de kurgulanmaktaydı. Bu sebeple hem eski dönemlerden kalma sunakların kullanımı devam ettirilmiş, hem de yeni amaca hizmet eden yeni sunaklar yaptırılmıştır. Krallık egemenliği altındaki siteler, statülerini kralın karşısında koruma amacı ile, kraliyet kültü kurarak ona çeşitli sunular vermekteydiler. Dioskurlar ve Herakles gibi kahramanların kültü varken krallık kültü kurmakta bir gariplik olmayacağını düşünen siteler, ilahi kültleri tekrar ettirir biçimde, büyüklü




küçüklü sunaklarla krallarını ve kahramanlarını onurlandırmıştır.

Ayrıca özellikle bu dönemde, kahramanların yanısıra 12 tanrı dışında, Priene Mısır Tanrıları Kutsal alanından sunak örneklerinde olduğu gibi, farklı tanrı ve tanrıçalara adanan sunaklar da bulunmaktadır.

Klasik Dönem sunakları dindar yapı ve tanrıya beğendirme söz konusu olduğundan gösterişli biçimlere sahiptiler. Hellenistik Dönem sunakları ise daha süslü ve anıtsal birer yapı olarak yorumlanabilmektedir. Ancak burada amaç dindarlıktan çok kendini gösterme çabasıdır.

Dönem içinde sunaklara verilen önemin yoğunluğu, görüntüsü ile olduğu kadar, yapımında çalışanların ustalığı ile de hissedilebilmektedir. Örneğin Kos Asklepios Sunağı’nın kabartmalarının yapımında Praksiteles ekolünden sanatçıların çalıştığı bilinmektedir. Günümüze belirgin örnekleri kalmamış da olsa, bu sunağın tek örnek olmadığı öngörülmüştür.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
2.1.5 Roma Dönemi


Roma İmparatorluğu, en güçlü olduğu dönemde, tüm Akdeniz havzasını, Britanya dahil Kuzey ve Orta Avrupa’nın önemli bir kısmını ve Fırat nehrine kadar Ortadoğu’yu içine almaktaydı. Bu geniş topraklar, farklı kültürlere, farklı inanç ve geleneklere sahip çeşitli halkları kapsamaktaydı. Bu duruma sunak örneklerinde de rastlanmakta ve örnekler içerisinde etnik açıdan belirgin bir etkileşim görülmektedir.


Etnik özellikler gösteren sunak öğesinin, gerek nitelik ve gerekse nicelik açısından artmasına da elverişli olan Roma Dönemi’nde, aynı zamanda, kentlerin önde gelen yurttaşları, kamu takdiri ve önemli kamu görevleri için birbirleriyle rekabetteydiler. Kentler onur ünvanları elde etmek için birbiriyle yarışmaktaydı. Roma İmparatorluğu tarafından yaratılan bu rekabet ruhunun birçok sonucu oldu. Geniş kamu hizmetleri sağlandı ve inşaat etkinliğinde kitlesel bir artış oldu. Bu durum, kentlerin; kamu yapılarının ihtişamı ve kentsel hizmetlerin çeşitliliği ile rakiplerini özendirmek ve onları geçmek için çabalamaları sonuçta mimarlığın ve süslemenin gelişmesini besledi. Bunun sonucunda da özellikle tapınak mimarisi yerine daha küçük boyutlu olan sunaklar göze çarpmaya başladı.




Roma Döneminde; dönemin her kurumunda olduğu gibi sunak yapıları da daha içe kapalı özellik gösterirler. Bu durum özellikle




Roma Döneminden itibaren ailenin kendi arasında, dış dünyaya kapalı olarak sunu yapabileceği ev yapıları içinde de karşımıza çıkmaktadır. Roma evinin önemli bir bölümü de Roma ev halkının ruhlarının korunduğu bir türbe işlevi gören “lararium”dur. Ev halkı, larariumda, evi koruyan tanrı ve ruhlara günlük ritüellerde bulunmaktaydı. Genellikle villa tipli yapılarda karşımıza çıkan larariumlar duvara monte biçimde üçgen alınlıklı çatısı olan köşeli bir niş biçimindeydiler ve özellikle Pompeii olmak üzere birçok Roma yerleşimindeki evlerde karşımıza çıkmaktaydılar.


Roma Döneminde değişen din inancı sunak örneklerini de farklılaştırmıştır. Özellikle sunaklar üzerinde gösterilen tasvirlerde ya da kült heykellerinde değişim ve farklılıklar göze çarpar. Daha içe kapalı bir yaşam sürmeye başlayan Roma toplumu ev koruyucuları sıfatına sahip birtakım doğaüstü varlıklara sığınmaya başlar. Örneğin Genius, ailenin babasını ve evlilik yatağını korur. Yılan biçimli ya da ihramlı bir adam olarak gösterilmiştir. İyilikçi Manes’ler koruyucu atalardır. Bunların sunağı, ocağın yanı başında yükselir. İki Penates yiyeceklere göz kulak olur, Lar da ocakta oturur ve belirli günlerde onun için ayin yapılırdı.


