Tılsım ve Cin zararlarından korunma

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
Kardeşlerim hepimizin başına gelebilecek bir hadise için, sağolsun @Gönül_eri hocamız ve kardeşimin tavsiyesini sizlerle paylaşayım dedim,

Biz tılsım olasılığı üzerine yapılması gerekenleri yazalımki bidaha bu hadiseler yaşanmasın,
1-) Öncelikle çalışma yapılacak alan gündüz çalışmaya elverişli ise gündüz işlem yapılmasını tavsiye ederim.
2-) 5 lt. Bi suya içlerinden kıraati düzgün olan biri tarifini vereceğim ayetleri okuyacak, bu suyla araziye gitmeden abdest alıcaklar ve bu sudan içecekler, arazidede susadıklarında bu suyu içecekler abdesti bununla alacaklar Önemli:Tuvalet ihtiyacında bu suyu sakına kullanmasınlar..Suyun İçine Okunucaklar Tarif: 1 cin Süresi, 7 ayet-el kürsi, 3 amenarrasülü, 3 ihlas 1 felak 1 nas: 3 kez okunucaklar, 333 kez Ya hâfız esması zikredilip suya üflenicek, 1 fatiha. Bunlar hazırlanıcak suya abdestli bi şekilde okunup üflenicek, bu su abdest ve içmek dışında kullanılmıycak.
3-) Şimdi yazıcağım dua onların teminatı niteliğinde her biri bu duayı çok iyi bellesin: Bismillâhillezî Lâ yedürru Measmîhi Şeyün Fil Ardi Velâ Fissemâi Ve hüvessemîül alîym. Bu kısacık duayı Sabah 3 akşam 3 kes okuyan kimseye Gök yüzü yer yüzüne inse biiznillah hiçbişey olmaz buyuruyor efendimiz. Bu dillerinden düşmesin.
4-) ARAZİYE GELDİK: abdestli olacaklar çalışacakları alanı genişçe belirleyip içlerinden okuması iyi olan eline bir sopa alıcak kendilerine giricek çıkıcak kadar bi kapı boşluğu bırakıcak yuvarlak daire çizicek başladığı alana misal 60 cm kala bırakıcak. ( Kapı ) alanı en son herkes girince kapatılıcak. Başladığı çizgiden bitirdiği yere kadar 7 kes bunu tekrarlıycak, her bi çizişte 1 ayet-el kürsi okuycak okurken çizicek, son okuyuşa geldiğinde dursun konuşmadan, tüm ekip 1 ayetel kürsi okuyan kapıdan içeri girsin alet edevat önceden dairenin içinde olsun, Su içerde olsun dışarda lazım olucak hiçbişey kalmasın herkes girdikten sonra son daireyi tamamlayıp Kapıyı kapasın. Okumayı yapan dairenin sınırlarına okunmuş suyu serpsin tüm sınıra. Küfürsüz bi şekilde hiçbişeyden korkmayarak işlemlerine başlayabilirler. Not: Su bitmeden yanlarındaki okunmamış suya karıştırıp çoğaltsınlar, su bu şekilde okunmuş hükmüne geçer. Bide daireden herangi bi ihtiyaçtan dolayı çıkacak olurlarsa kapı olarak belirledikleri yeri kullansınlar 1 ayetel kürsi okuyup çizgiye 2 kesik atıp çıksın geri çizsin kapatsın girerken aynı usül girsin.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
Insan beyni metafizik , büyü sihir ve cinler

İNSAN NEFESİNİN MANYETİK ÖZELLİĞİ Her insan yaratılış özelliği olarak az çok manyetik enerjiye sahiptir. Enerjiler genellikle vücudun sivri ve çıkıntılı yerlerinde görülür. Ellerimizi belli bir müddet birbirine ovuşturduğumuz zaman, arada aşikar bir enerji akımı meydana gelir. Parmak uçlarından çıkan enerji ve manyetik akım, bugün ilim tarafından tespit edilmektedir. Aynı şekilde, insan nefesiyle belli bir miktar akımı havaya gönderir. Eskilerin “nefes etmek” dediği olay, gerçekte bazı şeylere tesir etmektedir. Sıcak, soğuk , ılık, derin gibi çeşitli şekilleri vardır. İnsan günlük hayatını yaşarken