İmparatorluk Döneminde tüm alanlarda olduğu gibi sunak yapıları da anıtsallaşma yolunda ilerlemiş ve özellikle portatif olanlar sayıca artış göstermiştir.



Roma Dönemi kutsal yapılarında; çevresi merdivenli taş platformun Yunan örneklerine göre yükseldiği, podyum, sütunlu sundurma gibi öğelere daha sık rastlandığı ve iki boyutlu bir görüntünün tercih edildiği bildirilmiştir. Bu durumun ana işlevi, tören ve hitap sırasında ön cephe ve podyumla halkı etki altına almaktı. Sözü edilen bu durumu anıtsal ve/veya sabit sunaklarda da görmek mümkündür. Roma Dönemi içinde birçok mimarlık yapısında olduğu gibi sunaklar da; Tanrılaştırılmış İmparator ve onun yönetimi ile ilgili bir propaganda aracı olarak inşa edildiklerinden oldukça görkemli yapılmış ve kabartmaları da İmparatorun başarılarını anlattığı bir reklam tabelası niteliğine dönüşmüştür.

Portatif Sunaklar ve Örneklerle Tipolojisi


Portatif sunaklar, genellikle tapınak içinde kült heykeli önünde bulunuyorlardı. Libasyon sunuları çevresine saçılır ve sunu malzemeleri (örneğin yiyecek sunuları ya da tütsü veya benzeri sunular) üzerine konurdu. Temelinde, Minos-Myken Kutsal Alanları’nda görülen ve niş benzeri yapılan duvar tezgahları olduğu tahmin edilmektedir. Yuvarlak gövdeli sunak tipinin öncüleri ise II.Bin Hitit örneklerinde aranmaktadır. Bazen tahta veya metalden yapılanlara rastlanmış ancak bunlar kalıcı malzeme olmadıklarından fazla ele geçmemişlerdir. Formları ve kolayca taşınabilir olmaları, bu sunakların yer, kullanım ve yayılım alanlarını da artırmıştır. Portatif sunaklar belli merkezlerdeki atölyelerde, olasılıkla da lahitlerle aynı yerlerde üretilmişler, ancak ister Anadolu'da ister Anadolu dışında olsun yöresel özellik ve işçilik geleneklerini gittikleri yerlere de taşımışlardır.


Arkaik Dönem ve sonrasında yapılan büyük boyutlu ve sabit tipte sunakların varlığını koruduklarını, ender olarak değiştirilerek yeniden kullanıma açıldıklarını ya da değiştirilmeden kullanıldıklarını görmek mümkündür. Bu nedenle Arkaik ve özellikle de Klasik Dönem sonrasında büyük boyutlu sunak inşası, Yunan toplumunun gelişmekte olduğu bu dönemlere nazaran azalmıştır. Ancak bu durum genel çerçeve içinde büyük boyutlu ve sabit sunaklar için geçerli olurken, portatif sunaklar yapımı kolay olduğundan daha fazla yapılır gibi görünmektedir. Roma Dönemi’nde bu durum daha da artmış ve özellikle yuvarlak portatif tipler döneme damgasını vurmuştur.




Arkaik Öncesi Dönem


Özellikle portatif sunakların görüldüğü Hitit, Myken ve Minos örneklerinden temellendiği tahmin edilen Arkaik Dönem öncesi sunak mimarisinde kerpiç ve taş kullanımı yoğun olarak göze çarpar.


Daha önce de belirtildiği gibi döneme ocak ve kuyu sunakları damgasını vurmuştur. Yine de dönem içinde portatif olarak tabir edilen sunakların varlığı söz konusudur.


Arkaik Dönem


Portatif sunak tiplerinin Arkaik öncesine göre daha sık olarak görüldüğü dönem olan Arkaik Dönem’de dikdörtgen ve kare olmak üzere üç planda incelenecek sunaklar, Yavis sınıflandırması altında da incelenecek, non-otokton sunak tiplerinin Arkaik Dönem’deki genel çerçevesine ulaşılmaya çalışılacaktır.




Klasik Dönem


Klasik Dönem portatif sunaklarına geçmeden önce dönemin genel özelliklerini anlamak ve sunak formlarını bu özellikler çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü Arkaik Dönem sonrasında özellikle din anlayışı ve buna bağlı olarak sunakların yapısında birtakım değişiklikler göze çarpmaktadır.


Klasik Dönem’de daha dindar bir toplum yapısı görülmeye başlanmıştır. Tanrılara karşı duyulan korku ve kültsel ve kutsal olana sonsuz saygı söz konusudur. Ölüm ve sunu, dönem içinde Tanrılara kavuşma olarak algılanmakta ve yüceltilmektedir. Klasik Dönem’de anıtsallaşan ve büyüyen sabit ve büyük boyutlu sunakların yanısıra, portatif sunak örnekleri de, Tanrıların sunu törenlerinde ve Tanrılar için olduğu kadar, yönetici sınıfından kahramanların cenazelerinde ve görece az sayıdaki resmi devlet kahramanları için kullanılmaktaydı. Bunun bir sonucu olarak yapımı daha kolay olan ve daha kolay inşa edilebilecek portatif sunakların kullanımı yaygınlaşmış, dönemin genel karakteristiği neticesinde sayıca da çoğalmıştır.






Bu dindar yapı içerisinde, sunu törenleri ve sunuların niteliği de farklılık ve çeşitlilik gösterir. Örneğin sıvı sunuları, peksimet sunuları, rekoltenin ilk ürünleri, hatta saç bile olabilmektedir. (özellikle kül sunaklarında). Ayrıca belli bir ölçüyü aşan her kazanç (özellikle av ve ticarette) sunu olarak verilebilmektedir. Çok yoksul olan dindarlar ise hayvan kurban etmek yerine onun kilden bir kopyasını sunabilirler.
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
Hellenistik Dönem


Hellenistik Dönem’in genel özellikleri ve bunların portatif sunaklara yansımasına bakılacak olursa, dönem içinde tüm sanatçılar, B. İskender’in fetihleriyle ufku genişleyen toplumun yeni isteklerine cevap aramışlardır. Bunun sonucunda sanatın her alanında ve mimaride, var olan repertuarın hem nicelik hem de nitelik açısından çoğalması söz konusu olmuştur. İskender’in Pers’leri yenmesi ile Yunan Dünyası Ege havzasından Hindistan’a kadar uzamıştır. Doğuda kurulan yeni Hellenistik şehirler kozmopolitleşerek kültürel ve sosyal açıdan çeşitlenmiş, toplum hem geleneksel ve klasik olanı hem de yeni ve aykırı olanı ister hale gelmiştir.

Hellenistik Dönem’de, özellikle kahramanlık kültleri için, ayinlerin gece düzenlenmesi, siyah kurban hayvanları, belirli cinste sunaklarda sunu yapılması söz konusudur. Ancak yaygın kanı, kahramanlık kültleri ile ilahi kült arasında çok belirgin farklar olmadığı yönündedir.

Roma Dönemi,





Portatif Roma sunakları dörtgen ya da silindirik olarak görülebilirler. Etrüsk geleneğinde olan silindirikler en eskileridir. Köşeliler daha çoktur, fakat tipleri de- ğişir. Bunlar genellikle genişçe bir kaide üstüne oturtulmuşlardır. Ayrıca üst taraflarında da kurbanın kanı için tekne gibi bir oyuk ve kanların akmasına mahsus bir delik vardır.



Bu tip sunakların üst kısmında çoğunlukla bir oyuk bulunmaktadır. Ancak bazılarının üst kısmı düz bırakılmıştır. Bezemelilerde yumurta ok motifi, Taenia bezemesi ya da Torus profili görülmektedir. Klasik Dönem’den itibaren ve özellikle Roma Dönemi’nde popüler olmak üzere sunak üzerindeki rölyeflerde ve bezemelerde insan ya da hayvan figürleri görülmeye başlanır. Triglif, Bucrania, Rozet gibi farklı süslemlerde görülür. Dikdörtgen monolitik sunaklar bazen üst bölümün kısa kenarlarında, ateşin ve küllerin sınırlandırlması amacıyla yapılan yükseltilmiş bariyerlere sahiptir. Bu bariyerler çoğunlukla bir volüt şeklinde olup bazen de bir silindir ya da sarmal şeklinde olabilir.











Diğer Sunak Tipleri





Sabit ve portatif örneklerden farklı olan bu formlar, mimari açıdan birbiriyle ilişki içine girerek farklı tipleri ortaya çıkarmıştır. Özellikle kül, ocak, kuyu gibi tiplerin çıkış noktası, günlük kullanımda el altında bulunan örneklerden türemiştir. Örnek verecek olursak,

Mason taş işçiliği ile döşenmiş kuyu tipine sahip sunaklar olarak adlandırılabilecek duvarlı kuyular, yere oyulmuş silindir biçimli ya da biçimsiz bir kuyudan oluşur ve çoğunlukla yerin altına doğru ilerler. Tirnys ve Akragas’da bu tiplere rastlanabilir. Myken örneklerinden temellendiği belirtilmiştir. Özelikle bu tip sunaklar muhtemelen kahraman ya da kralın öldükten sonra yüceltilmesi amacı ile onun gömüldüğü yere yapılmakta ve sunular da içerisine bırakılmakta idi. Myken çağlarında görülen bu geleneği Yunanlılar da devam ettirmiştir. Ayrıca özellikle Hellenlerde bu tip sunaklar yeraltına uzandığından Kitonyen (yeraltı ve toprağa ait) tanrılara adanan sunakların yapım özelliği olarak görülmüştür. Bu nedenle pek çok Kitonyen sunak kuyu ya da yer sunağı biçimindedir.