yıldızlardan, gezegenlerden, çeşitli teknolojik ürünlerden ve cinleri manyetik akım ve enerjilerinin tesirinde kalabilir. Kendi bünyesi ve elektrik yapısı bozulup, düzensiz hale gelebilir. Vücuduna adeta yapışan bu manyetik toz bulutları, akım ve enerji leri en kolay temizleme yolu manyetik nefestir. Rahatsızlık duyan kişiye, o rahatsızlığın ve akımın çeşidine göre nefesin üfürülmesiyle, o akım insan vücudundan gider. Bu olay ilmi bir şekilde izah edilebilir. Bu nefes etmeyi, medyum özelliğine sahip bir kişi daha tesirli gerçekleştirir. Avrupa ve ABD’de çok yaygın bir şekilde uygulanan bu olay bizim ülkemizde ne yazık ki yanlış anlaşılmaktadır. Ve bunun adına “üfürükçülük” diyerek, araştırma, inceleme dışına itilmektedir. Bu da, diğer birçok olayda olduğu gibi şarlatan, istismarcı ve menfaatçilerin ayıklanması ile bilim mahfillerinde incelenecektir. Ancak böylece insan nefesinin mahiyetinin öğrenilmesiyle, üfürükçülük ile bilimsel yönden izah edilen manyetik insan nefesi, birbirinden ayrılmış olacaktır.

NAZAR EDEN ZARARINDAN HABERSİZDİR
Her insanın gözünde belli bir miktar enerji vardır. Bazı insanların gözlerinde normalin çok üstünde manyetik akım vardır. Bu akım bazen negatif hale dönüşüp, karşıdaki kişi veya eşyalara zarar verebilir. Nazar eden şahıs, zarar ve rahatsızlık verdiğinin farkında değildir. Ancak nazar değen kişi bunu fark edebilir. Üzerine negatif enerji gelince sıkıntı, baş ağrısı, bunalma, depresyon hali, stres vs. meydana gelir. Ancak bu negatif enerjinin nötr hale gelmesiyle rahatlama meydana gelir.

KİŞİLİK DEĞİŞMESİ VE CİNLER
Kimi insanlar “ ben eskiden şöyle iyiydim, böyle güçlüydüm, şimdi içine kapanık pısırık, iş güç yapamaz oldum” diye dert yanarlar. Psikolojik rahatsızlıkların dışında böyle hallerde bazen cini vak’alar ile karşılaşıyoruz. Ahenkli bir enerji düzenine sahip olan insan vücudunun, dışarıdan alacağı bir akım ile bu düzeni bozulabilir. İnsan, sinir sistemindeki elektrik enerjisi ile ayakta durmaktadır. Sinirlerinde bir elektrik boşalması onu felç yapmakta, bir daha o vücut organı çalışmamaktadır. İnsana büyü, muska veya başka yoldan musallat olan cin, onun sinir merkezi olan beynine tesir etmeye başlar. Beyindeki hareket merkezine gönderilen cini akım, insanı hantal, yavaş hareket eden, pısırık bir kişi yapabilir. Yine, zevk ve lezzet merkezindeki sinirlere, cinlerin gönderdiği manyetik akım, insandaki bu duyguları geçici olarak devre dışı bırakabilir. Hafıza bu akımdan yara alabilir. Böyle birçok vak’ayı incelediğim zaman tıbbi hastalık ile cini rahatsızlıkların birbirine karıştırıldığını gördüm. Yani, beyninde maddi bir rahatsızlığı olan şizofreni hastası ile cinlerin bir menfez bularak musallat olduğu kişinin birbirine karıştırılması çoğu kez yapılan hatadır. Yıllarca gözüne çeşitli varlıkların ve görüntülerin gözüktüğünü söyleyen bir kişiye, ilaç tedavisi uygulamışlar fakat görüntü ve sesler bir türlü izole edilememişti. Rahatsızlık o safhaya varmıştı ki, duyduğu seslerden, gördüğü görüntülerden kurtulmak için, kendini pencere ve balkondan atmaya teşebbüs ediyordu. Hâlbuki bu cini bir vak’a idi. Kişideki menfez kapatılıp, musallat olan cinler izole edilince, rahatsızlık da ortadan kalkmış oldu.

BURÇLAR VE SEVİLEN RENKLER
Toplumda güzel bir söz vardır. “zevkler ve renkler tartışılmaz.” Yani, her kişinin diğer insandan farklı giyinme, yeme, hareket etme, kendini ifade zevkleri olduğu gibi, her insanın aynı zamanda ruhi ve psikolojik durumuna göre sevdiği, tuttuğu bazı renkler vardır. Araştırmalarım neticesinde kesin olmamakla beraber genelde, bazı burçların bazı renklere eğilimi olduğunu gördüm:
Koç. Lider ve iddiacı; kırmızı ve kızıl rengi sever, sağlıklı ve güvenilir.
Boğa: Açık fıstıki yeşil rengi sever, saf ve toplumcudur.
İkizler: Gri rengi sever, gururlu.
Yengeç: Gümüş rengi sever, gururlu.
Aslan: Açık sarı rengi sever, şüpheci ve değişken.
Başak: Çivit mavi rengi sever, hizmetkar, dengeci.
Terazi: uçuk mavi rengi sever, güçlü ve kararlı.
Akrep: Pembe ve krem rengi sever, sporcu, mühendis.
Yay: Kırmızı, mor rengi sever, meraklı ve yetenekli.
Oğlak: Siyah ve koyu tonları sever, kibirli, nazik ve asosyal.
Kova: Mavi ve tonlarını sever, duygusal ve şiirsel.
Balık: Koyu tonları sevdiklerini söylemişlerdir.Tabiattaki renkler ile insanın karakteri ve ruh hali arasındaki ilişki halen tam olarak izah edilememekle beraber, bu sahada bilimsel çalışmaların olduğunu biliyorum.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
İNSAN-CİN MÜNASEBETİ İnsan, cinden korkmamalıdır. Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık, menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Asr-ı saadette cinler maddi olarak da saldırı yapabiliyordu. Hz. Peygamber, beyt-ül mal’dan hırsızlık yapan bir cini direğe bağlıyordu. Günümüzde böyle maddi görüntü ile karşımıza çıkmıyorlar. Asr-ı saadette meydana gelen hadiseleri ve rivayetleri iyi anlamalı, iyi tabir etmeliyiz. Yoksa birçok konuda yanılabilir, hatalı bilgilere sahip oluruz. Olayın meydana gelişi ile şahıslar arasında iyi bir irtibat kurmalıyız. Hadiselerin hikmetini ve mahiyetini iyi kavramalıyız. Hangi söz, nerede, hangi olay neticesinde söylenmiş, bunu düşünmeliyiz. Cinler, insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. Halef, selef meselesi bu konuda tesirli bir sebeptir. Yani, insan yaratılmadan evvel yeryüzünde cinlerin hâkimiyeti vardı. Mantık ve muhakemeden uzak cin toplulukları, yeryüzünü fesada ve savaşa boğdular. Sonra üzerlerine halife olarak insan geldi. Kafir cinler insanlara rahatsızlık verirken bu zarar insan bünyesine, yapısına göre değişir. Yoksa cinler, her insana gidip zarar veremez. Cin, insana tasallut edince, onu korku, ürperti hisleriyle sefahat ve kötü alışkanlıklara sevk eder. Yani, sıkıntı ve korku, endişe ve ürperti ile insan ibadeti terk eder; içkiye, kötü alışkanlıklara, intihar etme duygusuna müptela olur. Böyle bir cin tasallutuna maruz kalan kişiler, eğer iyi niyetli, ihlâslı ve metafizik âleme kabiliyeti olan kişilere rast gelirse, Allah’ın (c.c.) izniyle şifa bulabilir. Sadece dindar olmak yeterli değildir; bazı medyumluk kabiliyetlerinin de olması gerekir. Bu olayların hepsi ilmidir.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
BÜYÜ, SİHİR VE CİNLER