Kuyu sunaklarının ardından bir diğer önemli tip de ocak-sunak olarak adlandırılır.Özellikle Hellen öncesinde kaya yarıkları ya da oyuklara yapılan ve ev içinde bulunan ocak tipi sunaklar bazen de evin üstü açık alanında direk toprağa iner vaziyette ve kille çevrelenmiş biçimde yapılmaktaydı. Bunlara bothroi denmekteydi. Ocak olarak kullanılmakla beraber genellikle kül yatağı olarak ve kutsal işler için evin bir yerinde kullanılmaktaydı. Bu sunaklara çoğunlukla yiyecek ve özellikle meyve sunusu yapılmakta idi.

Ateş tapımından kalma genel halk inançlarına göre, kötü ruhlar ocak’tan korkarlar ve ona sokulamazlar. Bundan ötürü hastalar ocak başına getirilir ve ateşe yakın konur. Ocağa tütsü ve okunmuş kemikler atılır, bunların dumanından da iyilik umulur. Ocaktan alınan yarı yanmış odunlar hastaların başında dolaştırılır. Ayrıca




ocak tanrıları adı altında Tanrı Ares’le birleşen Lar isimli su perisinin meydana getirdiği ve adına Lares’ler denen bir Tanrılar Pantheonu bile bulunmaktadır.



Sonraları ocak tipi sunaklar, dumanın tapınağı ve kült heykelini karartması nedeniyle tercih edilmemeye başlandı.Daha önce üstü ocak ve küçük boyutlu olan ve bu orjinalden gelen tipler büyümeye ve üstü kapanmaya başlayınca bu sonuç doğdu. Minos duvar tezgahları Hellenlerde sunu ayaklarına ardından da sunu masalarına dönmüştür.Bu terim doğallıkla ev ya da tapınaklar içinde sunu amaçlı yapılan ocaklar için kullanılmaktadır ve canlı hayvanların bir odun yığını üzerinde yakıldığı ocaklar bulunur. En erken Hellen tapınakları arasında, ocak tipi sunaklara sahip tapınaklar bir grup olarak yer alır ve Myken planlarından Hellen planlarına geçişi temsil eder. Bu grup içinde dikkat çeken en önemli iki tapınak Dreros ve Prinias’tır. İç kısımda kolonlara, naosun ortasında bir ocağa ve naosun köşesine bir nişe sahiptir. Bu üyeler Myken prototiplerine dönüş izleri taşır. (Geç Hellas yapısı olan Korakou'daki "L yapısı" ve Tirnys'te Myken Dönemi’ne tarihlenen yapı benzeri) Dreros ve Prinias tapınakları Minos-Myken törensel ocaklarına ve üç ayak ocaklarına adaptasyon sürecindedir. Yeni dinin gereği olan yanık et sunuları bu tapınaklarda yapılmaktadır.
 

ABK33

Defineci; doğayi sever, kültürel varliklari korur.
Yönetici
20 Eyl 2019
418
1,278
98
@dersu ustam hoşgeldiniz, Aleykumselam.
Sizi burada gormek cok guzel

Guzel ve kiymetli bir yazi oldugu belli
Konudan daha fazla istifade Olsun diye Sabit konuya aliyorum
Gece de okuyacagim

Elimde de cozemedigim bir sunak kombenizasyonu var
Bu yazi anlamama ve cozume kavusmama sebep olabilir
Tesekkurler
 

dersu

Member
Kayıtlı Kullanıcı
14 Ağu 2020
50
194
38
49
@dersu ustam hoşgeldiniz, Aleykumselam.
Sizi burada gormek cok guzel

Guzel ve kiymetli bir yazi oldugu belli
Konudan daha fazla istifade Olsun diye Sabit konuya aliyorum
Gece de okuyacagim

Elimde de cozemedigim bir sunak kombenizasyonu var
Bu yazi anlamama ve cozume kavusmama sebep olabilir
Tesekkurler
İlgi ve teveccühünüze teşekkürler sayın ustam.
Faydası olursa ne mutlu bana.
Var bir şeyler daha, çeşitli konularda fırsat buldukça paylaşırım.