Bir başka husus da cinlerin büyü, sihir, muska olaylarında aracılık yapmalarıdır. Muska yazan ile yazılan, büyü yapan ile yapılan arasında cinler bir vasıta görevini yerine getirirler. Eski çağlardan beri insanlar, büyü olaylarını bildiklerinden, kendilerine peygamberlik vazifesi gelen peygamberler, evvela risalet mesleği ile cini hadiseleri birbirinden ayırmışlardır. Peygamberler, doğrudan ikram-ı ilahi olarak mucizeler göstererek, risaletin ve vahyin, cini hadiselerden farklı olduğunu ispat etmişler, insanların kafalarındaki şüpheleri ortadan kaldırmışlardır. Cinler, eski çağlarda insanların gözüne güzel bir insan suretinde görünüp, onları kendilerine tapındırmak için heykellerini yaptırtmışlardır. Heykel yapma ve tapınmada cinlerin payı da vardır. Bu sebepten semavi dediğimiz Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet, din olarak insanlığa indiği zaman, evvela putlara savaş açmıştır. Dolayısıyla putların içine yerleşen, putların içinden seslenerek insanları ifsad edip azdıran cinlerin şerlerinden o putların kırılmasıyla kurtulmuş olundu. Cinler, putların içinden insanlara seslenerek küfür ve tuğyan yolunda azdırırlardı. İnsanlara emir verir, onları korkuturlardı. Cinler, Hindistan’da Buda, Çin’de Konfüçyüs, Amerika’da Totemlerin içinde de aynı hareketleri yaparak, insanları yanlış yollara sürüklemişlerdir. Bugün, birçok insanlar İslam’a Kur’an-ı Kerim’e, mukaddes değerlerimize saldırıyorsa bunda cini şeytanların da hissesi vardır. Cinniler birçok mevzuda insi şeytanlara akıl hocalığı yaparlar. İnsanları, şehvet, sarhoşluk, sefahat, alçaklık, küfür, kavga, serserilik, günah atmosferine çekmek için kafir cinler, şeytanların da tahrikleriyle çalışırlar. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde, Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadis-i şeriflerde ve bunların tefsirleri olan mübarek kitaplarda, bütün sıkıntı ve rahatsızlıklar için birer şifa kaynağı vardır. Bu hakikatler karşısında bir araya gelseler de ne kadar vesvese verseler de Allah’ın (c.c.) izniyle bir şey yapamazlar.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
BİZİ SARAN ENERJİLER
İnsan vücudu, enerji üreten bir makine gibidir. İnsan vücudunun hareketleri, bu enerjiye bağlıdır. Bu enerji ise ruhtan gelir. Yani, metafizik enerji maddi bedenimizi hareket ettirir. Materyalist ve dinsizlerin hezeyanlarının zıddın maddi vücudumuzu ruhtan gelen enerjilerin hezeyanlarının zıddına, maddi vücudumuzu ruhtan gelen enerji ayakta tutmaktadır. Hastalık denilen olayın bir yönü de vücudumuzdaki enerjilerin düzensizliğindendir. İnsanın iyi veya kötü olması, enerji düzenine bağlıdır. Yani, ruhi ve zihni elemler, ruhtan gelen enerji düzeninin bozulmasındandır. İnsan vücudunda biriken ve atılamayan enerjiler ona zarar da verebilir. Abdest olayında suyun, bu fazlalık enerjiyi izole ettiği görülür. Aynı şekilde namaz esnasında fazla enerji, vücudun sivri noktalarından, yere verilir. Elbette ki biz bu enerji fazlalığını gözle göremeyiz, fakat bizim maddi bedenimize tesir eder. Ancak, ibadet ve kulluk vazifemizi ifa ederken, belki farkında olmadan bünyemizi bozan çeşitli enerjilerden korunmuş oluyoruz. Sadece, ayın yörüngesinin değişmesiyle insanda birçok fiziki rahatsızlık meydana geliyor. Beyin ve mide hastalıkları çoğalıyor. Buna karşılık manevi bir atmosfer, insanın beyin dalgalarını düzenliyor. Biz, tabiattaki bütün enerjilere, hareket yapmaya yönelik güç ve enerjileri, farklı metotlarla kullanarak hayatını sürdürür. Mesela, yemeklerden aldığımız enerji ile hareket eder, iş görürüz. Bunun yanında, dünyada ısı enerjisi, dinamik enerji, değişken enerji, elektrik enerjisi vs. gibi çeşitli enerjiler mevcuttur. İnsanın ruh ve hayatı, en büyük enerji kaynağıdır. Bu enerji, bütünlüğünü kaybetmeden şekil değiştirir. Yani, doğumdan ölüme kadar, bütün beden kalıbının değişmesine rağmen bütünlüğünü kaybetmez. Biz enerjiyi göremeyiz; her maddenin enerjisi farklıdır. Yani, görünüşte aynı olan iki şey, fiziki ve kimyevi olarak paralel hareket etseler dahi, değişik vasıf ve frekansta enerjilere sahiptirler. Madde ne kadar hızlı hareket ederse o kadar fazla enerji taşıyordur. Aslında kainatta bulunan enerji çeşitli hallere girer, fakat miktarı değişmez. Bir halden bir hale dönüşür. Su maddi olarak sıvı, buhar veya buz haline gelebilir ama enerji gücü değişmez. İnsan düşünürken dahi enerji harcar. Bu sebepten, iyi güzel ve faydalı şeyler düşünmelidir. Malayani, boş şeylerle meşgul olmak, akılları geveze, ruhları sersem yapar
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
BİYOENERJİ NASIL BİR ŞEYDİR?
İnsan bedeni, yaratılıştan gelen bir özelik itibariyle devamlı enerji ve elektrik üretir. Bu enerji ve elektrik insanın bedeninde manyetik bir alan teşkil eder. Hayati bir öneme sahip olan manyeik enerji, ısı, ışık ve elektrik gibi bir kuvvettir. İnsan sağlıklı olduğunda vücut enerjisi dengeli ve düzenlidir. Eğer vücuttaki enerji dengesi bozulursa, insan hasta olur. Böyle rahatsızlık esnasında, dışarıdan verilecek manyetik bir enerji o düzensizliği izole edebilir. Cinler, insanlara tasallut olurken, bu enerjilerin düzensizliğinden istifade ederler. İnsan vücudunda menfez dediğimiz olay, ruhun kaynağından çıkan enerji düzeninin bozulması demektir. Tecrübelerimde sabittir ki; insanın vücudunun sağ tarafı pozitif, sol tarafı negatif enerji yüklüdür. Ön taraf pozitif, arka taraf negatiftir. Manyetik enerji bir vücuttan diğer vücuda akıp geçebilir. Her insanda manyetik enerji vardır. Fakat, yaratılıştan gelen bir özellik olarak kimisinde fazla, kimisinde azdır. Bu enerji nefes, göz nazarı ve eller vasıtasıyla karşıya aktarılabilir. Manyetik enerjinin (biyoenerjinin) çeşitli hastalıklarda kullanılmasını şarlatanlık ile karıştırmamak gerekir.. Yani, biyo enerji sahibi olan kişi, elini karşıdaki insanın bedeni üzerinde gezdirirken, gerçek rahatsızlığı olan kişinin vücudundaki enerji bozukluğu ve dengesizliğini tespit edebilir. Ve duruma göre oraya ya eliyle, ya nefesiyle, ya gözleriyle belli bir enerji göndererek o problemi gidermeye çalışır. Biyoenerji konusunda özellikle Rusya, Azerbaycan, Bulgaristan bir hayli mesafe katetmiştir. Bizde ise, bu ilim daha yeni insanlığın hizmetine sunulmaya çalışılmaktadır. İnsan, Cenab-ı Hakk’ın muazzam bir sanatıdır, ilim ve teknoloji inkişaf ettikçe bu ortaya çıkmaktadır.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
İNSAN BEYNİNİN ENERJİ BOYUTU
Yaradılıştan gelen bir özellik olarak insan beynindeki akım ve enerji dalgaları, her insanda farklı frekanstadır. Gelişmiş ülkeler, insanların beyin yapılarına göre farklı akım ve enerji yaydığını ve buna göre insanlar arasındaki ilişkilerin samimim veya soğuk olduğunu ispatlamışlardır. Biz bunu fark etmeden günlük hayatta tatbik ederiz. Yani “şuna çok ısındım”, “bununla uyuşamıyorum” deriz. İnsan beyninin ürettiği enerji ile metafizik alemden gelen enerjiler birleştiğinde yoğunluk kazanır ve çevreye olumlu-olumsuz tarzda yansır. Karşıdaki kişi veya kişiler bu hale göre, ya huzur bulur ya da rahatsız olur.Beyin dalgalarının en çok tezahür ettiği yer, insanın gözleridir. Gözlerdeki manyetizma ve hipnotizma gücü, insanın beyninden kaynaklanır. Diğer çıkış yerleri, avuç içi, parmaklar ve insan nefesidir. İnsan beynindeki dalgalar düzensiz hale gelirse, bu rahatsızlık insan vücuduna maddi olarak yansıyabilir.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
BEYNİMİZ VE METAFİZİK

İnsanın düşünme,idrak,akıl merkezi beynidir.Beyniiimiz aynı zamanda bir nev’i elektrik üreten,belli frekanslarda enerji dalgaları yayan bir organımızdır.İnsana verilen en büyük nimetlerden biri de beyin fonksiyonunun sağlıklı bir şekilde işlemesidir..Beynindeki enerjide bir düzensizlik olan nice şizofreni,psikopat,paranoid kişiler,insanlar arasında dolaşmaktadır.Bunların büyük çoğunluğu maddi yönden sağlıklı insanlardır.Vücut fonksiyonlarının hepsi normaldir.Bu insanlar,beyin yönünden rahatsız vaziyettedirler. Ve zamanla ruhi yapılarında bozulmalar meydana gelir.Ruhi enerji sisteminde meydana gelen arıza,zaman içinde maddi vücuda da tesir eder,şahısta maddi rahatsızlıklar da başlar.eğer incelenebilse,birçok hastalığın sebeplerinin metafizik düzensizlikler olduğu görülecektir.
Yine,insanın düşünme enerjisi,insanın ruhuna tesir eder.Yani,düşüncemizde meydana gelen bir değişiklik,anında maddi vücudumuza ruh tarafından iletilir.Bu sebepten insan,iyi,güzel, ve hayırlı şeyleri düşünmeli;muhabbet ve sevgi yolunu izlemelidir.Akıl,ruh ve kalp arasında devamlı bir irtibatın olduğu bilinmelidir.Bu arada nefs denilen ve insanı metafizik alemden uzaklaştıtrıp,daima zevk,sefa ve eğlence isteyen bir potansiyel e6nerjinin de içimizde var olduğu unutulmamalıdır.Nefs,bizi maddi zevklere sürüklemeye çalışır.Ruh ise,akıl ve kalp ile beraber metafiziğe yönelmek ister.Bu arada ‘ala-yı illiyin’den,’esfel-i safililin’e,yani yüce makamlarla,aşağı mertebeler arasında gidip gelir.
Ayrıca bir sohbette bulunan herkes huzur buluyorsa,burada beyin enerjisinin dalga boylarının,meydana gelen atmosferin tesiriyle düzenli hale gelmesi söz konusudur.Amerika ve avrupada ‘psikoterapi’ denilen seanslar yapılmaktadır.
Bazı beyin fonksiyonlarında bozulma meydana gelmiş,huzursuz,telaşlı nice insanların gittikleri dini bir sohbetle,allah’ın insana olan nimetlerini ve şefkatini düşünmesiyle,ruhun beden ve cisme hakim olması sonucu bu huzursuzluğun gittiğini,her türlü ümitsizlik ve sıkıntıların izole olduğunu görürüz.
İnsanda aynı zamanda hayal denilen bir kabiliyet de vardır.Hayal etmeyle insan maddi bedenden,üç boyuttan kurtulur.Fezanın derinliklerinde adeta seyahat edebilir.hayal her ne kadar beynin işi gibi gözükse de,aslında ruhun metafizik alemdeki bir fonksiyonudur.
Ruh ve beyin;kin,garaz,öfke,düşmanlık gibi düşünceler taşıdığı müddetçe “Keskin sirke küpüne zarar vereir” misali zararı kendisi görür.insanın taşıdığı güzel düşünceler ise huzur,saadet ve mutluluk getirir.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
TAYY-I MEKAN (MEKANI AŞMAK)

Şehadet aleminde maddi ve cismani bir yapıya sahip olan insan,birçok Kayılarla sınırlanmıştır.Zaman ve mekanla kayıtlı insdan,yaratılış gereği manen en yüksek makamlara çıkabileceği gibi,en düşük seviyelere de inebilir.İnsan maddi kayıtlardan kurtulduğunda,yaşadığı an ile geçmiş arasındaki perdeyi kaldırmış olur.Ruh varlığıyla seyahat ettiği zaman,cinnilerin ve diğer ruhanilerin sür’atini geçer.Arz ile semavat arasında mesafe sıfıra iner.Bir anda birçok yerde temessül eder,görüntü verir.Ruh,cesetten soyutlanarak hür olursa,semavat kapısı ona açılır.İmam-ı rabbani,abdülkadir geylani,imam-ı azam,Muyiddin-i Arabi,Mevlana halid-i bağdadi ve birçok zatlar,Allah’ın (c.c.) kainata koyduğu kanunlar çerçevesinde fizik alemden,metafizik aleme geçmişlerdir.
Maddeyi mabud ittihaz edenler,ruhun vücuttan soyutlanarak fizik alemden metafizik aleme geçmesi karşısında sükut etmişlerdir. Ki,insan ruhu metafizik alemde,cinnilerden daha hızlı, dakha kabiliyetli,daha kuvvetlidir.Bu sebepten cinlerle görüşüp,onlarla işbirliği yapayım diyenlere cevabımız şudur: Allah (c.c.) insana verdiği kabiliyet ile insan,bütün ruhanilerin üstüne çıkabilir.Yeter ki Allah’ın (c.c.) yolunda, Kur’an-ı Kerim’in ışığında,sünnet-i seniyye rehberliğinde yürüsün.
 

harputlu

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2019
Mesajlar
2,464
Tepkime puanı
5,553
Puanları
118
TELEKİNEZİ VE BEDENSİZ CANLILAR

Bazı kişiler, telekinezi denilen metallerin eğilmesi olayını cinlere bağlar.Bu hatalı bir görüştür.Burada fiziki ve maddi tesirlerin dışında bir maddenin hareket etmesi olayı vardır.
Bugün bilim bunu tespit etmeye çalışıyor ki, insanın beyninde yaratılıştan gelen büyük bir güç ve enerji mevcuttur. Gelecekte şu an bilinmeyen bazı fiziki kanunlar bulunduğunda bu konular daha kolay izah edilecektir.
Piramitlerde kullanılan tonlarca ağırlığındaki taşları, Hz. Süleyman’ın sarayındaki tonlarca ağırlığındaki kayaları, oralara yerleştirmek için hangi fizik kanunları kullanıldı ise telekinezi olayında da aynı fizik kanunları geçerlidir.
 
Üst